Dünyanın kanını emen Siyonistlerden duyulmalıdır. Kana doymayan, kanmayan, kanla beslenen ve de kanın insan damarından farklı bir mecrada akmasını arzulayan ırkçı emperyalizmin gönüllü, bilinçli, gizli müntesiplerinden işitilmelidir. Hatta bu acı nedir bilmeyen güruh, çıkardıkları sesle, çaresizliklerine dair sitemle, dünya halklarının pervasızlığından şikâyetle tanınmalıdır. Ki Filistin ve Kudüs’le beraber yeryüzünü mekân bilen ama esaret altında tutulduğunu bile anlayamayan tüm insanlar özgür olabilsin!

Şehit Ahmet Yasin, ümmetin suskunluğunu en yüksek mercie şikayet eder. Onun kurduğu HAMAS, yirmi beş yıl sonra düzenli ordu haline gelip Allah’ın hak uğruna cehdetme emrini yerine getirse de bir ömür milli maç izler gibi Siyonist zulmü seyreden ümmet, er ya da geç hüsrana uğrayan zalimlerle birlikte işbirlikçilerinin, yandaşlarının, taşeronlarının da gömüldüğünü artık körlenmiş gözleriyle görmelidir. Hamaset, tezahürat, slogan gibi tribün ruhunun kar etmediği; seksen yıldır bangır bangır bağırılan ve artık klasikleşmiş Yahudi ajitasyonunun hakikati anlaşılmalıdır. Hiç olmazsa bu kez inananlar için tarih tekerrür etmeli, bir avuç mücahidin emeği karşılık bulmalıdır. Turist vizesiyle Kudüs’e giren (hani o Siyonist olmayıp toprak, mabet, ahit sandığı, üstün ırk davası gütmediği iddia edilen) Yahudilere, ağlama duvarı önünde ama bu kez tamamen samimiyetle gözyaşı dökme serbestisi sağlanmalıdır. Asrın şikayeti, dünyanın iplerini elinde tutan, hemen her ülkedeki kifayetsiz cambazlarını habire oynatan, bununla halkların gözünü boyayan Yahudi, Hıristiyan, Agnostik ve hatta Müslüman görünen Siyonistlerden duyulmalıdır.

Bir gerekliliği dile getirirken hamasetin fazla kullanışlı, biçimsiz, lüzumsuzca güçlü diline başvurmak hadsizlik olur. Ancak, dünyayı yaldızlı örümcek ağlarıyla saran aynı hamaset egemenliğinin gücüne gidecek işler yapmak, hayatın ve dünyanın gerçeğini gözler önüne sermek, adeta dünyanın gözüne sokmak ve hatta anlayabilenin yüzüne çarpmak bir avuç inançlı insana düşer. Bu da onların kaderidir. Kabullenip inanç doğrultusunda küfre karşı direnirken, sabrın artık yettiğini mert olana meydanın konuştuğunu izhar ederler. Nitekim gelinen noktada İsrail diye anılan terör yapılanmasının ne denli kıytırık; imanınsa ne kadar kavi olduğu anlaşılır. Bir milyar yedi yüz milyonu aşan İslam alemini bunca zaman sonra kendine getirebilme ihtimalini doğuran, en azından buna yönelik umudu biraz olsun canlandıran, dahası onlara dünyada konumlanmanın ve ahiret gerçeğinin nasılını öğreten ve sayıları iki milyonu bulmayan insanlar; iki milyar iki yüz milyonu aşan Hıristiyanlara da tüm diğer inanç mensuplarına da insanlığın geldiği ya da hep bulunduğu noktayı gösterir. Her kötülüğe teşne olan insanların, bunu bekledikleri söylenemez. Dünya halkları alıştırıldıkları üzere hep maruz kalır; başlarındakilerinse kahrolmasını umar. Kahroluş talebi neye karşı kimden istenir bilinmez ama kimse düşman bildiğini kahretmeye, kahrolmasını sağlayacak işler yapmaya, mesela işbirlikçilerine fırsat vermemeye yanaşmaz. İsrail’in yok olması muhtemelen Siyonistleri kahretmez; ancak yeryüzünde ne kadar işbirlikçisi, ortağı, stratejik müttefiki, taşeronu varsa ifşa edilmesi, onlara asla fırsat verilmemesi gayet ciddi bir kahır sebebidir. Ve yine anlaşılmalıdır ki pek meşhur ‘Kahrolsun İsrail’ sloganındaki temenni, şimdiki zamanda ancak inançlı insanların gayretiyle mümkün olur. Zaten fitne fücurla anılan, girdiği her toplumu ifsat eden bir millet olarak tanınmışsa, o halde kahrına kahır eklenir.

Şaron bitkisel bitkisel yaşayıp lobilerin, taşeronların, şubelerin, eşbaşkanların, işbirlikçilerin, iktisadi paydaşların suskunluğunu Yehova’sına şikayet edemediğine göre bu önemli vazife Netanyahu’nundur. Toplu halde ve aleni ağlayışlarının, kendilerine hiçbir zaman vaat edilmeyen metruk bir duvar dibinde münferit ve görece samimi sızlanışlarından daha makbul, daha efdal, çok daha faydalı olması umulur. Böylece güçten anlayacaklarına dair saptamanın nihai netice olarak gerçeklikle örtüşen isabeti anlaşılmış olur. Hem de yüzlerce gemi ile ticarete devam eden yerli ve milli, ille de Siyonist ama gizli işbirlikçiler faş edilmiş, seyrüsefer eyleyen gemiciklerinin ne taşıdığını belirten verilere erişimi kısıtlayan kararlar alıp haklarındaki tezleri kendiliklerinden doğrularken her ulusun esaret ve özgürlük hususunda titizlikle kendini sorgulaması gerekir.  Özgürlük, üstüne kurulan hiçbir tahakkümü kaldırmaz. Zulüm erbabı abat olmaz. Kendini dünyanın patronu zanneden vampir kılıklı varlıklara düşen adabıyla kahırdır. Acıdan, kandan, kanın damarlar dışında akışından, dehşetten, vahşetten hoşlanan halklar onlara katılabilir!