Yüreklerimizi birleştirmeye, gönül kapılarımızı birbirimize açmaya ihtiyacımız var. Geçmişin acılarını bize yeniden yaşatmak, gönüllerde kapanmaz yaralar açmak, ortak değerlerimizi ayrılığa, kin ve nefrete dönüştürmek isteyenlere tek yürek halinde gereken cevabı vermeliyiz. Artık Yüce Rabbimizin:
“Hepiniz el birlik ALLAH Teâlâ’nın ipi olan Kur’ân-ı Kerîm’e, İslâm’a sımsıkı sarılın. Ayrılığa düşmeyin…”
“ALLAH Teâlâ’ya ve O’nun Pey¬gamberine itaat edin. Birbirinizle çekişmeyin, yoksa korku ile zaafa, başarısızlığa düşersiniz ve kuvvetiniz, yardımınız kesilip devletiniz elden gider..”
“Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra parçalanıp ayrılığa düşenler gibi olmayın…”
Emirlerine kulak vermeliyiz.
Artık Sünnisiyle, Alevisiyle, Şiasıyla bütün Müslümanların birlik ve beraberlik içinde olmaları gerekir. Bağdat’ın 1258 yılında Hülagü tarafından yerle bir edilmesi ve bir milyondan fazla insanın öldürülmesinin sebebi: Cevdet Paşa’nın gayet veciz bir şekilde ifade ettiği gibi, “İslam milleti, hangi mezhepte olursa olsunlar, müşriklere karşı birlik içinde olup ta bunca asırlardan beri İslam’a merkezlik etmiş olan Daru’s-Selam yani Bağdat’ı, muhafazaya gayret edecekleri yerde mezhep kavgaları ile uğraştılar. Neticede yerle bir olunca, meydanda ne Sünni kaldı, ne Şii.”
Amerikanın körfez savaşında Bağdat’ı bombalaması, 2003 yılında işgal etmesi ve nihayet İsrail’in Gazze’yi bombalaması ve işgal etmesi yine aynı sebebten. Görüyoruz ki tarih tekerrür ediyor. Niçin İbret alınmıyor da ondan.
İlk insan ve ilk peygamber Hz. Adem (A.S.)dan bu yana 10 Muharrem aşûre günü, bir çok peygamberin hayatında önemli ve olumlu olayların gerçekleştiği ve ve onların ümmetleri için hep sevinç günü olmuştur. Pek çok peygamber bu mübarek günde tehlikelerden kurtulmuş, düşmanları da helak edilmiştir. Yalnız bir istisna yıl var ki, işte o sene yüreklerin tâ iç kısmına kan damlamıştır ki, İslâm tarihinde Resûlullah (S.A.V.) Efendimizin sevgili torunu Hz. Hüseyin (R.A.)nun Kerbelâ’da şehit edilmesi, bu üzücü hâdise de bu güne tesadüf etmiştir. Hz. Hüseyin (R.A.)nun şehâdeti gibi, İslâm tarihinin bu en yürek paralayıcı hâdisesi maalesef 10 Muharrem H. 61’de; M. 10 Ekim 680’de vukubulmuştur.
Önce kısaca Hz.Hüseyin (R.A.)yu tanıtalım. Hz.Hüseyin (R.A.), Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimizin torunu, Hz. Fâtıma (R.Anha) ile Hz. Ali (R.A.)nun küçük oğlu, Kerbelâ şehidi.
5 Şaban Hicri 4, miladi 10 Ocak 626 yılında Medine-i Münevvere’de doğdu. “Şehîd” lakabıyla meşhurdur. Göğsünden aşağısının dedesine çok benzediği rivayet edilir. Doğduğu zaman Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz, ağabeyi Hz. Hasan (R.A.)ya yaptığı gibi o güne kadar Araplar’ca pek bilinmeyen adını kulağına bizzat ezan okuyarak koydu ve doğumunun yedinci gününde akîka kurbanı kestirip Hz.Fâtıma (R.Anha)dan saçının ağırlığınca fakirlere gümüş dağıtmasını istedi. Hz.Hüseyin (R.A.), ağabeyi Hz. Hasan (R.A.) ile birlikte tabiînden Ebû Abdurrahman es-Sülemî’den kıraat öğrendi, dedesiyle annesinden ve babasından, ayrıca Hz. Ömer (R.A.)den ve diğer bazı sahâbîlerden sekiz hadis-i şerif rivayet etti.
Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz, iki torununa son derece düşkün olup onları çok sever, isteklerini tereddütsüz yerine getirir, onlarla oyun oynar, sırtına bindirip gezdirir, hatta secdede iken üstüne çıktıklarında inmelerine kadar beklerdi.
MEHMET TALU