Ateş düştüğü yeri yakar diye bir söz vardır. Ateş elbette düştüğü yeri yakar, ama bu ateşin yaktığı yerin külü, dumanı, buğusu her yeri kuşatır, is eder, pus eder, pis eder… Geçtiğimiz günlerde hunharca öldürülen meslektaşının başında feveran eden bir kadının ağzından döküldü bu cümleler: “Neden korkunuz var, neden idam çıkarmıyorsunuz Kaç çocuğa daha tecavüz edilecek Kaç kadın daha kurşunlanacak Devletseniz çıkarın idamı. İdam istiyoruz. Artık yürüyemiyoruz yollarda. Türkiye’ye yalvarıyorum, Cumhuriyetime yalvarıyorum idam çıksın. Artık bu ülkede çocuk yapmaktan korkuyorum. Yalvarıyorum artık sesimizi duyurun. İyi haldi, bilmem neydi yeter... Giriyor iki ay yatıp çıkıyor. Bu nasıl bir adalet ”
Eğer bir ülke kendi kanunlarını yapacak, kendi adaletini ortaya koyacak bir zeminden çıkarılmışsa, o ülkede ne kanun kalır, ne nizam… Herkes, kendi adaletini uygulamaya kalkışır, herkes western filmlerindeki gibi elindeki silahla etrafa ayar vermeye çalışır. Kurtlar Vadisi, Eşkıya Dünyaya Hükümdar Olmaz gibi dizi filmler, daha çok, daha çok reyting alır. Çünkü adalet denilen kavramın devlet eliyle uygulanmadığı, eksik uygulandığı, yerine getirilmediği zehabına kapılan kitleler, bu algılarını bir şekilde başka yerlerde tatmin etme yoluna giderler. Kim kaldırdı idam cezasını Neden kaldırdı Önce bunu sorgulayacaksınız. “İdam geri gelsin” diye feveran etmeden önce, “İdamı geri getiremeyen, kendi kanununu yapamayan ya da milli, kültürel değerlerine yaslanarak değil, başkalarının kanunlarına kendisini uydurmaya çalışanlara” neden bunu yapıyorsunuz diye soracaksınız.
Türkiye’de idam cezası en son 1984 yılında uygulandı. 9 Ağustos 2002 tarih ve 4771 sayılı kanun ile (Avrupa Birliği 3. Uyum Paketi) idam cezası kaldırıldı. Hemen arkasından Türkiye Kasım 2003’te 6 no’lu ek protokolü onayladı. Nihayet, 14 Temmuz 2004 tarih ve 5218 sayılı kanunla Türkiye idam cezasını her koşulda mutlak olarak kaldırdı. Arkasından Şubat 2006’da 13 sayılı ek protokolü onayladı. Türkiye’de idam cezasının kaldırılmasının Abdullah Öcalan davası ile yakın ilişkisi vardı. Öcalan’a verilen idam cezası Yargıtay tarafından 29 Haziran 1999’da onaylanmasıyla kesinleşti. Ancak Başbakanlık kararı TBMM’ye göndermediğinden, kararın uygulanması için gereken kanun çıkmadı. Dolayısıyla uygulama ertelenmiş oldu. Bu arada Öcalan’ın avukatları 16 Şubat 1999’da AİHM’ye başvurdu. Kasım 1999’da AİHM’nin 1. Dairesi ihtiyati tedbir kararı verdi. Kararda, AİHM’nin davayı inceleyebilmesini sağlayabilmek amacıyla idam cezasının uygulanmaması öngörülüyordu. Türkiye karara uymayı kabul etti. AİHM’nin Büyük Dairesi 12 Mayıs 2005’te kararını açıkladığında Türkiye idam cezasını kaldırmış, 6 no’lu protokolü onaylamış, 13 no’lu protokolü ise imzalamıştı.
Yalvarsanız da, bağırsanız da durumun değişmeyeceğinin özeti budur.
Türkiye, yönünü Batı’ya doğru ayarlamıştır, AB’nin kapı kulu olmayı içine sindirmiştir ve kanunlarını da onların arzuladığı bir biçime sokabilmek için kendisine dayatılan her şeye imza atmıştır. Bağırmayın, çağırmayın… Bu zihniyet değişmedikçe idam cezası geri gelmez.
Bir toplumun bitişinin, tükenişinin, yok olmasının, nesillerinin karışmasının, nesebinin rezil rüsva edilmesinin temel noktası olan zinanın suç olmaktan neden çıkarıldığını biliyor musunuz peki Aynı gerekçelerle… AB’ye uyum yasaları çerçevesinde Türkiye’de aile kavramının göbeğine dinamit koyan “zinanın suç olmaktan çıkarılması” imza altına alınmıştır. Birlikte yaşama tescillenmiştir… Soy ağaçları yok edilmiştir… Ahlâk kavramı rafa kaldırılmıştır… Aile birliğine hançer sokulmuştur… Ar, namus, haya olarak özümüze koyduğumuz değerler, diziler eliyle birbirini aldatan rezil kahramanların ve senaryoların kurbanı edilmiş, sosyal yapı iflasa sürüklenmiştir. Adalet, adalet, adalet! Bu kafayla, hırsız, uğursuz, arsız, tecavüzcü, seri katil, cinsel istismar vb. haberleri izle izle bitmez!