BAZEN sözler son bulur, kifayetsiz kalır. İnsan her şeyin
bittiğini düşünür. Aslında her şey işte tam o his çöreklenmeye başladığı yerde
başlar. İnsan neyi kaybettiğini, neyi yanlış yaptığını sormaya başladığında kaybettiği
ile bulunduğu hal arasındaki mesafeyi daraltmış ve cevaba bir nebze olsun
yaklaşmış olur. Bugün insanı en çok yoran şey, günlük hayatta yaptığı öz
çekimler kadar, öz muhasebe yapamamasıdır. Öz eleştiriden anlaşılan ise insanın
kendi kusurlarını örtmek için başkasının yaptığı ve yapmadığı ile ilgili
düşüncelerini ortaya sererek kendi mesuliyetini kamufle etmektir. Böylelikle
suçlu bulunmuş, ceza kesilmiş ve insan kendini rahatlatmıştır. Zamane insanları
için bireyselliğin en zirve noktası mesuliyetsiz bir hayatı yaşayabilmektir.
Kimseyle paylaşmak zorunda olmadığı sorumsuz ama bir o kadar da yakıcı, yıkıcı
bir yaşam biçiminin, bencil sularında yüzmekten geçiyor.
Ne zaman birisi gelip hadi öz eleştiri yapalım dese
korkuyorum, çünkü yine bir yıkım süreci başlayacak diyorum. Çünkü öz eleştiri
her defasında gaz gidene kadar, içinin ateşi sönene kadar nefsin dışındaki
herkese kıymaktır. Amaçsız konuşmalar bütünüdür. Şahıslar ve olaylar etrafında
dönmekten başka bir şey değildir. Zamanın girdabında sonuçsuz hareketlerdir.
Korkum ise adeta ıskalamak üzere açılan fasılların bir bir karartılmasından
kaynaklanıyor. Gerçi bizde eleştiri de sancılı bir konudur. Ya yakıcı bir
karalama işi ya da yüceltmek cilalamak için yapılan bir iştir. Oysa muhasebe
etmek dediğimiz durum aslında hesabın kendi nefsimizin sınırları içerisinde
cereyan etmesidir. Kendine çeki düzen vermek için hesaba duran kişi karakterini
ayağa kaldırır, hayatını istikamet üzere yaşamak için bir sayfa açmıştır. Bir
taraftan hatalarla yüzleşip gerekli dersler çıkartılmış diğer taraftan da
zayıflıklar tespit edilerek tedbirler alınmış olur. Nefis dizginlenmiş, yol kat
edilmiş olur. Nefsin önünde dururken başka düşman arama ve ne olmak istediğine
karar ver. Başkalarını yenen kişi güçlüdür, kendini yenen kişi ise
kahramandır. ***
Sevgili dostum, gel içinden geçtiğimiz zamanın tozuna
kirine aldanmadan içimizdeki kirleri pisleri bir bir ayıklayalım. Dünya
gerçeklerinin(!) bulaştığı kursağımızdan başlayarak kendimizi bir çek edelim.
Ne kadar temiz bir sayfaya sahibiz. Kaybettiğimizi kendimizde mi yoksa ötemizde
mi arıyoruz İçimizin kaynayan kazanları kimi kaynatıyor Tembel, şişko
nefsimizi mi yoksa tertemiz gençlerin saf emeklerini mi Hangi garibanın
inancı, umudu üzerinden ellerimizi ovuşturuyoruz. Bu dünyaya ne kadar kıymet
biçiyoruz. Yaşamak değimiz şey aynı şey mi Dünya bizim için kaç gün İşte
sorular birbirini kovalamaya başladı. Ama bildiğim bir şey var, o da bu
dünyanın iki gün olduğuna dair. Doğduğun ve öldüğün gün... Mutlu mest günler ve
hüzünlü, zorlu günler. İkisi de yalın kat gelip, yalın kat gitmeyi yani üryan
gelip, üryan gitmeyi anlatıyor.
İşte önümüzde açılan kapıdan giriyoruz ve o iki günün de
vakti olduğunu öğreniyoruz. Dünya nimetlerinin geldiği andan başlayan o mesut
günler imtihanın bir günüdür. Sabır ve düzgün iş tutularak geçildiğinde büyük
kazançlara vesile olur. Diğeri de dünya nimetleri gidip, bir bir imtihan
sebepleri karşımıza döküldüğünde gelen karmaşık durumlar ve duyguların günüdür.
İşte bu durumu da üzüntü, ümitsizliğe kapılmadan, kendini paralamadan metanetle
ve şükürle geçireceğin bir zamandır. İşte dünyadaki her şeyin bir vakti
olduğunu anlıyorsun, yeter ki üstüne düşenleri bihakkın yerine getir. Her şeyin
bir zamanı ve gök altında olan her işin bir vakti var. Doğmanın vakti, ölmenin
vakti, aramanın, bulmanın, yitirmenin vakti var. Yeter ki yürümesini bil Ve
unutma! Allah yükleyecek biz taşıyacağız. Hoşça bakın zatınıza
---
*Kemal Tahir,
** Paul Valery
*** Lao Tse
Ne olduklarını bilmeyenler, ne dediklerini de bilmezler. **
Taş Gemi
Bize Kadar
1. Önce kendinle barış. Sonra ailen ve akrabalarınla
barış. Sonra mahallende sevilen sayılan biri ol. Güven ver insanlara, güler
yüzlü ol, selam ver.
2. Toplantılara çok daha düzenli ve işini yapmış olarak
gel, mazeret üretme.
3. Bir köşede pasif durma, katılımcı ol, şikâyet etme,
çöz.
4. Yeni insanlarla tanış, onlarla paylaş, gönül yap.
5. Sanal ve poz mücahidi olma, gerçek ol. Cehd et.
6. Facebook ve tweetter da insanlara küfretme,
insanları anla. Sonra en güzel şekilde
anlat, polemiğe girme.
7. İnsanlara uzak durma yaklaş ve kimseyi inancı, dili,
rengi veya aidiyetleri ile yargılama, ötekileştirme.
8. Başkalarına özenme, kişilerle değil zihniyetle
mücadele et. Tecrit ve tehdit etme, sözü en güzel şekilde söyle.
9. Yıkıcı değil, yapıcı ol
10. Muhasebe et, derlen, demlen ve affet. Sonra yeniden
başla
Dağların arka yüzündeyim,
Ne bir fazla,
Ne bir eksik,
Yaşıyorum.
(Adem Turan)
Dağarcık
Şehirler vasıtalar etrafında inşa edildiklerinde insan
ayağı değersizleştirilmiş olur. Okullar öğretmeye soyunduklarında kendini
yetiştirme kaybolur. Ve hastaneler zor durumda olan herkesi kendi bünyelerine
aldıklarında yeni bir ölme biçimi var olur. (İvan İllich)