‘Ama o daha çocuk, test çözmeden nasıl durabilir ki?!’

Abone Ol

TEOG kalktı, fakat endişesi hâlâ devam ediyor. Ne sınavmış be! Varlığı ile kaygı, yokluğu ile endişe, çokluğu ile tedirginlik yaşatıyor millete. Bırakın mırın kırın etmeyi kardeşim, ‘sınav kalktı’ ifadesini bir devlet büyüğümüzün ağzından işitmek bile güzel.

Ne demek ‘iyi de yerine ne koyacaksınız’?

Velev ki hiçbir şey koyulmayacak, velev ki başka bir çözüm bulunacak, ne fark eder ki?

Bu memlekette çocuklarımızı o sınavdan bu sınava döndürüp duran sisteme ‘yeter!’ demek az bir şey mi!

Alabildiğine abartılmış bir yorgunluğu çocuklara başarı diye sunmak onlara belki de yapılabilecek en büyük haksızlık.

Çocukluk ve gençlik süreçleri berhava olmuş bir sürü insan doldurmuş sokakları.

Her şey daha güzel bir yaşlılık geçirmek için.

Düşünmek, taşınmak mı? Şimdi bunların hiç sırası değil. Çocuklar sınava hazırlanıyor çünkü. Ağlamak, gülmek, çiçeklere su vermek, güneşin doğuşunu izlemek, eve gelen misafirlere “hoş geldin” demek, duvardaki saate bir an için bakmak… Bunların hiçbirisinin şimdi zamanı değil.

Çocuklar sınava hazırlanıyor, rahatsız etmeyelim. Ne bitmez olağanüstü haldir bu, ne tükenmez sıkıyönetim.

İnsanlarla, doğayla ve de aşkın olan şeylerle irtibatını sıfırlamış sadece kazanacağı sınava endekslenmiş bir kuşak ne büyük bir kayıp, ne feci bir başarısızlık içerisindedir oysa.

‘TEOG kalktı, iyi de şimdi yerine ne koyacağız’ diyenlerin aklına ve insafına şaşarım.

Şimdi şöyle bir arkanıza yaslanın önce, sonra derin bir nefes alın, bir liseye gitmeye hazırlanan çocuğunuzu da bilgisayarın başından kaldırıp sokağa salın.

Sınavsız dolaşasın şehrin bütün caddelerini, dört yanlışın bir doğruyu götürmediği vadilere doğru açılsın, sınavsız yudumlasın bir kır kahvesinde çayını, bırakın bir yaşına daha girsin sınavsız.

Bu satırların yazarı gibi sınava bile sınavsız hazırlansınlar. Kazanmanın da kaybetmenin de tanımını değiştiriyor dünya. Korkmayın, TEOG’suz bir dünyada biz nasıl yaşayacağız diye. Kaygıda ve endişede motivasyon arayanlar yanıldılar bu zamana dek. Çünkü ikisi de çocuklarımızın içerisinde uyanmamış ihtirası uyandırdı egoyu gereksiz yere şişmanlattı.

“Başkasından bana ne” ya da “o olmasın ben olayım” kompleksleri yeniden nüksetmeye başladı.

İyilik ve değer kavramları başarı hanesinde hiçbir paya sahip olmayan kavramlardır.

İyi insan olmanızın karneye ya da diplomaya yansıyan hiçbir karşılığı yoktur.

Öyleyse “değerler ve iyi insan olma” uğruna zaman geçirmenin ya da gayret sarf etmenin sınav sistemiyle hedeflenen noktaya ulaşmada hiçbir faydası yoktur.

Yürümeyi bilmeyen çocuklara uzak hedeflere ulaşmaları için uçma dersleri vermek kadar abes bir iştir bu.

Veli soruyor hâlâ, ‘benim çocuğum sınava nasıl hazırlanacak, o daha küçük, test çözmeden duramaz ki!..’ ‘Alışacak hanımefendi alışacak’ diyorum çaresiz.

Bastıramadığı annelik şefkatiyle yeniden aynı şeyi söylüyor: ‘Ama o daha çocuk, test çözmeden nasıl durabilir ki?’

‘Bir müddet eline yap-boz verebilirsiniz’ diyorum. İyice üsteliyor veli: ‘Nasıl olacak, o bozmasını bilmez ki!’ Duraksıyorum, elimdeki kalem veliye sanki en iyi cevap olmak için pat diye yere düşüyor aniden.

Birden parlak bir fikir geliyor aklıma : ‘Hanımefendi’ diyorum, ‘ bir müddet şıklarla konuşun çocuğunuzla, test çözmemeye alışıncaya kadar’

‘Şık olur mu bu peki?’ diye soruyor kadın.

Susuyorum. Kadın ne dediğimi anlamış gibi uzaklaşıyor yanımdan.

Susmanın her zaman “hiç biri” şıkkına tekabül ettiğini çok iyi biliyor olmalı.

Uzaklaştıkça çarpan kederli bir sınıf annesinin kalbini kim aralayabilir, çözülmeden bırakılmış boş bir sınav kâğıdı kadar?