Bir toplumun birbirine güvenmesi, aralarındaki kimi yanlışlıkların ve haksızlıkların giderilmesi önemli. Birlikte olan toplumlarda her halükarda kimi yanlışlıklar olur. Cinayetler işlenir, gasp, hırsızlık ve daha nice yolsuzluklar olabilir. İnsanın olduğu yerde olabiliyor. Yalnız bir toplumu dengeleyen, haksızlıkları gideren bir hukuk ve buna bağlı bir adalet var.
Hukuki konularda karar verebilme riski her zaman olur, karar verenleri ciddi anlamda sorumluluk altında tutar. Sorumluluk, kimi zaman delilleri de aşan ama vicdanın söz konusu olabileceği anlar gerekir. Bu kişinin karar vermesini güçleştirir ama kolaylaştırır da. Çünkü vicdan insanın yakasını bırakmayan bir güç. Karar vericiler konusunda dehşet bir ağırlık. Batı ruhuna kendini kaptırmış olan milletimiz bir türlü dengesini bulamadı, adalet konusunda emin olamıyor ve güvensiz. Bu, dönemden döneme el değiştiriyor. Gücü ele alanlar kendilerine göre bir ağırlık oluşturuyor. O zaman da adalet ve hak yerini bulmuyor. Vicdanlar bir anlamda köreliyor ve kangrenleşiyor.
Cehepe ideolojisinin yıllar yılı yönettiği bu ülkede, mazlumların ahı yeri göğü titretti. İktidara sağ partiler gelse de o ruhun ağırlığı hep süregeldi. Bu zihniyetin adalet arayışında yeterince karşılık bulamayışının başlıca nedeni geçmişleri. Bu kara gölgeden kurtulamıyorlar. Haksızlığa uğradıklarında seslerini yükseltmesi inandırıcı olmuyor. Geçmişte bu büyük vebali gerçekleştirmemiş olsaydı o zaman onların adalet ve hak anlayışı daha karşılık bulurdu. İslâmî düşünüşlülerin, laik ve seküler düzenin yöneticileri de bu yanlıştan kurtulamıyorlar. Sistemin dalgalarına kapılıyorlar.
Şu bylock denilen belânın getirdiği sonuç vahim. Tuzakların içinde tuzaklar var. Öyle bir vehim ve karmaşa var ki, işin içinden çıkılamıyor. Birinin şöyle ya da böyle adı, bu belâ ile anılıyorsa o kimse artık vebalıdır. Hiç kimse onun semtine uğrayamaz. Hakkını savunamaz. Savcı ve hakimlerin zanlının lehinde bir karar verme şansı ve gücü yoktur. Hakim ve savcılar, öteden beri tanıdıkları ve hatta emin oldukları kişiler hakkında sağlıklı karar veremiyorlar. Gitsin ne hali varsa görsün duygusu içindedirler. Kendi başlarına bir belâ gelmesinden korkuyorlar. Onlar yasalara göre hareket edemiyorlar, vicdanlarını da göz ardı ediyorlar.
Bylocka bulaşmış 250 bin kişiden söz ediliyor, belki de daha fazla. Bunların içinde çok masum olduğu kesin. O zaman şöyle bir durum söz konusu olur. Bu mazlumların hakkı ve ahı ne olacak? Biz biliriz ki mazlum ve mağdurların ahı çok ağırdır. Bu ah, özellikle 28 Şubat sürecinde yeri göğü inletti.
Yıllar yılı cehepenin adaletsizliklerinden yakınanlar insanların durumlarını ve haklarını gözetmeden benzer bir durum içindedirler. Bu, bulaşıcı bir hastalık mı, bir sorun mu? İnsanı kurtarma gibi bir çaba neden gösterilmez, bağışlayıcı olunmaz, karşı cephe güçlendirilir. Cehepe’nin hak ve adalet çabasının karşılık bulması hiç mi düşündürmüyor insanları?
İnsanlar kendilerini cehepe karşıtı olarak tanımlaması ne kadar doğrudur? Hak ve adalette, ölçü onlar mıdır? O zaman İslâm inancının asıl özü olan hak, adalet ve kul hakkı gibi ağır sorumluluklar başkalarını eline neden terk edilir?
Başta, Diriliş ve Milli Görüş çevresinin şu FETÖ belâsıyla hiçbir zaman ilişkileri olmamıştır. Olanlar çekip gitmişlerdir. Muhafazakârların çok olmuştur, diğer çevrelerin de. Ne yazık ki gücü elinde bulunduran iktidar çevresi sanki çok masum ve hiçbir bağı ve ilişkisi olmamış gibi. Kendi çevrelerinde sayısız işbirlikçiler var. Bu kirlilik yakın zamanda safha safa Milli Görüş çevresine bulaştırılmaya çalışılıyor. Önce Kayseri SP eski il başkanı, şimdi de birlikte uzun zaman çalıştığımız sevgili kardeşim Mustafa Yaman apar topar derdest edildi içeri alındı. Yazık, çok yazık. Biz öteden beri bu hak ve adalet kavramını hakkıyla tartışıyoruz. Kardeşlerimiz mağdurdur diye söylenmiyoruz. Bu kalemin sahibi daha öncede köşesinde bunları dile getirdi. Ama artık aşırıya gidiliyor. Bunun sonu hiç de hayırlı olmayacak diye dostlarımızı uyarıyoruz. Bu ahların vebali altına girmeyin. Kim olursa olsun girmeyin.