Bismillahirrahmanirrahim
Âlemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allah’a hamt, Peygamberimize, âline ve sahabelerine salât ve selam ederiz.
Günümüzde topyekûn olarak Müslümanlar; zihnen, ahlaken, manen, ilmen, iktisaden, adalet ve hukukta, eğitimde, medeniyet değerlerinde, uluslararası ilişkilerde İslam’ca olandan kopmuş, Allah’a güvenmeyenlerin din ve düzenlerinde saadet arar hale gelmiştir. Bunun yanlış bir tercih olduğu söylendiğinde de, akla hayale gelmeyecek bahaneler ileri sürerek kendilerini savunabiliyorlar. Allah’ın biz insanlardan istediği şey, Allah’a güvenmeyen Batılıların; inkârcı ve ırkçı Yahudilerin, müşrik Hıristiyanların cahiliye medeniyetlerine ve zulüm düzenlerine tabi olmak değildir. Bütün Müslümanları, şu ayet üzerinden bu konuyu yeniden düşünmeye davet ederiz. Nisâ 136: “Ey iman edenler, Allah’a, Peygamberine, Peygamberine indirmiş olduğu kitaba, gerek daha evvel indirdiği kitaba iman edip güvenin. Kim Allah’ı, meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini, ahiret gününü inkâr ederse uzak bir sapıklığın içine düşmüştür.” Burada iman edenlere iman ediniz deniliyor. Buradaki birinci imanı tasdik, ikinci imanı güvenmek ve teslim olmak olarak okumak gerekir. Bunun manası şudur. Bir Müslüman; ilhamını Allah’tan, Peygamberden, kitaptan almayan hiçbir inanca, ahlaka, ilme, eğitime, ekonomik düzene, adalet ve hukuka, siyasete güvenip taraftar olamaz. Olursa sapıtmış olurlar. Bu sapıklık kimi zaman açıktan inkâr, bazen hak ile batılı birbirine karıştıran şirk, bazen de hak görünümlü nifak olarak ortaya çıkar. Bu üç sapıklığın içinde en tehlikeli olanı, nifak ve münafıklık şeklinde ortaya çıkandır. Biz Müslümanlar, Kur’an’ın kavramlarını Batılıların yüklediği manalar ile anlamaya çalıştığımızdan, duracağımız yeri şaşırıyor, Allah’a güvenmeyenlerin düzenine rıza gösterebiliyoruz. Bu bizi, iman bakımından sıkıntılı bir duruma sokuyor. Sultan Hamid’i tahtından indiren İttihat ve Terakki çizgisi ki bu çizgi Allah’a güvenmeyenlerin çizgisidir, günümüze kadar farklı görüntüler ile devam etmiştir. Sırasıyla, CHP, Demokrat Parti, Adalet Partisi, MHP, ANAP, DSP, DYP gibi partiler, İttihat ve Terakki hareketinin temsilcileri olarak görev yapmışlardır. Şimdi bu çizgi AK Parti tarafından farklı bir şekilde sürdürülmektedir. Türkiye’de İttihat ve Terakki çizgisine muhalif tek hareket Millî Görüş hareketidir ve bu hareket bugün Saadet Partisi tarafından temsil edilmektedir.
NE YAPTILAR
İttihat ve Terakki, Allah’a güvenmeyen Batı ve Siyonizm adına yıkım yapmak üzere kurulmuş fesat kuruluşudur. Bu fesat kuruluşu ile Sultan Hamid’i tahtan indirdiler. Osmanlı’yı yıktılar. Türkiye’yi ve İslam dünyasını İslam’dan uzaklaştırdılar. Azıcık tarih okuyanlar, okuduğu bilgileri Kur’an’la ölçenler, Türkiye’nin bugün geldiği noktaya hangi kadroların marifetiyle getirildiğini anlar. Bunlar, kullandıkları kadrolar vasıtasıyla Türkiye’yi aç ve işsiz bıraktılar, borca esir ettiler, AB yaslarıyla fert ve toplumu Kur’an ahlakından, maneviyattan uzaklaştırdılar. Faizci kapitalist düzen uygulamalarıyla imalat sanayisini, tarım ve hayvancılığı, üretimin altyapısını çökerttiler. Milletimizi kutuplaştırarak birbirine düşman ettiler. Materyalist eğitimle milletin İslam ile bağını zayıflattılar. Muhafazakârların yönettiği televizyonlar ile aile yapısını tahrip ettiler. Bunu, Türkiye’yi bölüp parçalamak ve önemli bir kısmını, kurmayı planladıkları “Büyük İsrail’e” vilayet yapmak için yaptılar. Devleti, ağır borç altına sokarak çökerttiler. Vatandaşı, bugünkü bankacılık sistemi ile faizli kredilerle borçlandırdılar. Tüketim üzerinden alınan vergilerle milleti fakirleştirdiler. Milleti topraktan kopardılar. Kurdukları hile rejimleriyle esir aldılar, faizci düzen ile de köleleştirdiler. Müslüman milletimizin, oynanan bu büyük oyunu görmesi gerekir. Yeniden tarihteki şerefli yerini almak için milletimizin Millî Görüş’e dönmekten başka çaresi yoktur. İslamsız saadet olmaz. Bu, Allah’a iman edip güvenenlerin uğrunda mücadele edeceği hakikattir.
KİMİN KULUYUZ?
Rabbimiz, “Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım” buyuruyor.
Allah’a kul olmak ve bu şuurla hayatı yaşamak, bütün esaretlerden kurtulup hürriyetin tadını çıkarmaktır. Kulluk; Allah’a güvenmektir. Allah’a güvenmeyenin kulluğu boşunadır.
Kulluk; Allah ve Resulünün bildirdiği emir ve yasaklar karşısında tam bir teslimiyetle “işittik ve itaat ettik” diyebilmektir. Kulluk; faizden, kumardan, zinadan, içkiden, hırsızlıktan, kul hakkı yemekten, israftan, tartı ve ölçüyü bozmaktan, haram gıdadan, Yahudileri ve Hıristiyanları veli edinmekten, zalimi sırdaş edinmekten, şirkten, nifaktan ve nankörlükten sakınmaktır. Allah’tan başkasına kulluk sapıklıktır ve nankörlüktür. Yunus 18: “O nankörler, Allah’tan başka kendilerine ne bir zarar, kendilerine ne de bir fayda veremeyecek olan şeylere kulluk ederler. Bir de: ‘Bunlar Allah katında bizim şefatçılarımızdır’ derler. De ki: ‘Siz, Allah’a göklerde ve yerde bilmeyeceği bir şey mi haber veriyorsunuz?’ Haşa, Allah, onların ortak koştukları her şeyden çok uzaktır, çok yücedir.” Kulluk; Allah’ın kulları için razı olduğu İslam’a itikat ve düzen olarak teslim olmaktır. İslam’ın düzeni Adil Düzen’dir. Hüküm kaymada, saadet yolunu göstermede Allah tek güzeldir. Allah’ın sözünü, diğer bütün sözlerin üstünde tutmak, şeytan ve adamlarının çıkardığı fitne ateşini söndürmek için cihat etmek kulluğun zirvesidir. Kulluk; bütün kötülüklerle mücadele etmektir. Müslüman; kötülüklere yardım ve yataklık eden inkârcılara, müşrik ve münafıklara karşı mücadele etmenin görevlisidir. Tevbe 73: “Ey Peygamber, hak dini inkâr eden kâfirlere ve Müslüman görünerek İslam’a karşı gizli eylem planları ve eylem yapan münafıklara karşı canınızla, mallarınızı harcamakta sınır tanımayarak cihat et. Onlara karşı, katı, sert, kararlı ve tavizsiz davran. Onların mekânları cehennemdir. Orası ne kötü bir cezalandırma ve nihai dönüş yeridir.” Kulluk; Allah’ın verdiği her türlü görevi disiplin ve ciddiyet içinde şuurla yerine getirmektir. Bizler, iktidar ve kırmızı koltuklar uğruna Yahudi ve Hıristiyanların tekliflerine boyun eğenlerin peşine takılan nasipsizlerden olamayız. Selam hidayete tabi olanlara…