“Ey iman edenler! Zannın çoğundan sakının; çünkü bazı zanlar günahtır. Gizlilikleri araştırmayın, birbirinizin gıybetini yapmayın; herhangi biriniz, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? Tabii ki bundan tiksindiniz! Allah’a itaatsizlikten de sakının. Allah tövbeleri çokça kabul etmektedir, rahmeti sonsuzdur.” (Hucurat-12)
Salı
Görmezden Gelmek
“Karıncayı bile incitmem deme!
Bile'den incinir karınca;
Söz söylemek irfan ister,
Anlamak insan.” (Fuzuli)
“Gazze’de her yer potansiyel ölüm bölgesi” gazetedeki haberin başlığı böyle. “İsrail ordusu, Nusayrat’a (Mülteci Kampı) düzenlediği saldırıda 11 kişiyi öldürdü. BM Genel Sekreteri, Gazze’de güvenli hiçbir yerin olmadığını söyledi.” Haberler giderek silikleşiyor. Su yok. Hastanelere enerji verilmezse hastane sistemi durma noktasına geldi. Yardımlar ulaştırılamıyor. İsrail ordusu bütün gece Han Yunus’u ve Refah’ı bombaladı.
Ateşkes görüşmelerinde ilerleme sağlanamadı. Hiçbir Müslüman ülkesinden itiraz yükselmiyor. Giderek sanki bu vahşetle baş başa bırakılıyor Gazze’deki Filistinliler… Hemen her birimiz kendi gündemimize dönüyoruz. Daha da zorlaşıyor duymazlıktan geldiğimiz her şey, giderek zihnimizden, gözümüzden ve gündemimizden kovduğumuz bu vahşetin izleri vicdanımızda duvarlara toslasa da işte orada yanı başımızda alev alev duruyor.
Uluslararası kurumların maç spikeri gibi sadece durum bilgisi aktardığı vahşet bir kez daha gösteriyor ki bu dünyada adaleti sağlayacak bir anlayışa ve güce ihtiyaç var. Sözde değil özde dünya liderlerine ihtiyaç var. Dünyanın daha güçlü kurumlara ihtiyacı var. Dünyanın insana ihtiyacı var. Yoksa haberler her gün kanayarak ekranlardan manşetlerden akıp gitmeye devam edecek. İsimler giderek rakamlara, rakamlar verilere dönerek vahşeti nesneleştirmeye devam edecek.
Çarşamba
Var mısın, yok musun?
“Takdîr-i Hudâ kuvvet-i bâzû ile dönmez
Bir şem'a ki Mevlâ yaka bir vech ile sönmez.”
(Allah'ın takdiri kol ve pazu kuvvetiyle değişmez.
Bir mum ki onu Mevlâ yakmış, hiçbir şekilde sönmez.)
-Ziya Paşa-
Bir hareketin varlığını ve hayatiyetini sürdürüyor oluşunu belirleyen kriterin neler olduğuna dair bir soru sorsak muhakkak ki o soruya verilen cevaplar, içinden geçilen zamanın nasıl bir zaman, nasıl bir tasavvura sahip olunduğunun ipuçlarını verir. Onun için bir hareketin orijinalliğini ve özgünlüğünü de onun ortaya koyduğu karakter belirler. Bir hareketin varlığı onun kendini korumaktan ziyade kendini olduğu yerden ileriye taşıyabilmesi ile de orantılı bir şekilde gelişir. Bir hareketin varlığından bahsedebilmek için etkin bir zihniyete, üretken bir kadroya, bütünlükçü bir kurumsal yapıya, kendi kendini döndürebilen bir ekonomiye, sürekliliğe ve gelişime, toplumsal kabule ihtiyaç vardır.
Dinamik bir etkileşim ağının içinde olması ve etki eden bir yapıya sahip olması bir hareketin varlığının ikamesi açısından beklenen bir durumdur. Sekil veren, ürettiği her ise adeta ruhunu üfleyen yani dünya görüşünün değerler sisteminin geçerli ve etkin olması gerekir. Bir hareket toplumsal hayata bicim verirken ondan referans sisteminin açık ve gelişime müsait olması ve bunun sürekliliğinin sağlanmış olması beklenir. Bellek/Hafıza olarak kuvvetli ve aktarılabilir olması da devamı için önemli bir unsurdur. Hareketlerin devamlılığında en önemli faktörlerden biri de hafıza aktarımıdır.
Neden önemlidir? Çünkü bir hareketin tarihi tecrübesi, süreklilik arz etmesi bakımından hayata geçirilmiş ve uygulanabilirliği gösterilmiş olması gerekir ki; neyin, nasıl ve ne şekilde uygulandığına dair bir müktesebat oluşmuş olsun. Bu aktarımda hafızaya sahip kişilerin, kadroların, aklın sıhhati ve devamı da bu nedenle önemli bir unsurdur. Çünkü birikimin nesilden nesile aktarımı bütünlük arz etmektedir ve bu hareketin varlığı ve devamı açısından elzem bir durumdur. Hareketin en temel konusu hayata ve insana dair bir yapı olduğunu her icraatı ile göstermesi gerekir.
Şayet yapının döngüsü kısır bir topluluğa, edilgen bir zihniyete indirgenmeye çalışılırsa burada bir hareketten bahsetmek mümkün olmayacaktır. Çünkü hareketlerin muhatabı insan ve dolaysı ile toplumdur. Bu hareketin zihni mefkuresinin topluma inmesi ve toplumla beraber yeniden şekillenmesi gerekir. Bunun için zihni süreçler, eylem ve dönütlerle beraber yol alır. Varlık ve yokluk ikisi de çok kolay gerçekleşecek durumlardır. Var olmak, etkin ve üretken olmayı zaruri kılar. Onun için ne varsın ne yoksun bir hareket içerisinde kabul edilmeyecek bir atalet halidir. Karar vermek lazım; var mısın yok musun?
Perşembe
Hayret Durağı
“Dünya’yı bir kum tanesinde görebilmek
Cenneti bir vahşi çiçekte fark edebilmek
Avuç içinde sonsuzluğu
Bir saat içerisinde ebediyeti bulabilmek”
(William Blake)
İnsan bazen içinden çıkamadığı zamanlarda sürekli bir endişe, beklenti ve ümit ile “Ne zaman?” halinin değişeceğine dair sorular sorar kendi kendine. Bu normal bir insani haldir. Çünkü insan fıtratı acelecidir. J. Riis’in böylesi zamanlarında uyguladığı bir metot var ve bu bana böylesi süreçlerin geçirilmesi için iyi bir ipucu verir. Riis: “Çaresiz kaldığım zamanlarda gider, bir taş ustası bulur, onu seyrederim. Usta belki yüz kere tasa vurur; ama değil kırmak, küçücük bir çatlak bile oluşturamaz onda. Sonra birden, yüz birinci vuruşta taş ‘çat’ diye ikiye ayrılır. İşte o zaman anlarım ki taşı ikiye bölen o son vuruş değil ondan öncekilerdir.” Onun için hayatın çıkmaza girdiği zamanlarda insanı rahatlatan sonuca götüren şey eylemlerin sürekliliğidir.
Taş ustasının yaptığı da aslında süreç içerisindeki devamlılıkla ilgilidir. Bugün insanların sürekli karşılaştığı problemlerin başında yer alan süreklilik sorunu ve süreç yönetimindeki başarısızlık ve mentorların altın öğüt diye salık verdikleri şey de aslında taş ustasının yaptığı ile aynıdır. Bugün kaybettiğimiz şey aslında sabırla bir işi yapmak, acele ve hız ile kaybolan süreci sabırla ve emekle geri kazanmak. Teknolojinin avucumuzun içerisine sıkıştığı zamandan beri odaklanamayan, çabuk sıkılan ve hiçbir şeye yeterince sabır göstermeyen insanlar haline geldik. Her şeyin bir anda olmasını istiyoruz. Yemek hızlı bir şekilde önümüze gelsin, en hızlı şekilde varacağımız yere varmak istiyoruz. Onun için surecin içerisindeki bereket hayatın içerisinden çekilip gidiyor. Tıpkı diğer alanlardan çekildiği gibi. Biraz durmaya, görmeye, hissetmeye, anlamaya ihtiyacımız var. Biraz hayrete biraz gayrete ihtiyacımız var. Gökyüzüne yüzümüzü çevirip, durup dinlemeye ne dersiniz? Hoşça bakın zatınıza…