Asrın Cinayeti

Abone Ol

     Öldürmek Yahudi’nin mayasında vardır. Ruhunda vardır denemez, çünkü ruh yoktur. Onda kesif bir ruhsuzluk hâkimdir. Cana kıymadan duramaz. Öldürmek, bozgunculuğun uç noktasıdır. Yeryüzünde bozgunculuk çıkarmak söz konusu kavimle özdeştir. Yahudi için topluluk anlamında kavim sözcüğü kullanılır. Kitap ise İsrailoğlu diye söyler. Yoksa bir dine inandığından Yahudi denmez. Millet olmanın da yanından geçmez. Bir ırka tutunduğu için bu ismi alır. Kadim bir varlık olduğunu zanneder. Varlığını temellendirmeye çalışır. Dolayısıyla her buluntuyu, her kalıntıyı kayda geçirir. İçeriği sürekli artan kitaplar üretir. Yeni bulduğu bir taş parçası, bir yıl önce bulup kayda geçirdiği, kitaba işlediği veriyi yalanlayabilir. Çıkarmaya gerek duymaz. Tutarsızlık mühim değildir. Mühim olan yalan yanlış da olsa sapkın öğretinin gelişmesidir. Gelişir. Öldürmekten geri durmaz. Sırf bu sebepten ‘öldürmeyeceksin’ emrine muhatap yegâne kavimdir. Millet değil, topluluktur. Bir toprakta tutunamama beceriksizliğini sürgün edilmek sanır. Toplumlar arasında tutunamaz, çünkü bulunduğu yeri ifsat eder. Sürgün edilmeye, gettolar oluşturup kendi içinde hezeyanlar yaşamaya ilahi anlamlar yükler. Her devrin mağdur görüntüsü veren canisi olmayı başarır. İnsanlık için sadece şimdiki zamanın sorunu değildir. Kısa Siyonizm tarihinden önce de aynı kıyıcılık söz konusudur. Geçmişinde peygamber öldürmekle bilinir. Onunla da övünür. Peygamber katletmekle kalmaz; peygambere katletmek eylemini de yükler. Ahlaksızlık etmekle kalmaz; meşru gördüğü ahlaksızlığı peygamberine de izafe eder. Hangi can, hangi insan, hangi değer varsa bozar. Bozamazsa öldürür. Kimse, yaşadığı dönemde onun bozgunculuğuna maruz kalmadığını iddia edemez. O kadar sağlam birini bulursa zaten katleder.

     Yahudi’nin işlediği cinayeti gerekçelendirmek gibi bir derdi bulunmaz. Haklılık ispatına da, mazerete de ihtiyacı yoktur. Zira karşısında konumlanan bir güç tanımaz. Bir düşman, bir hareket kabul etmez. İlle de birini düşman bilecekse onu kendi tayin eder. Tüm düşmanlaştırma politikaları ondan beslenir. Terör üretip muhatabı terörize etmek işten değildir. Gayrı düşmanlaştırmak soyut bir mihenktir. Onun tarafından düşmanlaştırılmayan cinayete de ortaktır. Yahudi, suyun başını tutmuştur ve akışı, akışın her aşamasını yönlendirme imkânını elinde bulundurur. Su, akışa engel teşkil edecek taşları yalayıp geçer. Yalanmış olmaktan tiksinti duymayan her taş kutsanmış sayılır. Kutsanamayanlar da akıntıya kapılıp yuvarlanır. Su, çer-çöp demeden ne varsa taşır. Akışkanlığa kapılan alüvyonlar, epey bir yol kat ettik, ilerledik zanneder. Muasır seviyesizlik, Yahudi değirmeninin çarkını döndürmeye yarar. Suyun ve akışkanlığın farkına varanlar Manavgat Çayı’nı konuşadursun, nice saman altından nice sular çağlayıp durur. Sular denizlere, denizler okyanuslara karışır. Yahudi’ye mal taşıyan şilepler, açık denizlerde görünmez olur. Herhalde onları sadece Yemen Ensarullah’ı fark eder. Deniz şenlenir.

     Cinayet görüntülerine karşı tepkisizlik buraların sorunudur. Halkın değil halka tahakküm kuranın meselesidir. Tepkisizlik için gayret gösterenin mücadelesidir. Halkın tepkisinin başına bela açacağından korkanın derdidir. Tepkisizliği sağlayanın bizzat kendisi sorundur. Sorun olan, Yahudi’ye işbirlikçilik etmekle kaimdir. Etrafında konuşlananlar da ona yalakalık eder. Yalakaların da yandaşları, gönüllü savunucuları bulunur. Tüm sorunlar, yalakalar ve yandaşlar, mükellef bir güç oluşturur. O güç mazlumun yanında görünüp zalime yardım eder. Mazlumun yanında selfie çekip zalime lojistik sağlar. Mazlumun başını okşayıp zalimle iş pişirir. Mazluma dua edip zalimi besler. Söylem, hep ‘tarafımız belli olsun’dur. Taraf, görünürde dua, gözden kaçan yerde menfaat derdidir. Söylem, İbrahim ateşine su taşıyan karıncadır. Ateşi harlama garantilidir.

     Şimdiki zamanda samimiyet resmen, alenen gemicik, ticaret, iş birliği sorgusundan geçer. Geçmeyen, çoktan yitirilmiş insanlığın şaşı bakan gözleri önünde mütemadiyen işlenen cinayetlerdir. Cinayete karşı cümleler kurulur. Caniliğe karşı söylem geliştirilir. Katledişe karşı sözler sarf edilir. Hiçbir söz, akan kanı durdurmaz. Zaten durdurmak diye bir dert yoktur. Kan üstüne kurulmuş ortaklıklar, kan dökücülerle yürütülen ticaret vardır. Söz, ilişkilerin süreğenliğine hizmet eder. Yunus ölmüştür, sala verilebilir, ancak söz savaş kesmez, baş kestirir, ağulanacak kadar aş yoktur ki yağ ile bal olsun. Aş, Refah şehrinin Mısır tarafında alıkonur. Birkaç kilometre ötede insanlar bombalarla parçalanmamışsa açlıktan ölür. Bu serencamı yaşatanların şüphesiz Allah belasını verir. İnsanlığı bu çaresizliğe sürükleyenlerin nihai mekânı şimdiden bellidir.