Müslümanlar belgesel kıvamında bir hayat yaşamaya

başladılar. Daha doğrusu belgesel izler gibi olayları izlemeye çalışıyorlar.

Malumunuzdur balık avlama mevsimi başladı ülkemizde. Balıkçılar vira bismillah

deyip denizlere açıldılar. Tonlarca balık tutuyorlar haliyle. Denizlerimiz

emeklerinin karşılığını esirgemiyor verdikçe veriyor balıkçılarımıza. Artık

denizlerden sadece balık çıkmıyor şimdilerde. Geçenlerde kıyılarımıza canlılar

vurdu ölü bedenleriyle. Bunlar balina, yunus değildi ne yazık ki zulümden

kaçanların cansız bedenleriydi. Kim bilir belki balık olsaydılar daha çok ses

getirirlerdi, gündemi daha fazla işgal ederlerdi. Zalim batılılar bile ayağa

kalkar ve onları kurtarmak için seferber olurlardı.

Batılılar daha dün çocuk parkında oynayan minik

yavruların kıyıda cansız yatışlarını haber kanallarından izlediler. Ümmetin

derdiyle dertlenmesi gereken Müslümanlar da izlediler onlar gibi. Sosyal medyadan

birkaç duygu yüklü, resimli paylaşım ve iştahım kaçtı, yemek yiyemedim,

gözlerim doldu gibi birkaç cümleyle dertlerine derman olduklarını sandılar o

zavallıcıkların. Hele bir de bu paylaşım beğeni aldıysa değmeyin keyiflerine!

Hislerini ne kadar güzel ifade etmişler, başkaları da o hisli cümleleri

beğenmiş ve paylaşmışlardı. Böylece birbirlerine duygularını ifade ederek

sorunu çözeceklerine öylesine inanmışlar ki. Kimine belgesel tadında hisler

uyandırdı bu olay. Denizde yaşayıp karada yuvası olan canlıları izler gibi

izlediler. Sanki Caretta Carettalar gelmişti sahilimize de yumurta

bırakacaklardı o denli belgesel tadındaydı her şey. O cesetler gırtlağımıza bir

yumru düğümleyip, böğrümüze bir hançer saplamalıydı. Başaramadılar! Müslümanlar

sadece belgesel izler gibi izliyordu. Gündemi bir süreliğine işgal ettiler ve

unutuldular.

Yine ölümler var mazlum coğrafyada. Ve yine zalimler at

koşturuyor, kan döküyorlar barış ve kardeşliğin var olması gereken topraklarda.

Üstelik demokrasi getiriyorlardı zalim diktatörlerin olduğu diyarlara. Bizler

de onların bu masalına inanıverdik sanki masal dinleme yaşındaymışçasına. Oysa

bizler bir duvarın tuğlaları gibiydik. Bir gedik olduğunda duvarın

yıkılacağından korkar ve gediği kapatırdık. Bir vücudun azaları gibiydik bir

uzvun acısını tüm beden hissederdi. Ne çabuk değiştik, nasıl dönüştük bu

derece Hangi ara temel değerlerimizde ve hassas olduğumuz konularda bizi bu

kadar değiştirdiler Değişime uğrayan beyinler, giderek yaşantıda eylemden çok

söyleme dönük cümleler bize bir şeylerin yanlış gittiğini, uyanmamız

gerektiğini hatırlatmaya yetmiyor mu Sürekli cenaze namazı mı kılacak İslam

diyarı Yetmedi mi bunca ölü, bunca zulüm

Müslümanlar artık ayağa kalkarak İslam Birliği için bir

şeyler yapmalılar. Sosyal medyada ağıt yakarak bir yere varamayız.

Kardeşlerimiz orada ölürken bizler burada sıcacık yuvalarımızda, ekran başında

gözyaşı dökerek bu birliği kuramayız. Her gün cenaze namazı kılsak, ağıtlar

yaksak da ne bir yaraya merhem ne de bir derde deva olabiliriz. Çözüm ümmetin

birleşmesinde ve bir arada olmasında olduğuna göre önce İslam Birliğini

sağlamamız lazım. Bunun için de evvela kendimiz inanacağız bu birliğin olması

gerektiğine ki başkalarını da inandıralım. Kendimizi inandırmak için de ilk

olarak beynimizle, algılarımızla oynayanların oyunlarını boşa çıkarmamız

gerekiyor. Eğer itikadi noktada bir sıkıntı yoksa zaten ikna olmamız çok zor

değil. Üstelik D-8 gibi muazzam bir oluşum elimizin altındayken. Birliğe

atılmış böyle bir adım varken beklemenin ne anlamı var ki Sadece istemek ve o

rahat koltuklarımızdan kalkıp harekete geçmemiz yeterli olacaktır. Fakat bunu

sağlamak için önce şuurlu biri olmalı ve böyle bir ideali içimizde her daim

taze tutmalıyız. Gelin geçmişteki hatalarımızdan dolayı bir tövbe istiğfar çekelim

ve hemen, şimdi harekete geçelim. Unutmayalım ki tüm uyuyanları uyandırmak için

birinin uyanık kalması yeterlidir

Araba markası gibi hastalık

Osman Yüksel Serdengeçti nin yakalandığı Parkinson

hastalığının belirtilerinden biri de titremedir. Özellikle ellerin, kolların

titremesi çok göze batıcıdır.

Osman Yüksel kendindeki bu belirtileri görüp üzülen

dostlarına şöyle dermiş:

Atalarımız, Ey Türk titre ve kendine dön! diye buyruk

verdiler. Biz de buna uyarak öyle bir titredik ki bir daha kendimize dönemedik.

Yine Parkinson hastalığı için şu espriyi yaparmış:

Araba markası gibi isim. İnsan bunun bir hastalık adı

olduğunu bilmese, keşke benim de bir Parkinson um olsa demekten kendini alamaz

yahu!

İlgilisine Notlar:

* Düşünün bakalım televizyon karşısında muhallebi gibi

gevşemiş bir Müslümanda değil cihad etmek, acaba kalkıp bir farzı ifa edecek

kuvvet ve istek kalmış mıdır Cahit Zarifoğlu

* Söylenmesi gerekeni, söylemeye değmiyor. Kulaklar

kalbe uzaksa            Ebubekir Eroğlu

* Akıl, bir işin sonunu düşünmektir. Yani kârını,

zararını çok iyi hesap ederek bir işe girmektir. Çünkü son pişmanlık para

etmeyecektir. Ve ah keşke sözleri akılsızlığın neticesidir.

Necmettin Erbakan