Tecrübelerden istifade edip esaslı bir duruş, başkaldırı ve eylem sergilemek ya da hiç üzerine koymadan en iyi tabirle alelade bir yaşam sürüp yok olmak!..

***

Günümüz Müslümanları artık bir karar vermeliler; ya süfli kazanımlar girdabında dibe vurup yok olacaklar ve Rabbimiz (azze ve celle) bizlerin başına tıpkı geçmiş kavimlerin başına gelenleri getirecek ya da esaslı bir duruş sergileyerek başkaldırı ile dünya düzenini Müslümanlar lehine çevirecek bir eylem ortaya koyacaklar…

Tek bir ümmet olması gereken Müslümanlar ne yazık ki onlarca farklı ve her biri bir diğerini tekfir eden, aşağılayan, hiçe sayan, değer vermeyen fırkaya bölünmüş/ayrılmış durumdalar…

Bu durumun elbette birden çok sebebi var ve fakat en temel sebep nefislerin kabarttığı iktidar hırsıdır… İktidar hırsı kavgayı kaçınılmaz kılar ve zaten teyakkuzda bekleyen düşman bu durumu lehine kullanmak için vakit kaybetmeden devreye girer… Tıpkı Arabistan yarımadasının elimizden çıkması örnekliğinde olduğu gibi…

Malumunuz, Şerif Hüseyin Arabistan Krallığı hülyası ile yanıp tutuşuyordu… Bu durumun farkına varan ve Osmanlı’yı savaşlarla yok edemeyeceğini anlayan İngiliz – Son 100 yıldır dünya düzensizliğinin baş aktörü… Nerede kan ve gözyaşı varsa bilin ki oradan bir İngiliz geçmiştir… Ya da bir Kızılderili atasözü ile özetlersek, “Bir derede iki balık kavga ediyorsa, bilin ki oradan az önce uzun bacaklı bir İngiliz geçmiştir…” - Şerif Hüseyin’i vaatlerle kandırarak Osmanlı’ya karşı ayaklandırmış, Hüseyin’e karşı da bugünkü Suud ailesini ayaklandırarak mevcut durumun senaryosunu yazmıştı…

Konu derin ve bir köşe yazısına sığmayacak kadar geniş…

Hülasa, dağıldık!..

Nasıl ki, dünyanın altın oranı Mekke ve Kabe ise siyasi oranı da – uyum ve ahenk açısından merkezi- Kudüs ve Mescid-i Aksa’dır… Kudüs Müslümanların elinden çıktı, dünyanın ahengi bozuldu… Müslümanlar Kudüs’ü kaybetti, birlik ve dirlikleri tarumar oldu… Kudüs esirken, fetih duygusuyla yanan ve yanması gereken yürekler, iktidar hırsının demir parmaklıkları arkasına sıkışıp kaldı, ümmetin her biri ayrı bir baş sanır oldu kendini; tıpkı Halil Cibran’ın dediği gibi:

Sıkmadığı üzümün şırasını içen millete yazık.

İşlemediği pamuğun kumaşını giyen millete yazık.

Bin parçaya bölünmüş, her parçası kendisini millet sanan millete yazık.

Kılıçla kütük arasına sıkışmadan, başını kaldırmayan millete yazık.

Başlar kılıçla kütük arasına sıkışmadan onurlu başkaldırı zamanı şimdi…

Ve bu ancak Kudüs’te yeniden cem olmakla mümkün!..

Ve bu ancak Kudüs esirgen durmaksızın çalışmakla mümkün!..

Ve bu ancak KUDÜS KARDEŞLİĞİ ile mümkün!..

Gelin, farklı renklerimizle, dillerimizle “Kudüs kardeşi” olalım ve Kudüs’ü özgür kılmak için yarını beklemeyelim…