Yarısına kadar dolu bir bardağın dolu kısmına bakarak bardakta su olduğunu, boş kısmına bakarak bardağın dolu olmadığını söylemek de mümkündür.. Her iki tesbitinde doğru tarafı vardır.. Tam doğru değerlendirme ise bardağının yarısının dolu yarısının boş olduğudur. Bu yarısı dolu bardak misalini ülke meselelerine de uygulamak mümkündür. Öyle ki; ekonomiden dış politikaya, iç politikadaki gelişmelere hep bu bardak benzetmesinden bakarak değerlendirme yapmak mümkündür. Bu arada, iktidarda olanlar bardağın hep dolu kısmına bakmayı ve bunu millete göstermeyi tercih ederken, muhalefet haklı olarak bardağın boş tarafına toplumun dikkatini çekerek ve bu yönde ortaya çıkabilecek sıkıntıları hatırlatmaktadır.. Bunu yaparken elbette felaket tellallğı yapmanın kimseye bir yararı olmaz.

Başbakan başta olmak üzere hükumet adına yapılan tüm açıklamalarda sürekli olarak pembe tablolar çiziliyor. Sanırsınız ki, ülkemizin iç ve dış borç stoku 400 milyar dolara dayanmamış, her yıl 50 milyar dolar borç faizi ödemek durumunda olan biz değiliz.. AB ile ilişkilerimiz iyiye gidiyor, bizi sürekli olarak istekleri ile köşeye sıkıştırmıyor, biz AByi sıkıştırıyoruz. Her bakımdan tam bağımsız, güçlü ve lider ülkeyiz.. Dünya üzerinde gelişmelerde belirleyiciyiz.. Halbuki gerçek böyle değil..

Söz gelimi 80 yılda verdiğimiz cari açık rakamının yüzde 50 fazlası AKP iktidarı döneminde gerçekleştiğini bile bile ekonomide iyi yolda olduğumuzu söylemek bardağın yarıya kadar dolu kısmına bakarak bile söylemek mümkün değildir. Çünkü, artan borç ülkenin geleceğini ipotek altına aldırmaktadır. Bunun da ötesinde bir ülkenin borç batağına saplanmış olması onun bağımsız hareket etmesini engelleyici en önemli husustur.

Ülkemiz 70 milyonu aşkın nüfusu, yer altı ve yerüstü zenginlikleri ile elbette büyük bir ülkedir.. Hatta güçlü bir ülke olmanın şartlarına sahiptir. Ancak kötü yönetimler sebebiyle gırtlağına kadar borça saplanmış bir ülkenin vatandaşlarıyız. Bu gerçeği bilmek, görmek durumundayız.. Görmezden gelmenin ülkeye hiçbir yararı olmaz. Sadece kendimizi kandırırız.

Dış dayatmalar karşısında yiğitce masaya yumruğu vurabilmek için güçlü ülke olmak mecburiyeti vardır.. Sürekli bardağın boş kısmına dikkat çekenler işte bu güçlü ülkenin oluşmasına katkıda bulunmaya çalışanlardır..

Doğru... Enflasyon düşmüştür.. Ama, devlete borç vererek oturdukları yerden rant sağlayanların durumunda bir değişiklik olmamıştır.. Onlar yine ülkenin tüm gelirlerini faiz olarak emmektedirler. Enflasyonun düşmesi ile milli gelirdeki dağılımda dar gelirlilerin payının arttığını sölemek mümkün mü

Zengin daha zengin olurken dar ve sabit gelirlilerin durumunun da iyiye gittiğini söyleyebilir miyiz

Geçtiğimiz günlerde Mersin Erdemli de limon üreticileri yol kesmiş traktörlerle getirdikleri limonları yola dökmüşlerdi. Sebep ise ürettikleri limonun kilosunu 10 kuruşa bile satamıyor olmaları ve devletin buna bir çözüm bulmasını istiyorlardı. Eski hesaba göre 100 bin liraya satacağı limon ile çiftçinin geçimini sağlaması mümkün olabilir mi Bu rakama yaptığı masrafı karşılaması mümkün değildi. Bir başka ifade ile limonu bu paraya belki sadece dalından toplatabilirlerdi.

Olayın hemen ardından Anamurda pazarda limonun 6 kilosu 1 YTLye alıcı bulamıyordu. Yani çiftçilerin söyledikleri gerçeğin ifadesiydi. Peki, üretici limonun kilosunu 10 yeni kuruşa satamazken büyükşehirlerde kaça satılıyor Demek istediğim o ki, özellikle tarım sektöründe büyük ölçüde çiftçi perişanlığa terkedilmiş durumda. Buna karşılık çiftçi satamazken tüketiciler tarım ürünlerini ucuza alabiliyorlar mı .. Üreticinin de tüketicinin de perişanlık yaşadığı bir ekonomide bardağın dolu kısmından bahsetmek nasıl mümkün olabilir