Ramazan ayı vedaya hazırlanıyor.

Gelişinde sevinç yükünü yüklendiği gibi,  gidişinde de hüzün yükünü yükleniyor. Kaç Ramazanlık ömrümüz var şu dünyada?

Her ömrünü tamamlayan Ramazan aslında bizim ömrümüze bir çentik atıp gidiyor.

Bir uyanma ayı olarak kaldı hafızamda Ramazan.

İnsan oruçlu olduğu zamanlar daha çok farkına varıyor teğet geçtiği şeylerin.

Nefsi arzular manevi hasletlerin önünden çekiyor.

Oruç tutmanın her zamankinden çok daha yaralarımıza merhem olduğu bir çağdayız.

Bitmek bilmeyen arzular, sönmeyen ihtiras ateşi, haz düşkünlüğü oruçla haddini biliyor.

Yemeden içmeden durmak, yeme içmenin işgal ettiği alanlara kendini gösterme fırsatı tanıyor.

Yeme içme ve fizyolojik ihtiyaçlar insanının sindirim sistemini kontrolsüzleştirip duyarsızlaştırıyor. Sosyal felaketleri, toplumsal erozyonları da rahatlıkla sindirir hale geliyoruz.

Adaletsizlik, yoksulluk, kanaatsizlik, kapitalizm, komşusu açken kendisi tok sabahlayan insanların varlığı kimseyi rahatsız etmiyor.

Zira üzerinde düşünmüyoruz bile.

Sindirip geçiyoruz her türlü arsızlık,  umarsızlık ve duyarsızlıkları.

Oruç bize bir hatırlatıcı elçi edasıyla gelir ve sindirdiğimiz şeylerin geçiciliğini fısıldar.

Gerçek anlamda oruca niyet etmişseniz şayet gereken mesajı alır ve gereğini yaparsınız.

Oruç insanın melekuti tarafını yoklar, varsa şayet bu aşkın taraftan bir nüve onu oruç tutana hissettirir.

Ramazan’dan nasibimizi aramak o kadar tuttuğumuz oruca uzak ki bir fırının kapısında sıcak pide kuyruğunda çekilen çilenin onda biri bile değil.

Yanmak mı? Olduk mu ki yanalım.

Oruçlunun kocaman bir ağzı vardır.

İçerisinde devasa bir haz süpermarketi bulunur.

Tensel arzular da süpermarketin ayrı bir reyonunda yerini almış.

Raflar arasında gezinen insan oradan sıyrılıp geçmesi gerekirken, şaşkınlıktan gözü kamaşıp rafları deviriyor.

Namazın var, ama orucun seccadesi yok.

Olsa olsa uçan halısı olabilir orucun.

Bütün zamanları ve bütün mekânları kuşatır insanın imsakla iftar arasındaki eşyaya, insana ve Allah’a yönelişi.

Ramazan bitince durulanır nefisler, paklanır dünya.

İmtihan salonu havalandırılır, dikkati dağıtan şeyler bertaraf edilir.

Ağıza giren şeyler kadar ağızdan çıkan şeyler de dahildir bu sınava. Açık uçlu bir sınavdır ramazanda oruç sınavı.

Bütün mesele o ana fikri yakalamak: Niyet! Gerektiği kadar yakıtı alıp başka yerlerde oyalanması engellenir nefis arabasının.

Hiç yiyip içmeden de tutulabilirdi oruç.

Böyle bir oruç nefsin haklarını ihlal olurdu.

Çünkü oruç nefse zulüm değil, nefsin kendine zulmetmesine mani olmaktır.

Oruçlu bir insanla bir ay sonra karşılaştığınızda hayatında hiçbir değişiklik, üzerinde en ufak bir kemâlât izi yoksa açlığın küreğini çekmiş demektir.

Diriliş çağrısını yapma hakkına sahip olanlar ancak orucu yenilenme, bir arınma ve esaretten kurtulma hamlesi olarak görenlerdir.

Açlığı doyurmuş olanlardır.