Birkaç metrekarelik bir hücrede karanlıkta bir müddet tutulan mahkûm, ışıkla karşılaştığında görme duyusunu kısmen de olsa kaybettiğini fark eder. Birkaç yıl bir yana, birkaç günlüğüne bu hali yaşasa ışığa maruz kaldığında onun derhal kapatılmasını ister. Gözleri karanlığa alışmıştır; huzurlu, sessiz, müstağni karanlığını kaybetmekten korkar. Sonra bu durumun idamesi ve ikamesi için mevcut sistemi cansiparane savunur. Karanlık içinde yaşama hakkı elinden alınamaz ve karanlık hücresinin bekası tehlikededir. Hem iki öğün yemek, su ve tuvalet ihtiyacı karşılanmaktadır. Yaşamak için başka ne gerekir?
Sene, devir, asır hesabına vurulamayacak kadar her alanda geriye götürülmüş bir milletin, bir anda aydınlanıp salt sahanda çorbası kaynamıyor diye aç kalma korkusuyla yerleşik tercihlerini değiştirmesi beklenemez. Hem zaten hayli geriden seyreden gelişim seviyesi daha da düşmüşken bir tercihte bulunduğu sanrısı, kendisine öyle bir imkân tanındığı zannı, doğruya yönelik burun kıvırmasına sebeptir. Bir yandan hâkim gücün karşısında konumlanana yönelik hayli ciddi, hayli adi, seviyesiz karalama kampanyası, bahşedildiğini zannettiği varsayımsal konforu tehdit eder. Dolayısıyla ne tercihi değişir, ne durumu düzelir. Halinden şikâyet etmeye yeltendiği durumda daha kötüsünün gelmesi ihtimali onu aynı kararda tutar.
Daha beter yanmadıkça düzelmez zannedenler de aynı yanılgının pençesinde cebelleşir. Nitekim yandığını kabullenmeyen bir kitleye daha beterinin nasıl olabileceği, güveni, tehlikesizliği anlatılamaz. Şiddetli soğukların başlayacağı ve buna yönelik tedbirini alması gerektiği öğütlendiğinde kulağına hemencecik bu mevsimde dünyanın her yerinde şiddetli soğukların baş gösterdiği fısıldanır. Haliyle mevsim normallerinin altında seyreden bir hava kendileri için tehdit unsuru olmadığı gibi ona maruz kalmak da daha yaşanmadan normalleşir. Durum aslında pandemi adı verilen pandomim esnasında bolca görülen televizyon kj’si gibidir: Normale döner miyiz? O zamanlar tam da bu soruyla karşılaşan insanlar normalin ne olduğunu, neyin normalleşmesi gerektiğini, anormal bir hale neden sürüklendiğini sorgulamaktan aciz bırakılır. Normal olan, kitlelere kanıksatılan durumdur ki daha normalini kimse istemez!
Yıllar yılı her imkândan yoksun bırakılmış, sahip olduğu, olabileceği varlıkları çalınmış, hayatın nasıl yaşanması gerektiği unutturulmuş insanlar, güzel bir hayat vaat edenlerin neyden söz ettiklerini bile anlamaz. Böyle vaatlere tevessül edenler hem asrın yüklediği müktesebata göre yalancıdır hem de mevcut hayat konforunu bozmaya yeltenen iş bilmez kişilerdir! Ve hem de her mahkûm, gardiyanını seçmek hususunda özgür bırakılmalıdır ki her öğün hışmına uğranan o suratsız gardiyan, elbette yeni gelecek olan ne idüğü belirsiz gardiyandan daha hayırlı görünür! Gelecek olan belirsizdir; çünkü ataların çoktan toprak olmuş kemikleri, gelen gideni aratır diye fısıldar. Gidenin gittiğini görmek istemeyenler, gelmesi muhtemel olanın ne kadar kötü olabileceğiyle korkutur. Tuhaf olan, ilginç görünen, fecaat barındıran kötüden gayrısını görmemiş olanların işte buna ikna edilebilmesidir.
Babaların, dedelerin, sütninelerin hikâye anlatıp gayrısının gecenin bir yarısı onu dinlediği devirde büyütülen neslin numunesi biri, hâlihazırda çocukluğunda anlatılan o travmaların geçersizliğini; o buzdolabısız evinde gece kalkıp ayak yoluna doğru gittiğinde öcülerin geleceği korkusunu, bir şekilde kendisine bağladığı toplum üzerinde dener. Bağlayıcıdır, zira bir türlü terakki sağlayamamış, bir milim yol alamamış toplum, hâlâ aynı tür olaylarla, aynı vaatlerle, aynı yalanlarla kandırılmaya alışmış görünür. Milletin güzide ferdi soğan almakta zorlanır ama bilmem hangi drone’dan, elektrikli tayyareden, gazlı uçaktan, sazlı araçtan etkilenip uçuyoruz zanneder. Böylece tek parti dönemi bir yana tek adam rejiminde yaşayan insanlar, hâlâ fi tarihinin olumsuz örneğiyle korkutulup mevcudun tutarsızlığına, zulmüne, saçmalığına uyanmaz. Var olanı bir değer bilip onu korumak derdine düşer. Mahkûmdur, mahrumdur, sırasında maktul olmaya bile razıdır da durumu değiştirmek korkunçtur! Anayasa maddesi gibidir mübarek; değiştirilmez, değiştirilmesi düşünülemez, teklif bile edilemez. Daha da aşkındır; anayasalar değişir, lakin bu feci durum, bu tahakküm anlayışsızlığı değişmez.
İyiliğin organize olup belirli birliktelik anlayışı geliştirerek harekete geçmesi dahi şimdiki durumu değiştirmez. Bunun için ancak gücün yine iyi diye tanımlanabilenlerin eline geçmesi gerekir. Zira yönlendirilebilir kitle ancak güç çevresinde birleşir. Yönelişi celbedebilmek kitlenin de yönlendirenlerin de menfaatini aşar. Kanıksanmış açlığa ve hâkim olanın ispatlanmış şarlatanlığına rağmen uğrunda daha elim yokluğu göze almak standart cehaletle, vurdumduymazlıkla, kandırılmışlıkla açıklanamaz. Nihayet milletin istikbalini yine milletin kimi fertlerinin azim yoksunluğu ve kararsızlığı karartır.