20. 8. 2013’da yazdığım “Gurbet İzlenimlerim” başlıklı yazımda Avrupa’da ilk İslâmî faaliyetlerin nasıl başladığı konusunda bilgiler vermiştim. Çeşitli ziyaretlerim sırasında dinlediklerimden harmanladığım bu yazı büyük ilgi gördü. Gazetemiz Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Mustafa Yıldırım Bey ve bazı okuyucularımın da teşviki üzerine olayın o yıllardaki kahramanlarıyla görüşüp birinci ağızdan bilgilenme ihtiyacını hissettim. Bu sebeple, Ahmet Rüştü Banaz, Dr. M. Şener Yücetürk, Selman Özçalışkan gibi kişilerle görüştüm. Hasan Damar ise hatıralarını kitaplaştırmıştı.

Türkiye’den Almanya’ya ilk işçi göçü 1961’de başlamış. Aynı yıllarda Avrupa’ya işçi gönderen Yunanistan ve Yugoslavya gibi ülkeler vatandaşlarının dinî ve sosyal ihtiyaçlarının  karşılanmasını şart koşmuşlar. Meselâ, 50 işçi için bir Ortodoks papazını beraberinde götürmüşler. Türkiye ise, hiçbir şart koşmamış. Adeta, vatandaşlarımıza “Avrupa’ya gidin de, nasıl giderseniz gidin, ne haliniz varsa görün” anlayışı ile göndermişler. Çoğu köy kökenli bu insanlara yarım saatlik seminer bile vermemiş, onları “döviz makinesi” olarak görmüşler.

Devletimizin bu anlamda sahiplenmediği gurbetçilerimiz için iş başa düşmüş. Çoğu karşılaştıkları bu yeni dünya karşısında afallamış. Oradaki ışıltılı, fakat içi boş zevk ve eğlence hayatına dalmışlar. İslâmî duyarlılığa sahip kişiler Müslümanlık görevlerini yapmaya çalışsa da bir başıboşluk yaşanmış.

İşçilerimiz, karşılaştıkları şoku atlatınca, kendilerinin de bir dinlerinin olduğunu hatırlamışlar. Bu konuda ciddi bir arayış başlamış. Kimliklerini kaybetmemenin yollarını konuşur duruma gelmişler.

Avrupa’da 3 Merkez İnsan

1960’lı yıllarda Almanya’da İslâmî kimlik mücadelesine öncülük etmiş üç merkez insan görüyoruz: Ahmet Rüştü Banaz, Dr. Zeynel Ȃbidin, Dr. Şener Yücetürk.

1. Ahmet Rüştü Banaz: Uşak’ın Banaz ilçesinden. 1967’de devletin en başarılı burslu öğrencilerinden biri olarak Atom Fiziği öğrenimi görmek için Almanya’nın Hannover Eyaleti’ne bağlı Braunschweig şehrindeki üniversiteye gitti. Goethe Üniversitesi Dil Okulu’nun dıştan gelen öğrencilerle yakından ilgilenip kültür ve medeniyetlerinin baskısı altına almak için misyoner gibi çalıştıklarını gördü. Öğrencileri, dindar Hıristiyan ailelerle buluşturduklarına şahit oldu.

Hatta bir ara Hıristiyanlık ile Müslümanlık arasında bocaladı. Sonuç olarak, “Ben Müslümanım, Müslüman kalmam lâzım” diyerek İslâmî kitapları okumaya başladı. Öğrendiklerini büyük bir titizlik içinde hemen uygulamaya başlardı. Okudukları sonucunda İslâm’ın en büyük hazine olduğunun farkına vardı. İslâm uğrunda büyük fedakârlıklar yaptı. Erbakan Hoca ile irtibat halinde oldu. Avrupa Millî Görüş’ün alt yapısının oluşmasını sağladı. Şimdi Cidde’de yaşıyor.

2. Dr. Zeynel Ȃbidin: Kerkük Türklerinden. Dedesi Osmanlı ordusunun Irak Cephesi’nde bulunmuş olup burada evlenerek Kerkük’te kaldı. Zeynel Ȃbidin 1937’de Kerkük’te doğdu. İyi bir aile eğitimi aldı. Tam bir Osmanlı hayranı. Irkçılıkla mücadele etti. Ümmet şuuru ile İslâm’ı yaşamayı benimsedi. Tıp Fakültesi’ni İstanbul’da okudu. 1960’ta ihtisas için Almanya’nın Hannover şehrine gitti. Avrupa’da Millî Görüş hareketinin kurulmasında büyük emeği geçti. AMGT’nin ilk genel başkanlığına seçildi. 1986’da vefat etti.

3. Dr. Şener Yücetürk: Bolulu olup lise ve tıp öğrenimini İstanbul’da yaptı. İstanbul’da iken Hasan Basri Çantay, Necip Fazıl, Nurettin Topçu, Celalettin Ökten, Mehmet Zahit Kodku, Ali Fuat Başgil gibi ilim ve fikir adamlarından istifade etti. Abdurrahman Güzelyazıcı’nın vaazlarından etkilendi. İhtisas yapmak için 1962’de Almanya’ya gitti. Almanya’da Büyük Doğu mecmualarının dağıtımını yaptı. Türkiye’den giden işçilerimizin kimliklerini unutmamaları için mücadele verdi, problemleriyle yakından ilgilendi. Şimdi Bolu’da yaşıyor.

İlk Cami Açılıyor

Sultan Abdülhamit döneminde, Berlin’de Şehitlik Camii, Paris’te sembolik bir mescit açılmış. Bu çeşit, Osmanlı dönemine ait birkaç cami dışında, Osmanlı sonrası ilk cami Hannover eyaletine bağlı Braunschweig şehrinde açılmış. Hikâyesi şöyle:

1960’lı yıllarda Türkiye ve İslâm dünyasından 100 kadar öğrenci Braunschweig Üniversitesi’ne girmiş. Zaman içinde bu öğrenciler teşkilâtlanma ihtiyacını duymuşlar. 1967’de Türkiye’den Ahmet Rüştü Banaz, Suriye’den mimarlık okuyan Rişi gibi öğrenciler öncülüğünde üniversite bünyesinde “Müslüman Talebeler Cemiyeti”ni kurmuşlar.

Cemiyet olarak üniversite rektörüne çıkıp mescit ihtiyaçlarını anlatmışlar. Rektör bu talebi anlayışla karşılamış. “Tabii” demiş, “Siz bizim misafirimizsiniz, gereğini yapacağım.” Rektör sözünü tutmuş, üniversite kampüsü içinde güzel bir yere büyük masraf ederek bir mescit yeri hazırlatmış.

İhlâslı ve fedakâr üniversiteli gençler ev ve mescitlerdeki sohbet ve birlikteliklerle çevresini genişletmişler. Kimliklerini muhafaza ederek öğrenimlerini sürdürmüşler.

Bu çalışmalar, işçilerimize yönelik de bir cami ihtiyacını ortaya çıkarmış. Duyarlı işçilerimizin gayreti, Müslüman Talebeler Cemiyeti’ndeki üniversitelilerin rehberliği ile resmî formaliteler tamamlanarak Braunschweig şehri 3 no.lu tramvayın son durağında Osmanlı sonrası Avrupa’da ilk cami açılmış. İşçiler için ulaşımı kolay olan bu caminin güzel bir semtte oluşu ve temizliği ile bir cazibe merkezi olmuş. Daha sonra kurulan camilere öncülük ve örneklik teşkil etmiş.