Bizim kuşağın ve arkadaş grubunun özellikli ve çeşitli oluşu gözden kaçmadı hiçbir zaman. Türkiye genelinde ses getirdi ve bir ekol oldu. Erzurum grubu, ekolü gibi bir şey. 68 Kuşağı diye nitelenenler gibi. Bizim özelliğimiz terörden, olaylardan uzak oluşumuz, çok kitap okumamız.  Bu grubun bir bölümü bugün çeşitli bürokratik kademelerde görevli. Dahası bilim ve sanat alanında da belli yerlerde oluşu...

Kader, bizi bir araya getirdi. Bunların içinde çok yönlü kendilerini geliştirenler olduğu gibi hayatın hengâmesinde ya da kendi özelliklerinden ötürü yitip gidenler de oldu. Ahmed Nedim, bir yönüyle bu ikinci grubun içinde yer alanlardan.

1975 yılında, İmam Hatip Okulu mezunu olarak Erzurum Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümüne giren gruptandık. 125 kişilik sınıfımızın yarısından fazlası İmam Hatip Okulu mezunuydu. Yeni olduğumuz için kimin kim olduğunu bilmiyoruz. Erzurum a gelir gelmez MTTB ye gitmiş, oradaki arkadaşları tanımıştık. Akıncıların da artık oluştuğu bir dönem. Bir ayağımız MTTB de, bir ayağımız Akıncılar da.

Bu yıllarda terör olayları doruktaydı. A. Üniversitesi de Ülkücülerin kontrolündeydi. Derse girdiğimiz ilk günlerde amfimizi Ülkücüler bastı, kapıları tuttu. Bunların içinden Elâzığ dan bildiğim tanıdığım Servet Kabaklı, bizim sınıfa henüz gelmiş olan Davut, kısa boylu, ona taktığımız sıfat [Gaddar], Şuayip, Horoz Ahmet, birkaç kişi daha var. Biz MTTB li arkadaşlar aramızda bir grup oluşturmuşuz bile, bir arada oturuyoruz. Ahmed Nedim, Rıdvan Canım [Yrd.doç. dr.], Kadir İriş, Ali İhsan Yıldız, Ali İhsan [soyadını anımsayamadım], İskender Pala, Kemal Ayhan, İbrahim Adaş, Kadir Atlansoy, Selahattin Şimşek [merhum], Mehmet Törenek [şimdi Prof], Nuh İnan, Ali Rıza Yılmaz, Hüseyin Karaca, Mehmet Kahraman [merhum, Âlim Kahraman ın ağabeyi], Mustafa Işık, Gündüz Atbaş, İbrahim Çiftçi, Abdullah Acar, Nuri Durmuş [aramızdaki tek lise çıkışlı], ben ve ismini şimdilik anımsayamadığım diğer arkadaşlarım. Ülkücüler, amfiyi basıp kapıları tuttular, hemen hoca kürsüsüne geçtiler. Çoğunun bıyıkları çeneye doğru. "Üniversitenin ülkücü egemenliğinde olduğu, herkesin bunlara saygı göstermesi, hatta ayağını denk alması" gibi bir takım şeyler söylendi. Sert bir üslup var. Kemal Ayhan ayağa kalktı, elini savurarak: "Sizi dinlemek ve size uymak zorunda değilim!" diyerek kapıya doğru seğirtti. Ülkücüler onun peşinden seğirtince biz 33 kişi ayağa kalktık. Kapıya doğru biz de hamle yapınca duraksadılar. Kemal i gönderdik biz içeride kaldık. Nedim de kürsüye çıktı aynı ses tonuyla biraz da sert bir konuşma yaptı. Ortam alabildiğine gergin. Sonra ben çıktım ortamı yumuşatan bir konuşma yaptım. "Anadolu nun çeşitli yerlerinden gelmiş kimseleriz. Biz buraya okumaya geldik. Olaylarla çatışmayla bir ilgimiz yok, olamaz. Burada dört yıl birlikte okuyacağız, birbirimize saygılı olmak zorundayız" Ortam yumuşadı, onlar da bizim kalabalık olduğumuzu görmeleri, 33 kişinin yekvücut olması onları dizginledi. Amfi ortadan ikiye bölündü. Kapının girişinden hemen sol taraf MTTB liler pencere tarafında ise ülkücüler oturuyor. Tarafsızlar ve solcular var. Kimi bizimle birlikte kimi de onlarla birlikte hareket ediyor.

Ahmed Nedim bu olay ile öne çıktı. Gözü pek, cesur ve atılgan. Bizim sınıfın reisi oldu kendiliğinden. Üst sınıflarda da arkadaşlarımız var. Onlarla birlikte önemli bir güç haline geldik. Ama bizim sınıf özellikli, yeri geldiğinde onları da dinlemiyoruz. Olaylar tırmanmış, ortam çok gergin. Bizler mümkün olduğunca olayların dışında kalıyoruz. Ülkücüler bize sataşıyorlar, olaylara çekmeye çalışıyorlar fakat biz dikkatliyiz.

MTTB resmi olarak üniversitelerde temsilci bulunduruyor. Bir de okulların öğrenci temsilcileri ve seçimleri oluyor. Onu da her yıl ülkücüler kazanıyor. Solcular, aradakiler bizim girdiğimiz yıla kadar çekindiklerinden ya gelip oy kullanmıyorlar ya da gelip onlara oy atıyorlar. O yıl biz Rıdvan Canım ı aday gösterdik. Ama seçime katılmadık. Oy kullanmadık, kendi arkadaşlarımıza da kullandırmadık. Çoğunluk sağlanamadığından seçimler yapılamadı. Ertelendi. Bir sonraki seçimde de aynı durum oldu. Biz, olaylar çıkmasın ya da arkadaşlarımıza zarar gelmesin diye fakültenin çeşitli yerlerine arkadaş gruplarını yerleştirdik. Kantin benim sorumluğumda. Bir de ne göreyim bir paravanın arkasında çivili sopalar, demirler, çubuklar, zincirler var. Polise haber verdik, onları oradan aldılar.

Dekanımız merhum Prof Dr. Kaya Bilgegil. Bizi onlara ikide bir şikâyet ediyorlar. Merhum hoca çok nazik biri. İkide bir makamından çıkıp geliyor koridorları dolaşıyor makamına gidiyor. Biri yanımızda: "Hocam bunlar bize çok kötü bakıyorlar!" deyince: Hoca ellerini açtı: "Çocuklar akıllı olun, Allah tan korkun! Bir gardiyan gibi aranızda dolaşıyorum. Yapmayın, daha ne yapayım!" dedi.

Nedim, artık Fakülte sorumlusu, O ortalıkta dolanıp duruyor. Uzun bacaklı, adımlarını geniş atan, çalımlı yürüyen, şehla bakan, sarışın ama gözü kara çekinmeyen biri.