Şehrin kapısını açıyoruz diyor ama ortada kapı mapı yok fakat insan sanki ortada bir kapı varmış gibi apaçık kapıyı görüyor. Görmekle kalmıyor adeta kapının açılma sesini duyuyor. Peki, kapı açılıyor mu? İnsanoğlu için görünmeyene ilgi her dönemde daima güncelliğini korumuştur, koruyor. Biz Müslümanlar görünmeyene zaten inanıyoruz fakat inanmadığını söyleyenler için de görünmeyenin esrarengiz gizemi sürekli etkisini sürdürüyor. Çağdaş dünya gizemli olabilmek için çok çeşitli ‘makyaj’ yapıyor. Üstelik insanları etkileyen ‘büyü’yü de gerçekleştiriyor.

Çelişki şurada; hem görünmeyene inanmamak hem de gizli kalmaya çalışmak! Örtüyü reddederken örtülü etki yaratmak için çeşitli materyalleri yürürlüğe koyuyor çağdaş insan. Bir kere önce ‘kıyafet politiği’ meydana getiriyor. Bunu bir sosyal dayatmayla ‘tek gerçek’ halinde her insana inandırıyor. İnandırırken birkaç simgeyi kalıcı hale getiriyor. Kravat ve takım elbise bunlardan ikisidir. Kravatla ‘insanın refah ve iyiliği’ tüm dünyada eşit gerçeklik olarak sunuluyor. Tersini düşünen için tekfir hazır; yoksul, dahası maddi anlamda durumu kötü. Takım elbisenin ise ilk etkisi ‘devlette çalışan’ hemen sonra ‘disiplinli düzen’ oluyor. Oysa bunun tersi de mümkündür ama hâlihazırda inandırıcılık düzeyinde değil. Farklı bir açı imkânsızmış gibi devre dışı bırakılmış durumda. Her iki simge aynı zamanda gücü temsil ediyor.

Yaygın ve ezici bir şekilde kullanılan, her ne hikmetse her devirde geçerliliği olan bir başka varlık ‘politiği’ ise makam… Tüm zamanların ‘sosyolojik politiği’ olan makam bütün görünmez kapıların anahtarıdır. Makam doğrudan doğruya gücü temsil ediyor. Gücün kaynağı pek de önemli değil. Meşruiyeti var ya da yok sorun dışı. Yani öyle görülüyor. Dahası görülmek isteniyor. Yeter ki makam olsun. Bu, ‘illa olsun’ olgusu insanları görünmez etki bakımından her şeyden fazla etkiliyor desek yeridir. Çağdaş insanın makamı varsa ‘gizemli güç’ olarak sosyal realiteyi dizayn etme büyüsüne kapılıyor. Oysa görünmeyene inanmadığı halde böyle yerleşik katılığa sonuna kadar bağlı kalmasının sebebi ilkel gizli etkileme gücüne inanmasıdır. İnancı yerli olmadığı halde kendisini yerlilere ‘beğendirmek uğruna’ varını yoğunu makama hasrediyor. Makam, yabancılaştığı gerçekliğe hükmetme mührünü eline verirken birtakım ‘boya’lar kullanmasına olanak sağlıyor. Fakat ‘boya’lar hem meşruiyeti sağlamıyor hem de gerçekliği. İnanmadığı halde dış etkilerle inanıyor görünüyor. Gizli güç istemi. Bu istemle ‘makyaj’ yapıyor. Etrafına yaydığı etkinin kaynağı sadece makam denilen ‘makyaj’dır.

Çağdaş insan görünmeyene inanmadığı halde oldukça şıktır. Burada da ‘atmosfer politiği’ devreye giriyor. Etrafa yayılan ‘gizem’ çeşitli aksesuarların ritüelinden meydana gelen ‘birleşik rüzgâr’ tonlamalarıdır. Her bir esinti farklı kolonilerden gelişerek atmosfere çeşitli ‘yapma rayiha’lar bırakıyor. Oysa çağdaş insan görünmeyene inanmadığı halde bu ‘yapma rayiha’ etkisine adeta bayılıyor. Açık saçık olduğu halde örtülü etki meydana getirmek için elinden geleni yapıyor. Bu, yerleşik sosyolojik düzenin dayattığı ‘böyle olmazsa olmaz’ algısı başka mümkünlerin meydana gelmesinin imkân dışı olduğu sanrısına yol açıyor. Bu sanrı tüm insanları aynı atmosfere yönlendiriyor. Atmosferi sarsan bir imkân hemen büyük bir insanlık sorunuymuş gibi müdahaleye açık hale getiriliyor. Sosyal realite sanrı sarmalında boğazı sıkılmış olsa da başka şekilde bakışın imkân dışı olduğu sürekli dayatılıyor. İşin ilginci insanlar bu dayatmaya fazlasıyla razı.

İnsanoğlu bu dünyada kendine çeşitli kamuflajlar edinerek kendi imkânlarını dondurma yoluna gidiyor. Oysa her şeyin tersi mümkün olduğu halde neden sosyal realite bazı dayatmaların katı düzeninden meydana gelsin ki.

Her zaman başka bir açı, bakış ve gerçeklik mümkündür!