Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, Habertürk’te katıldığı yayında emekliler ve kademeli emeklilikle ilgili, “Biz şu an mevcut aktüeryal dengeyi nasıl sağlayabiliriz, emeklilerimize aylıkları düzenli nasıl ödeyebiliriz, sağlık hizmetlerini sürdürülebilir hale nasıl getirebiliriz, bunun telaşı ve çalışması içerisindeyiz. Burada aslında bir mağduriyet söz konusu değil. Mağduriyetle ön plana çıkmak sağlıklı bir tarz değildir” açıklaması hem ülkenin geldiği durumu özetlemesi hem de adalet anlayışındaki yanlış bakışı göstermesi açısından önemlidir.

Bakan’ın açıklamasında iki husus dikkati çekmektedir:

1-     Mevcut iktidar, emekli maaşlarını vermekte dahi zorlanmaktadır.

2-     Kademeli emeklilikteki mağduriyet, iktidar tarafından yahut Bakan tarafından makul görülmektedir.

Mevcut iktidarın Bakan’ına göre emekli maaşlarını düzenli ödeyebilmek, sağlık hizmetlerini sürdürebilmek için bir telaş yaşanmaktaymış. Eğer bu ülke, emekli maaşlarını ödemekte zorlanıyorsa ekonomik olarak çökmüş demektir. Yıllarca emeklilerin, AK Parti iktidarını desteklemeyi rasyonel hale getirmek için “CHP gelirse maaşlarımızı alamayız” sloganı, Bakan’ın son açıklamalarıyla AK Parti iktidarında gerçekleşecek gibi duruyor. Bakan’ın açıklamasından anlaşılan budur…

Oysa, çalışanların ve emeklilerin ülkenin sırtına yük olduğu hiçbir dönem olmamıştır. Hatta, bu ülke, çalışanların ve emeklilerin tarihindeki en değerli dönemini yaşamıştır. REFAHYOL iktidarı Başbakanı Prof. Dr. Necmettin Erbakan ve kabinesinin bütün çalışanlara devasa maaş artışı ile denk bütçeyi yaptığı bu değerli dönem hâlâ hafızalardadır.

Erbakan Hoca tarafından, memur emeklilerine bir yılda %116, işçi emeklilerine %121 ve Bağ-Kur emeklilerine %221 reel maaş zammı yapılmıştır. Çalışan memurlara bir yılda %130, çalışan işçilere ise %102 maaş artışı gerçekleştirmiştir.

Bir taraftan TÜİK hesaplama yöntemini menfi yönde değiştireceksiniz…

Diğer yandan, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası (SSGSS) Kanunu’nun değiştirilerek 17 Nisan 2008 yılında çıkartılan 5754 sayılı kanun ile:

1-     Emeklilik bağlanma oranını düşüreceksiniz ki buna göre, 2008 öncesi emekli aylığı bağlanma oranı %70-75 bandındayken, 2008 sonrası için %45-50 bandına düşürülmüştür. Bu, yüzde 30-35 oranında bir düşüş demektir.

2-     Emeklilik güncelleme katsayısını düşüreceksiniz ki, buna göre 17 Nisan 2008 yılında çıkartılan 5754 sayılı kanun ile güncelleme katsayısı da düşürülmüştür. 2008 öncesi kazançlar güncellenirken TÜFE ve büyüme oranının yüzde 100’ü hesaba katılmaktaydı. Yani büyümenin tamamı güncelleme katsayısına katılıyordu. Böylece ülkedeki büyüme ve refahın tamamından emekli pay alabiliyordu. 2008’de çıkartılan kanun ile büyüme oranının sadece yüzde 30’u emekli aylığına yansımakta, yüzde 70’i hesaba katılmamaktadır. Buradaki ise bu sene itibarıyla %30-35 civarında öngörülmektedir.

Yani, TÜİK’in enflasyon sepeti değiştirilmiş, 2008 yılında çıkartılan kanunla emeklilik bağlanma oranı %70-75’ten %45-50’ye düşürülmüş; emeklilerin büyümeden aldığı pay %100’den %30’a düşürülmüştür. Bunlardan da öte 17 Nisan 2008’de çıkartılan kanunun ceremesini emekliler bugün daha fazla etkilenerek özel sektör için 31 Aralık 2024, kamu için 14 Ocak 2025 yılından önce emekli olanlar (2008 öncesine göre kesintiye uğramış olsa da) standart emekli maaşı alacakken; özel sektör için 1 Ocak 2025, kamu için 15 Ocak 2025 tarihinden sonra emekliliği gelen yahut şartlar gereği bu tarihlerden sonra emeklilik dilekçesi verenlerin maaşları %30-35 civarında düşmüştür. İnsanlar sürekli prim ödememesine rağmen emeklilik maaşı düşer hale getirilmiştir.

Netice itibarıyla: Emekli maaşları, yapılan düzenlemelerle en dip noktaya düşürülmüştür. Demek ki, daha önceki iktidarlar dönemlerindeki “TÜİK hesaplama yöntemi, emeklilik bağlanma oranı, emeklilik güncelleme katsayısı ve emeklilerin büyümeden aldığı oran” değişitirilmemiş olsaydı bugün emekli maaşlarının ödenmesi mümkün olmayacakmış.

Emekli maaşları düşürülebilecek en dibe getirilmesine rağmen maaşları ödemekte zorluk çekilmesinden bahsediliyorsa iş resesyonu aşmış, ekonomik çöküş gerçekleşmektedir. Yahud iktidar, emeklilere gerekli zammı yapmamak için emeklileri ülke ekonomisinin sırtına yük gibi göstermektedir.

Bakan’ın kademeli emeklikle alakalı, “Aslında bir mağduriyet söz konusu değil. Mağduriyetle ön plana çıkmak sağlıklı bir tarz değildir” demesi de adalete bakışımızdaki farklılığı göstermektedir.

Bilindiği gibi EYT düzenlemesinde kademeli emeklilik formülü işletilmediğinden dolayı büyük mağduriyetler doğmuştu. Buna göre 8 Eylül 1999 tarihinden önce sigorta girişi olanlar EYT kapsamına alınmış, bir gün sonra yani 9 Eylül 1999 tarihinde sigorta girişi olan vatandaşlar ise hem yaşa hem de prime takılmıştı. Bir gün önce sigortalı olanlar 43 yaşında emekli olabilirken, bir gün sonra sigortalı olanlar 60 yaşını beklemek zorunda bırakılmıştı. Bu da bir gün geç sigortaya 17 yıl gecikmeyi, bu süre içinde daha fazla prim ödemeyi öngörmüştü.

Bir taraf, daha az prim ödemesine rağmen 43 yaşında emekli olurken; diğer taraf, daha fazla prim yatırıp 17 gecikmeyle 60 yaşında emekliliğe hak kazanıyor. Birileri çıkıp “burada adaletsizlik yok” diyorsa, bu anlayıştaki aksaklığı, anlatmak için kurduğunuz bütün cümleler kifayetsiz kalır…