Kainattaki ahenk ve nizamı tesis eden Cenabı Hak, sosyal hayatta ahenk ve nizamı adaletle sağlama görevini akıl ve muhakeme sahibi insana vermiştir. İnsan, kendine verilen görevleri yerine getirmek üzere mütenasip yeteneklerle donatılmıştır. Cenabı Hak, beden ve ruhtan oluşan insana "düşünme", "hissetme", "irade" ve "ünsiyet" yetenekleri vermiştir. Ayrıca insana, farklı iki alternatif arasında tercih özgürlüğü verilmiştir. Eğer insan, dünya hayatında adaleti tesis ederek, barış ve dayanışmayı sağlayan "ıslah" görevini tercih ederse imtihanı kazanacaktır. Şayet, yeryüzünde haksızlıklara ve çatışmalara yol açar, bozgunculuk yaparak, "ifsada" sebep olursa imtihanı kaybedeceği bildirilmiştir. Tercih kendisinindir. Bu açıdan dünya, geçim değil seçim yeridir.

Islah, sosyal hayatta iyi ve güzelin yaygınlaştırılması, insanlara doğru bilginin aktarılması, faydalı ve yararlı olan mal ve hizmetlerin üretilmesi ve nimet-külfetin adil paylaşılması ile sağlanır. Fesat ise, kötülük ve çirkinliklerin yaygınlaştırılması, insanların yalan ve yanlış bilgilerle yönlendirilmesi, kaynakların israf edilerek faydasız ve yararsız mal ve hizmetlerin üretilmesi ve baskı dayatma ile haksızlıkların sürekli kılınmasıyla sosyal dengenin bozulmasını ifade eder.

Hak merkezli medeniyetler insanı bütün sosyal faaliyetlerin merkezine yerleştirmişlerdir. Hukukun üstünlüğünü esas olarak kabul edilmiş; insanın görev ve sorumlulukları net olarak belirlenmiştir. Kuvvet merkezli medeniyetlerde toplumun siyasi ve iktisadi gücünü zorla ve hile ile ele geçiren egemen çevreler sosyal hayattın yönünü ve gidişatını belirlemeye çalışmışlardır.  Bilinmelidir ki; ıslah, bu temel kurumların asli görevlerini yapmaları ile sağlanacaktır.

Yeryüzünde barış ve huzuru sağlamaya çalışan muslihler, dini ve ahlaki kurumların iyi ve güzeli yaymalarına, ilmi kurumların doğruları ortaya koymalarına, iktisadi kurumların faydalı ve yararlı olan mal ve hizmetlerin üretilmesine ve siyasi kurumların da adaleti tesis etmelerine çalışırlar. Çünkü barış, adaletle tesis edilir, sevgi ve dayanışma ile sürekli kılınır. Sevgi ise, nimet-külfetin adil paylaşılmasıyla eylemlere yansır. İşte buradaki külfetten kaçmak, nimetten kaçmaktır, sevgiden kaçmaktır, barıştan uzaklaşmaktır. Aslında külfetten kaçmak, teslim olmamaktır. Kendi iç barışını sağlayamayan nasıl ıslah edici (muslih) olabilir ki

Üye olmak bir külfettir, abone olmak bir külfettir, görev almak bir külfettir. Günlük gazete külfeti olan 50 kuruştan kaçan, yeni bir dünyadan nasıl bahsedebilir Aylık üyelik külfeti olan 50 liradan kaçan, Yeniden Büyük Türkiye den nasıl dem vurabilir Kendisine verilen görev külfetinden kaçan yaşanabilir bir Türkiyeyi nasıl kurabilir Bu külfetten kaçanlar olsa da bu hedefler gerçekleşecektir, çünkü hepsi nimettir. Kaçış ise sadece, külfete teslim olanın işini zorlaştıracaktır.

Külfetten kaçanlar önce teslim olanlarla barışmalıdır. Teslim olanın işi, teslim olduğu için kolay iken neden zorlaştırıyoruz Islah yolunda ifsat ederek ifsadın en büyüğünü işleyenlere sesleniyoruz: ya bir yol bulun (bulanların adresleri belli), ya bir yol açın (teslim olun ve külfete katlanın), ya da yoldan çekilin! Çünkü; ancak teslim olan ıslah edebilir. Diğerleri ise ifrat ve tefrittir. Tarih boyunca sosyal hayat içinde iktisadi sorunların çözümü için çeşitli müesseseler kurulmuş ve bu müesseseler yardımıyla ihtiyaçlar karşılanmıştır.

Gönüllü işbirliği ve dayanışma temel esas olmuştur. İnsanlar, sorumlulukları arttıkça İslam a (teslimiyete), Müslümanlar ise sorumluluklarını yerine getirdikçe Allah a yakın olmuşlardır. Kurdukları medeniyet ise; akılla nakli, ilimle dini barıştırarak, sosyal kurumlar arasında denge sağlamıştır.

Yeryüzünde yoksulluk ve sefaleti ortadan kaldıracak, kaynakların adil paylaşımına ortam hazırlayacak, bir medeniyetin öncülüğünü yapma potansiyeline ve tarihi birikimine sahip bizler, teslimiyet gerçeğinin farkına henüz varmamış görünüyoruz. Milli Görüş ün; bir teslimiyet merkezi, teşkilatların ise teslimiyetin adresi olduğu unutulmamalıdır. Bilelim ki, ancak teslim olan ıslah edebilir. Kendisine sahip olamayan, hiçbir şeye sahip olmamalıdır. Çünkü, kontrolsüz güç,  güç değildir.