İnsan aklının bu kadar dengesizleşebileceği, düşünme yetisini yitireceğini kim düşünebilirdi? Bir bulamaca dönüşen şu ortamda sağlıklı düşünenlerin sayısının azaldığı, düşünenlerin, rahat bir ortam bulamadığı ve hatta konuşmaya ürktüğü varsayılabilir miydi? Madem soruyoruz demek ki ortada bir sorun var.

Günübirlik yaşanmıyor, anlık yaşanıyor. Dalgalar ne yandan ve yönden esiyorsa ona göre tutum ve tavırlar değişiyor. İnsanlar renkten renge, hâlden hâle giriyor.

İnsanların itibarının artık bir önemi yok. Günün havası ve koşulları her şeyi belirliyor. Bu kadar çarpık, karmaşık, tersyüz olmuş zihinler içinde sağlıklı düşünebilme ruh hâli kalmıyor.

Medya papazlarının uyutma ve uyuşturma gücünden midir, kitlelerin bu hâle gelişinin ortak ruh hâli ve düzlemi midir bu olup bitenler. Bu karmaşa ve kaosta söz söylemenin de bir anlamı yok duygusu ağır basıyor. Hakiki sözler, düşünüşler çok yalnız kalıyor.

Dua Allah’a bir sığınmadır. İnsanın çaresi olmayınca tek sığınak.

Kitlelerin bu hâlde olmasının asıl nedeni nedir?

Slogan ve uyutma duygusunun ağır basması çok şeyin üstünü örtüyor. Ortamı belirleyen görsel ve sözlü medyanın düşüncesizce havaya üfürülmüş sloganlarla, güçsüz insanların tatmin olmaları için en iyi neden.

İslâm’ın hakiki sözcüleri düşüncelerini hâl diliyle anlatırlar. Hiçbir dalgaya kapılmazlar. Tefekkür ederler, tartarlar. Neyin doğru veya yanlış olduğunu önceden sezerler. Cihat ruhunu asla terk etmezler. Cihatlarının asıl amacı insanı kazanmak, bilinen yolculuklarını sürdürmek, yönlerini bozmamak için kendileri de aynı yolun yolcusu olurlar. Yolun kısa olmadığını, içinde bulunulan anın geçici olduğunu bilirler. Nefretten, düşmanlıktan uzak dururlar. İnsanı canı yanmasın, kanı akmasın, iyilik ve güzellikler ağırlık kazansın için çırpınırlar.

Kana doymayanlar kansız duramaz, düşmanı artırmak için nefret dilinden kaçınmazlar, geleceklerini, çıkarlarını, konumlarını korumak adına saldırgan olmayı tercih ederler. Varlık nedenleri budur.

İslâm milletinin parçalanması, bölünmesi, küçük çıkar gruplarının bölünmesi ve kullanılması için büyük çaba gösterirler.

Akıl ve zihinleri karıştıran ortamlar onlar için belirleyicidir.

Sahih ve samimi Müslüman nasıl insanlarla dost olunur, nasıl bir yol ile yolculuk yaparsa insanların gönlünü alır ona bakarlar. Karıncayı incitmeyen insan insanı asla incitmez. Onun gönlünün kapısını aralamaya bakar.

İslâm milletinin inancının gereklerine karşın bu kadar da mı parçalanacaktı, birbirinden nefret edecekti, hasım ve düşman kesilecekti? Ne günlerden geçtik ne günlere doğru gidiyoruz. Bu milletin gençliğinin birbirini öldürerek geleceklerini tüketmeleri beklenir miydi? Beklendi ve oldu. Her dönemin bir gerekçesi oluştu. En sıradan durumlarda birbirine hasım kesildi.

Kendisini İslâmcı bilenler aralarında parti, mezhep gibi basit nedenlerle birbirine düşürüldü. Çıkar iktidarının ağırlığı onları için çok daha önemliydi. İyilik ve güzellik yarışına girmek yerine nefreti artırıcı olanına kapıldılar.

Derdimiz insanlık adına Müslümanlar ve Müslüman geçinenlerle. Sofralarını, evlerini, barklarını, mahallelerini değiştiren Müslümanlarla. Emperyalizmin güdümündeki, yönlendirmesindeki savrulmalarla olanlarla. Olanı biteni görmeyen sadece günün toz dumanı içindekilere göre bildikleri sandıklarla avunanlarla.

Çember daralıyor, emperyalizmi dört bir yandan, her hâl ve durumuyla insanları kuşatmış bulunuyor. Dünyeviliğin tadına varanlarla. Nefs muhasebesini yapmayanlarla.

Allah’ım aklımıza, inancımıza ve duruşumuza mukayyet ol. Sığınağımız sensin, kitabın ve elçindir.