Bismillâhirrahmanirrahîm;

“ASRIN faciası” olarak nitelenen, 40 bin civarında can kaybı ve çok büyük yıkıma yol açan bir depremi yaşadık. Kıyamet sarsıntısını hatırlatırcasına… Göçük altında kalanların feryatları arşa yükseldi. Can pazarı yaşanırcasına... Yakınları, cenazelerine karşı son görevlerini bile yapamadı. Ölenlerin çok olmasından bazı yerlerde kepçelerle çukurlar kazılıp toplu mezarlar oluşturulması zorunluluğu dayanılır gibi değildi. Bebek çalanlar, konteynır fiyatlarını katlayanlar, fırsatçılar acımızı büsbütün artırdı.

Yaşadıklarımız, “Önce ahlâk ve maneviyat” esasının ne kadar önemli olduğunu ortaya koydu. Maneviyat; yaptığımız her işe âhirette hesap vereceğimiz anlayışıyla başlanması demekti. İslâm akaidi bize yaptığımız her işte kademeli olarak şu 3 esasa uymamızı emrede

1.TEDBİR: İşlerimizin verimli ve güzel geçmesi için iyi bir hazırlık ve alt yapı çalışmasına ihtiyaç var. İşi insan iradesinin götürebileceği en üst noktaya ulaştırmak için her çareye başvuracak, her türlü tedbiri elden bırakmayacağız. Deprem için düşünürsek, sağlam ve depreme dayanıklı evler yapmaya çalışacağız. Hazırlık sürecinde, görevleri ehliyet ve liyakat sahiplerine verecek; kişisel çıkar veya tarafgirlik bataklığına düşmeyeceğiz.

Depreme hazırlık noktasında uzmanların uyarılarına kulak verilmedi. Depremden iki ay önce Yerbilimci Prof. Dr. Naci Görür, “hükümet” ve “yerel yöneticiler” el ele vermeden, halkın depreme hazırlanamayacağını anlatarak, “Belediyeler ve hükümet aynı telden çalmıyor maalesef! Deprem bu! Yangını bir taraftan, kirliliği bir taraftan! Zaman doldu. İnanılmaz şeyler olabilir” demişti. (6. 12. 2022)

İŞİNİ EN GÜZEL YAP

2. Tedbirimizi aldıktan sonra “TEVEKKÜL” safhası geliyor. Bir işte Allah’ı kendine vekil yapmak anlamında… İnsan aciz ve eksikli bir varlık! Allah ise, kudret ve kuvvet sahibidir. Gücümüzün yetmediği yerde “tevekkül”e başvuracağız. “Yarabbi, eksikliklerimizi Sen tamamla!” diyeceğiz. Bu konuda, şehre dıştan gelen bir köylüye, Hz. Ömer’in (R.A.) “Deveni ne yaptın?” sorusuna, “Salıverdim, Allah’a tevekkül ettim” deyince cevabı şöyleydi: “Deveni önce sımsıkı bağla, sonra Allah’a tevekkül et.”

3. Tedbir almadan Allah’a tevekkül olmaz. Tedbir alınsa bile, imtihan sırrı gereği işimiz istediğimiz gibi gitmeyebilir. Allah’ın o konudaki takdiri ortaya çıkınca “TAKDİRE RIZA” gösterecek ve bu sonuç benim hakkımda en hayırlı olanıdır, diyeceğiz. Bu, Allah’ın hükmüne teslimiyettir ki, buna “rıza makamı” denir. Allah’tan gelene razı olmaya Yunus Emre şöyle anlatır: “Hoştur bize Sen’den gelen / İster ağlat, ister güldür / İster yaşat, ister öldür / Aşık Yunus Sana kuldur.” Kulluk, ne büyük derece!

Her işimizde TTR kuralı diyebileceğimiz “TEDBİR-TEVEKKÜL-RIZA” esasına uyacağız. Allah işini güzel yapanı sever. Manevi tedbirlerle birlikte, maddi tedbirleri de ihmal etmeyeceğiz. Konutların depreme dayanıklı yapılması, inşaatın hakkını veren malzemenin kullanılması, imar izni, yapı denetim gibi maddi tedbirlere de titizlikle uyacağız. Bu konularda ihmal ve gevşeklik ölüme davetiye çıkarmaktır.

İŞTE BİZİM GÜCÜMÜZ

DEPREMDE plan ve koordinasyon eksikliği yaşandı. Gönüllümüz çoktu; ama bunlardan tam kapasite faydalanamadık. En fedakârane görüntü İslâmî STK’ların gıda ve seyyar aşevleriyle depremde halkı aç bırakmaması oldu. 23 Kasım 2022’de Türkiye çapında uygulanan “çök-kapan-tutun” uygulaması ne kadar faydalı oldu dersiniz.

“Asrın felâketi”nde aziz milletimizin vicdanlı evlâtları kenetlendi; Türkiye tek vücut oldu. Bu özelliğimiz sürdürülmelidir. Biz, 85 milyon olarak “güçlü Türkiye” oluruz

Saadet Partisi deprem yaralarını sarmakta anne şefkatiyle olaya yaklaştı. Genel merkezlerini depremzedelere açan tek parti oldu. Genel Başkan Temel Karamollaoğlu, depremin yaşandığı ilk saatlerde “kriz masası” oluşturdu. Depremin yaşandığı illere genel başkan yardımcılarını gönderdi. Cumhurbaşkanıyla “telefon görüşmesi” yaptı. “Saatler geçiyor” diyerek hükümete yol gösterd

Temel Karamollaoğlu, yaşına rağmen deprem bölgesine gitti. Bazı bakanlar ve belediye başkanlarıyla görüştü. Partisinin MİLKO adı verilen STK’larını seferber etti. Resmi ve sivil kuruluşlarla “uyum” içinde çalıştı. Kenetlenmeye büyük katkı sağladı. Deprem acımasız ve kapsamlıydı. Akıl, işin sonunu görmek; kârını zararını iyi hesap etmekti. Kenetlenmek özlenen sonuçtu

Saadet lideri, âfet bölgesinden şu mesajı verdi: “Böyle bir felâket karşısında Türkiye tek vücut haline geldi. İşte bizim gücümüz! Bir araya gelerek problemlerimizi ‘birlikte’ çözeceğiz.”

Kenetlenmede emeği geçen tüm kardeşlerime teşekkür ediyorum. Tedbir alma konusunda hükümete karşı uyarılarımızı sürdürmeliyiz.