"İsrail, Filistin in etrafını surlarla çevirip asri hapishane yaparken duvarın ikiyüzlü olduğunu, aynı duvarın kendisini de çevirdiğinin farkına geç vardı.

Sözün sınır tanımadığını ise henüz kavramış değil.

Konstantinopolis, İstanbul olmadan önce surlarla çevrili iken, Müslüman askerler oraya girmeden önce İslâm ın yüce kelamı surları aşarak gönüllere girmiş ve Bizans ahalisi, "İstanbul sokaklarında kardinal külahı görmektense Müslüman sarığı görmeyi tercih ettiğini" Vatikan a bildirmişti.

Onun için sözümüz, gücünü Kelâmullah tan alsın."

Sözlerimizin özü gül yağı gibi olsun ama kelimelerimiz de gül yaprağı gibi güzel olsun.

Ülkeler arasındaki tel örgüler, mayın tarlaları, Çin seddi gibi duvarlar gül kokusunun sınırı aşmasına engel olamadığı gibi sözler de sınır tanımazlar.

Veba mikrobu taşıyan rüzgârlar gibi inkar, isyan, fuhuş, terör taşıyan sözlerden uzak durmalı ve onlara karşı Allah ın kelamı ve rasulünün hadisleriyle aşı olmalı.

Buhari nin Sahih inin yedinci hadisinde peygamberimizin amansız düşmanı Ebu Süfyan la, Bizans Kralı Heraklius arasında uzun bir konuşma geçer.

Kral, sorduğu sorulara aldığı cevaplar sonunda:

"Eğer söylediğin doğru ise o peygamber çok yakın bir zamanda şu ayağımı bastığım yerlere sahip olacak. Onun çıkacağını biliyordum ama sizden olacağını zannetmiyordum. Eğer onun yanına varabileceğimi bilsem, onunla konuşmak ve görüşmek için her zorluğa katlanırdım. Eğer yanında olsaydım ayağını yıkardım." der.

Akıllı devlet başkanları soru sormasını ve aldığı cevaplardan doğru sonuçlar çıkarmasını bilirler.

Haşr suresinde, sahip oldukları kalelere güvenen ve yenilmeyeceklerine inanan Yahudilerin, hiç hesap etmedikleri yerden bozguna uğradıklarını ve ülkelerini terk etmek zorunda kaldıklarını haber verir:

1- Göklerde ve yerde olanların hepsi Allah ı tesbih etmektedir. O her şeye galip her şeye hükmedendir.

2- İlk sürgünde ehli kitap kâfirlerini (Beni Nadr) yurtlarından çıkaran O dur. Siz çıkacaklarını zannetmiyordunuz. Onlar da kalelerinin kendilerini koruyacağını sanıyorlardı. Allah (ın azabı) onlara hiç hesap etmedikleri yerden geldi. Kalplerine korku saldı. Evlerini kendi elleriyle ve mü minlerin elleriyle yıkıyorlardı. Ey akıl sahipleri, ibret alınız."

Değişen bir şey yok. Bugün Filistin de işgal kuvvetleri olan Yahudiler, Amerika nın kendilerine bağışladığı silah kalelerine güvenerek sapan taşıyla yurtlarını korumaya çalışan Müslüman Filistinliler karşısında hep galip gelecekleri kuruntusuyla kendi canlarını ateşe atmaktalar.

Halbuki kendi tarihlerinden de ibret alsalardı, Davud aleyhisselam döneminde o günün Amerikası gibi olan Calut ve ordusuna karşı, sapan taşıyla savaşan Müslümanlar, Allah ın izniyle galip geldiğini bilecek ve daha fazla zalimlik yaparak kendi ateşlerini alevlendirmeyeceklerdi.

Sahip oldukları Amerikan yapımı silahlar onları sapan taşından koruyamadı. Aklı başında birçok Yahudi, elli yıllık mücadelenin kan, gözyaşı ve ölümden başka bir şey getirmediğini görünce Filistin i terk etmeye başladı.

Çelikten tank elbisesi giydirdiği zalim Amerikan askerlerini o elbiseler koruyamadı ve resmi rakama göre dört bin işgalci asker, silahtan kaleler içinde can verdiler.

Yahudilerin Hayber kalesini kalkan gibi kullanan Hz. Ali yi örnek alanlar kıyamete kadar gelecekler.

Her kalenin her çağda Truva atı değişik şekilde olacaktır.

Onun için bizler, evlerimizi, ülkelerimizi adalet duvarıyla çevirelim.