Bismillâhirrahmânirrahîm!

DÜNYA bugünkü oranda toplumsal çürümeye maruz bırakılmış mıdır, bilmiyorum. Bugün ahlâkî çürümenin kurumsallaşıp yaygınlaştığı bir dönemi yaşıyoruz. Türkiye hiçbir dönemde bugünkü kadar Batı’nın kirli sularına, sonuna kadar açık bir dönem yaşamadı. Tarih boyu İslâm’ın temsilcisi olan bir ülkenin hükûmeti, zinayı suç kapsamından çıkararak, eşcinselliği meşrulaştırdı, sapkınlığın yolunu sonuna kadar açtı. Bu duyarsızlığın ortaya çıkardığı manzaraları hep birlikte görüyoruz.

Bizi en az bin yıl dünyanın öncüsü yapan medeniyete ne oldu? Niçin inanç ve tarihimizden aldığımız hızla değil de; bencil, kibirli, çıkarcı, ikiyüzlü Batı’nın peşine düştük? Batı’nın kendisine faydası yok ki, bize faydası olsun! Dünyaya ilim ve irfan saçmış, insanlığın ne olduğunu öğretmiş, tarihin imtihanını yüz akıyla vermiş muhteşem bir medeniyete sahibiz!

Tertemiz bir inancı istismar ederek, varlığını sürdürmek amacıyla, değerlerimizi dünyalıkları için kullanan bir hükûmetin bize getirdiği noktayı görüyor musunuz? Şimdi, AKP’nin kurucu iradesi içinde yer alan Bülent Arınç da yakınmaya başladı. Sayın Arınç, “Toplumsal çürüme var, sorumlusu da biziz” diyerek itiraf ediyor.

Arınç’ın gerekçesi açık; “22 yıldır iktidarız, bu tablodan biz sorumluyuz” diyor. Sözü Narin Güran olayına getirerek şu ifadeleri kullanıyor: “Narin’in bedeni bir çuval içinde ve üzeri taş ve çadırlarla örtülü bir şekilde bulunmuştu.” Siyasi partilere de “toplumsal mutabakat” çağrısı yaparak şöyle sordu: “Bir koku duymuyor musunuz?”

GENCECİK İNSANLAR

SAYIN Arınç, gidişatın teşhisini koydu; yol gösterdi: “Gencecik insanlar sosyal medya ve çeşitli platformlarda bedenlerini teşhir ederek para kazanmaya çalışıyorlar.” Unutmayın, bunlar Müslüman bir ülkenin çocukları, bizim çocuklarımız! Bu hale getirmeye nasıl da vicdanınız razı oldu? Dünyaperest yöneticileri nasıl seçtiniz? Arınç’ın yöneticilere de söyleyecekleri vardı: “Şiddet olayları yaşanıyor. Yöneticiler, toplumsal çürümeye odaklanmalı. Bu ürkütücü tabloya teslim olamayız.” (10.9.2024)

DİB, gidişattaki tehlikenin büyüklüğüyle orantılı bir tepki göstermedi. Son günlerde Bingöl İl Müftüsü Celâl Sürgeç’in bir yazısı paylaşımda! Araştırmacılığı ve yazarlığıyla da tanınan Müftümüzün “Peygamberî Bir İhtar” başlıklı yazısında, “Farkında olmadığımız bir manzara var karşımızda” diyerek şunları anlattı: “Derinden derine çürüme, içten içe bir çöküş yaşanıyor. İnanın ki, bastığımız zemin kayıyor, tuttuğumuz dallar kırılıyor, beslendiğimiz memba kuruyor.”

Bingöl İl Müftüsü bir hadis-i şeriften hareketle, toplumu birlikte yolculuk yapan bir gemiye benzetti. Geminin alt kısmındaki yolcuların su ihtiyaçları için geminin altını delmeye çalıştıklarını anlattı. Alttakilerin gemiyi delme tavrını, diğerleri engellemezse hep birlikte batacağımız uyarısı yaptı. Muhterem Hocamız, yazısında acıklı durumumuzu analiz ederek çözüm yolu sundu:

“Ailenin parçalanması, ailenin değersiz hale gelmesi, aşırı boşanmalar, nikâha karşı lâubalilik geminin su almasının hızlanmasıdır. Bizi biz yapan bağların -kardeşlik, akrabalık, komşuluk vb.- birer birer çözülmesi ve birbirimize yabancılaşmamız, bir su almadır.” 

HAKKI AYAKTA TUTUN

TOPLUM düzeninin sağlanmasında “adalet” mekânizmasının rolü herkesçe bilinir. A.A.’nın haberine göre, 11 Eylül 2024 günü Anayasa Mahkemesi Başkanı Kadir Özkaya; cumhurbaşkanı, kabine üyeleri, yargı mensupları, davetliler ve basın önünde “adaletin vazgeçilmezliği” vurgusu yaptı. “Bizi de bir gün sorguya çekecekler” diyerek, herkesi âdil davranmaya çağırdı.

Sayın Özkaya, “Adaletle hükmedin ki, kargaşa çıkmasın. Adalet olmazsa herkes kendini haklı görmeye başlar. Hakka uyun; hakkı ayakta tutun!” diyerek şu ayet mealini okudu: “Kıyamet gününde öyle hassas teraziler kurarız ki, hiç kimse en küçük haksızlığa uğratılmaz. Bir hardal tanesi kadar bile yapılanları getirir, tartıya koyarız. Hesap sorucu olarak biz yeteriz.” (Enbiya, 47)

Sayın Özkaya, kamu görevlilerine de seslendi: “Rızkımıza vesile olan görevimize ihanet etmeyelim. İnanıyoruz ki; zulümle âbâd olanın, âhiri berbâd olacaktır.” Bu anlatılanların hükûmet uygulamalarında, kamu hizmeti görenler katında etkisi ne olur dersiniz? Bekleyip göreceğiz.

Millî Görüş hareketi, ilk gününden itibaren, “Önce ahlâk ve maneviyat” bayrağını açıp ahlâkî ve toplumsal çürümenin önünü tıkayan esasları oluşturdu. Erbakan Hoca, Millî Görüş’ün esaslarının ilkini “maneviyatçı olmak” olarak anlatırdı. Maneviyatçılığı ise, “Yaptığı her işi âhireti, hesap vereceği günü düşünerek yapması” olarak öğretirdi. Maneviyat, insan için oto-kontrol görevini yapar. Her insanın başına bekçi koyamayız; ama Millî Görüş’ün eğitici, iyi insan yetiştirici esaslarını öğretebiliriz.