Müslümanlara açık ve net konuşuyorum:

Halkının Müslüman olduğu bir ülkede din âlimleri ve tasavvuf erbabı bozulursa o ülkenin iflâh olması mümkün değildir. Çünkü âlimler ve şeyhler Müslüman halkın rehberleridir. Ümmeti Kur an ve Sünnet yolundan yürütecek olanlar bu iki rehberdir.

Televizyon ekranlarında şebekler gibi arz-ı endam edip "İslâmcı yazar", "İslâmcı profesör" diye tanıtılan hokkabazlar (istisnaları hariç) İslâm âlimi olamazlar; Müslüman halkı asla temsil edemezler. Küfrü zâhir yazarlar karşı taraftan "İslâmcı yazar" sıfatıyla tanıtılıyorlar. Ne de "İslâmcı"lar bunlar ya!

Kimi "tarikat şeyhlerinin" yaptıkları da belli. Böylelerine tarikat şeyhi ifadesinden çok barikat ekip âmiri demek daha yerinde olur. (Ehil olanların ancak hürmetle ellerinden öperiz.)

Bir kısımcık da olsalar günümüzün bu "âlim" ve "şeyh" taslakları "rahat yaşamayı" putlaştırmışlardır. Onun için, böylelerinin vermedikleri taviz kalmamıştır. Sırf rahat edelim düşüncesi adamların felsefesi olmuştur. Rahatlık, zamanımızdaki insanların taparcasına bağlı oldukları konfor, lüks, tüketim illeti demektir. Peygamberimiz Efendimiz in: "Dünyada rahatlık yoktur" emrine kulaklar tıkatılmıştır.

Bilinmesi gereken asıl rahat ve tatil Cennet tedir. Bu iki sınıfın (âlim ve tasavvuf erbabının) gâfilleri ahireti unutmuş dünyayı rahat mekânı yapmak hevesine kapılmışlardır. Elbette bu da bir nev i sapıklıktır. Evlerinin helâları ve banyoları saray yavrusu gibi olanlardan halka önderlik yapmaları beklenemez.

Bir kaç metrelik kefenli küçük bir çukura boylu boyunca yatacaklarını düşünmeyen gâfiller ehl-i dünya karşısında takla üstüne takla atıyorlar. Bunların İslâm a verdikleri zararı sürü içine dalan canavarlar bile bu derece sürüyü tahrip edemiyorlar.

Mevlana bir şiirinde:

"Kelâmından mâlum olur kişinin kendi miktarı" demiştir. İnsanın ahlâkî seviyesine sözleri bir ölçüdür. Vıcık vıcık sözler ateşte yanmış yemeğe benzer. Hiçbir itibar edilir tarafı olmaz. Büyükler, "bir kantar ilim, bir okka edebe muhtaçtır" demişlerdir. Onun için karakteri bozuklardan âlim olmaz; olsa olsa âlim taslakları olur.

"Kendini ısıtmayan soba, başkalarını ısıtmaz" atasözümüz iyice düşünülmelidir. Unutmamak lâzım: Takvasız ilimde bir değer olsaydı, şeytan mahlûkatın en şereflisi olurdu; olamadı, olamazdı da.

Birşeyler bildiği halde yaşantısı bozuk olanı Kur an-ı Kerim, Bel am bin Baûra nın şahsında "Sıcak bir günde dili dışarı sarkmış bir durumda soluyan itler"e benzetmektedir. (Araf Sûresi, Âyet: 176) Ülkemizde bozulan âlimler ve tasavvuf erbabını başka nereye oturtabiliriz ki

TAVSİYE

Okuyucularımdan Nur Menekşe Yıldızturan ın "Gül Bahçelerinde AhmedMuhammed" isimli şiir kitabını okumanızı tavsiye ederim. Râsûlüllah aşkının işlendiği şiirlerin Peygamberimiz aşkınızı heyecanlaştıracağını düşünüyorum.

İrtibat tel: Yasin Yayınları 0 212 635 30 55