Ulusal hamasetin arkasına sığınıp özelde Müslümanları, genelde insanlığı yarı yolda bırakmaktır. Gerçekliğe bir kez sırt dönülünce gerisi gelir. Hayal evreninde yaşanmasa da kişisel hesapların, ticaretin, menfaatin kulu kölesi olup çıkılır. Sonrası verilen payeler, törenler, ödüller, karşılıklı iltifatlar, komplimanlar, ara sıra lüzumsuz çemkirişlerle yürür gider.

Tescilli bebek katilleriyle el sıkışıp, kurulu iş birliğini sürdürebilmek için bu kadar çaba sarf etmeye ne gerek var diye soran olmasa da koşturmalar, beyanlar, hezeyanlar hep o sorulmayan sorunun yanıtıdır. Cümle aralarında ansızın beliriveren sözcükler bu debelenişin sebebini ele verir. Görmeyen yine görmez, duymayan yine duymaz, duyumsamayan zaten vurdumduymazdır. Ancak mesele ümmetin suskunluğunu, duasını, çaresizliğini çoktan aşmış görünür. Dünya halkları, hakkı, hukuku, ahlakı ayaklar altına alan bir avuç hainin egemenliğinde, enkaz altından ses duyup hiçbir şey yapamayanların ruh halini yaşar. Bu elim ihanet karşısında zahiren enkazla karşılaşmak, yıkıntıların altında kalmak, can vermek o kadar da mühim görünmez. Çok daha önemlisi Akif’in vakti zamanında ‘zulmü alkışlamak, zalimi sevmek’ diye reddettiği şeyi kanıksayıp İsrail denen melun yapılanmanın meşruiyetini tanımak, korumaya çalışmaktır. Nasıl mı olur? Tarafsızlığı korumak edebiyatıyla kurulu iş birliklerini, menfaatleri, ticareti sürdürmek suretiyle... Müslüman bir topluluğu fütursuzca yeryüzünden kazımak beyanında bulunanlara geçmiş olsun dilemekle... Soykırım yapanlarla soykırıma uğrayanlar arasında arabuluculuk hikâyeleri okumakla... Ve dahi kimden, nereden replik çalmışlarsa, o arabuluculuk muhabbetlerine 1967 sınırlarına dönmeyi bulaştırmakla olur.

1967 sınırlarına dönmek istemek, işgalcilerin meşru, işgalin haklı, işgal edilen toprakların onların olduğunu kabul etmektir. İsrail denen şeyi devlet olarak tanımak, dünyanın muhtelif memleketlerinden çifte vatandaşlık vermek suretiyle Filistin topraklarına yığdığı insanları, işgal ettikleri coğrafyanın maliki olarak görmektir. Filistin’in yerli halkının azınlık olduğunu kabul etmek, gasbedilen toprakların ellerinden çıkışına razı olup daha azına, kalan kısma ikna etmeye çalışmaktır. Bu oyunun ve elbette ihanetin benzeri, şimdi rahmet okunan birileri eliyle yakın tarihte yaşatılır ama o satıcıların adını anıp kitlesel ve boş hamaseti celbetmenin âlemi yoktur. Hadsiz ufkun uzandığı yer, Filistin üstüne pazarlığa oturup onu satmadığı söylenenlerin mesela Bosna, Bulgaristan, Tunus ve hatta Kıbrıs üstüne ne konuştuğunu anmaz. Geçmiş denir geçilir. Bugünün ihaneti yüzyıl sonra muhtemelen rahmetle, hürmet ve muhabbetle yâd edilir!

İsrail adı verilen siyon yapılanmasının tamamen ortadan kaldırılması kimseyi incitmez. Aksine insanlığın şimdiki zamanı ve geleceği için rahmet olur. Bu asla antisemit değil, antisiyonist bir yaklaşımdır. Yeryüzünün herhangi bir yerinde Yahudiler varlığını sürdürür. Üstelik mutlu mesut, kimseye bulaşmadan, kimseyi katletmeden, sığındıkları toprakları biraz semirince gasbetmeden yaşam sürmeleri mümkündür. Nitekim tarihte ne olduklarını görüp Filistin’den yana tavır alan İspanya ve geçmişinin sorgusundan çekinip bugün müşfik bir hami kesilen Almanya dışında hemen her yerde huzur içinde yaşadıkları görülür. Güçten anladığı bilinen bir gayrimeşru yapının arabuluculukla, anlaşmayla, paylaşımla yola gelmesini beklemek abestir. Ve böylesine kritik zamanda, böylesine net, anlaşılır bir savaşın tarafı olmamak ihanet diye nitelenmelidir. Elzem olan bir şey için savaşa karşı olduğunu beyan etmek, konu üstüne kamera arkası dostluklar incinmesin için hezeyanlar döktürmek hem ayete mugayirdir hem de insanlığa aykırıdır. Müslümanlar nezdinde Hayber, insanlık nezdinde Filistin iyi anlaşılmalıdır. Sadece bugünün değil, geçmişin Hıristiyanlarının elinden çıkıp Selahaddin Eyyubi’nin özgürleştirdiği Kudüs doğru okunmalıdır. Hiç olmazsa Blinken isimli bir Siyonist ‘İsrail’in kendini savunmaya hakkı var’ dediğinde iş birliği korumak için paçaları tutuşan mevkidaşları “Filistin’in mi yok birader?” diyebilmelidir.

Çoktan kanıtlanmış bir tezdir ki İsrail denen bir şeyin varlığı dünyayı yaşanmaz kılan sorunlardan biridir. Hatta dünya halkları için sorun diye sıralanabilecek şeylerin başında gelir. “İsrail diye bir şey olmasa dünya o kadar da yaşanmayacak bir yer değil aslında…” diye söyler cennetmekân bir insanın evladı Bilali Yıldırım. Ve bu Siyonist yapılanmayı ülke, devlet, memleket diye tanımlamak gerekmez. Zira işgalle, lobiyle, gaspla oluşturulmuştur; lüzumsuz varlığını şiddetle, katliamla, kan dökerek sürdürür. İnsan yaşamını tehdit eden bir unsurdur. Yokluğu yardakçılarından, hamilerinden, iş birlikçilerinden başka kimseleri incitmez. Elzemdir.