Bismillâhirrahmanirrahîm;

TÜRKİYE’DE yozlaşmanın ulaştığı boyutun farkında mısınız? Ahlâkî çöküntü hiç bu kadar dip yapmamıştı. Evlâtlarımıza kurulan tuzaklar içler acısı! Eğitimde barınma ihtiyacını karşılamak için açılan apartlarda neler olup bittiğini bileniniz var mı? Savaşlar döneminde düşmanlarımız bile böylesine tahribatı yapamamıştı.

En sağlam kalemiz olan aile hızla yara almaya devam ediyor. Öyle tahrip edici bir sistem kurulmuş ki, gençlerin evlenmesini frenleyecek şekilde! “Zorunlu eğitim” diye topluma dayatılan sistemin uygulanması sonucu bir genç 18 yaşına geliyor. O yaşta ne arazide çalışabilir; ne de çıraklığa başlayabilir. Mecburi istikamet üniversite! Tek başına üniversite de çözüm değil! Yaş 22-23’e geliyor. Ya akademik çalışma yapacak; ya da bir işe başlayacak.

Toplum o derece maddeleşti ki, paradan başka şeyi gözü görmüyor. Şefkat, merhamet, insaf, vicdan gibi ahlâkî duygular durmadan köreltiliyor. Kızlar “ekonomik özgürlük” diyerek para getiren bir iş sahibi olmak istiyor. Erkek de buna uygun bir tavır ortaya koymak zorunda! Evlilikte eşlerin birlikte ayakta durması yerine; evlenirken erkeğin işi, evi, arabası ön şart haline getiriliyor. Bu süreç yaşanırken gençler en az 30 yaşına geliyor.

O yaşa kadar gencin kanı deli akıyor. Fiziksel ihtiyaçları için gayrimeşru yollara itiliyor. Gencin harama kolay ulaşabilmesi için her türlü alt yapı hazırlanmış durumda. Tuzaklara takılmadan yol alabilmesi öylesine zor ki!

SORUMLULAR NEREDE?

BÖYLESİNE bir tahribatın yaşandığı bir dönemde gözlerimiz bu işin sorumlularını arıyor. DİB ve İslâmî hizmet diyerek piyasada dolaşan STK’lar, tarikatlar aklımıza geliyor. Onlar içinde temsil ettiği kutsal alanın gerektirdiği net ve sağlam duruşu ortaya koyarak görevlerini hakkıyla yapmaya çalışanlara sonsuz şükran borçluyuz. Allah onlardan ebediyen razı olsun!

Öylelerini gördük ki, dünyalıklara ulaşabilmek için yöneticilerin karşısında atmadıkları takla kalmıyor. Onların önde gelenlerinden biri, son seçimde, oy kullanılmadan iki gün önce, bir büyük zatın kabrini ziyaret adına, bir siyasi liderle görüntü vermekten kaçınmadı. Biz bu ziyaretin seçimden sonra yapılmasını beklerdik. Kafa kafaya gitmekte olan bir seçimde o “Başkan”ın verdiği görüntünün sonuca yansımasının oranını bilmiyorum. Bu seviyedeki bir insan böylesi haksızlığa alet olmamalıydı.

Niceleri nokta kadar çıkar için virgül kadar eğildiler. Yöneticilerle çıkar ilişkisine girdiler.  Etraflarını, çıkar sağladıkları siyasiye yönlendirdiler. İslâmî hizmetler dünyalığa alet edilmemeliydi. İnancımızda ilim öncüdür; diğerleri ilme tabi olur. İlim sultanın ayağına gitmez; sultan ilim öğrenmek isterse ilmin ayağına gider. Sultanın sofrasına oturan âlimin ilmine güvenilmez. İlim sahibi çıkar ilişkilerine girerek ağırlığını hafifletmemelidir.

Çıkar uğruna yöneticilerin önünde eğilen din tacirlerinin topluma verdiği zarar o kadar yüksek ki! Bunu toplumun dini konulardaki savrulmasından anlayabilirsiniz. Din tacirlerinin, insanları dininden soğutmaya hakları var mı? Dinin yanlış temsili, hiç temsil edilmeyişinden daha kötü!

BİRLEŞTİRİCİ GÜÇ

İSLÂM, Türkiye’de halkın en birleştirici harcıdır. Dinin etkisini kırmak ülkeye ihanettir. İslâm bu toprakların vazgeçilmezidir. Zerre kadar taviz vermek yetkimiz yoktur. İnsanlığın İslâm’dan başka yerde kurtuluş araması boşunadır. İslâm’dan başka yerde hakikat kaynağı yoktur. İyilik ve güzellikler mükemmel anlamda İslâm’da toplanmıştır. İslâmî samimiyet sahipleri toplumu yeniden “İslâm’ı tanıtma seferberliği” başlatmalıdır.

Erbakan Hoca, Millî Görüş hareketini başlatırken, “Önce ahlâk ve maneviyat” bayrağını açtı. İşbirlikçilerini kullanarak Batı’nın, Türkiye’yi İslâmî kimliğinden, kadim değerlerinden, bin yıllık kültüründen uzaklaştırmak istediği bir dönemde, Erbakan Hoca tuzağı gördü; yerli ve millî bir siyaset üslûbu ortaya koydu. Sömürgeciler lehine işleyen yapıyı; kimliğimize uygun hale dönüştürmeye girişti.

Muhterem Erbakan, manevi kalkınmayı önceleyerek; maddeyi, maneviyatın emrine vermeye çalıştı. Maneviyatçı olmayı ise, âhiret ve hesap verme sorumluluğu ile iş yapmak olarak açıkladı. Her insanın başına bir polis koyamayız; ama kalplere konacak “manevi bir radar”la (iman) insanların haksızlık ve zulüm yapmaları önlenebilir.

Prof. Dr. Burhanettin Can, Erbakan’ın en önemli misyonunun ahlâk ve maneviyat olduğunu şöyle açıklar: “Ahlâkı milletin fıtratının tezahürü olarak görürdü. Ahlâkî çöküntünün ciddi bir handikap oluşturduğunu söyler; manevi kalkınma mücadelesi verirdi.” (Millî Gazete, 16.03.2021) Hoca ahlâkî çöküntünün önlenmesine öncülük etti. Erbakan ve Millî Görüş’ün çok iyi tanınmasına büyük ihtiyacımız var.