Son bir hafta içinde medyada yer alan iki haberin birinde genç nüfusumuzun azaldığı, yani yaşlı bir toplum oluşmaya başladığı, diğerinde ise ailenin küçüldüğüne dikkat çekiliyordu. Haberlerin içeriğinde ülkemizde 15-24 yaş arası nüfusun oranının bir yılda yüzde 15.6’dan yüzde 15.4’e düşerek 12 milyon 893 bin 750 olduğu belirtilirken, ailemiz küçülüyor haberinde ise 2008’de 4 kişi olan ortalama hane halkı sayısının 3’e düştüğü, bununla birlikte yalnız yaşayanların sayısının da oldukça artarak geniş ailelerin giderek küçüldüğü vurgulanıyordu. Nüfusumuzun yaşlanmaya başlaması ve ailenin giderek küçülmesinin çeşitli sebepleri var. Ancak, özellikle hane halkı sayısının azalmasında yıllar öncesine dayanan Batı taklitçiliğinin önemli rolü olduğunu söylemek mümkün. Çünkü uzun yıllar bu topluma Batı toplumu ( ABD ve AB) örnek, bir diğer ifadeyle ulaşılması gereken hedef olarak gösterildi. Onlarda, insanımızı kendilerine benzetmek için ellerinden geleni yaptılar. Söz gelimi ülkemizde yıllarca uygulanan nüfus planlamasının ilaç ve araç gereçleri ülkemize parasız olarak verildi ve halkımız gönüllü olarak nüfus planlamasına, yani nüfusumuzun azaltılmasına destek oldu. Öte yandan bu Batı taklitçiliğine kırsal kesimden şehirlere göç de eklenince bir yandan aileler küçülmeye başlarken bir yandan da özellikle sağlık hizmetlerinde sağlanan yaygınlık sebebiyle nüfusumuz yaşlanmaya başladı. Kısacası, söz konusu haberlerin temelini Batı taklitçiliği sevdamız oluşturdu.

Bu noktada bir anımı aktarmak istiyorum. 1970’li yılların başlarıydı, nüfus planlamasının sıkı bir şekilde uygulandığı insanımızın kaç çocuk sahibi olmak istediğine bakılmadan nüfusun azaltılması için elden gelen yapılıyordu. Kadınların büyük bir bölümü ya doğum kontrol hapı ya da doğum kontrol aletleri kullanıyor ve bu hizmet devlet tarafından ücretsiz veriliyordu. O günlerde elime Sağlık Bakanlığı’nın doğum kontrolü ile ilgi bir broşürü geçmişti. Broşürü okurken bir cümlenin keçeli kalemle üzerinden geçilerek okunamaz hale getirildiği dikkatimi çekti. Karalanan cümleyi okuyabilmek için broşürü ışıklı masada gözden geçirdim. Gördüm ki, karalanan cümle, “Doğum kontrolünde kullanılan spirallerin rahim kanseri yaptığı” belirtiliyordu. Ve üzeri karalanmış bu bilgiyi taşıyan broşürün dağıtılması devam ediyordu. O günlerde Ankara’da çalıştığım gazetede bu olayı manşet yapmıştık. Buna rağmen uygulama uzun süre devam etti. Tüm bu nüfusumuzu kısırlaştırma çalışmalarının başta gelen destekçisi ABD idi. Bu teşvikler ülkemizde yaygın olan Batı taklitçiliği ile birleşince, bir başka ifadeyle Batı değer yargıları ve telkinleri insanımız için adeta vazgeçilmez hale gelince aile yapımız giderek küçüldü, anne, baba ve çocuklardan oluşan çekirdek aile yapısına dönmeye başladı ve yaşlılarımız tek başlarına yaşamaya ve tek başlarına hayata gözlerini yummak zorunda kaldılar. Böyle olunca ister istemez dağılan ailelerin çocukları da çoğu zaman ortada kaldılar. Büyükanne ve büyükbabaların dâhil olduğu aile yapısında anne-baba ayrılsa bile çocuklara büyükanne ve büyükbabalar sahip çıkıyor, öksüzlüklerini fazla hissetmiyorlardı. Sonuçta ister istemez Batı ile Doğu arasında sıkışıp kalmış, belirsiz bir değerler bütünü içinde yuvarlanan bir toplum meydana geldi. Yani, “Ailemiz küçüldü” ya da “Genç nüfus azalıyor, Nüfusumuz yaşlanıyor” haberleri üzerinde fazla düşünülmeden geçildiğinde belki işin temelinde nelerin olduğu hatırlanmıyor ama bu tür haberleri sorgulayıp, “Batı taklitçiliği mi, modernite mi?” sorularının cevabı üzerinde düşünmek gerekiyor. Çünkü bu sorgulamaya ihtiyacımız her geçen gün artıyor.