Hem hiç bir şey olmayacakmış gibi çalışmak veya iş

yapmak, hem de yarın kriz çıkacakmış gibi tedbirli olmak, içinde bulunduğumuz

koşullarda mümkün olamıyor. Ya alışılageldiği gibi iş yapmaktan ya da tedbirli

olmaktan vazgeçmek gerekiyor. Bu durum sorunları hızlanan bir şekilde

ağırlaştıran bir kısır döngü yaratıyor. Tedbirli olma eğilimi ön plana çıkmaya

başladığında küresel ekonomi daralmaya başlıyor ve herkesi tersini yapmak üzere

baştan çıkarmak için tüm imkanlar seferber ediliyor; tam aksi olduğunda ise

rekabet koşulları hızlanan bir şekilde olumsuzlaşıyor ve sorunlar ağırlaşıyor.

Orta yol bulunamıyor, hareket yeteneği daralıyor, insanlık kendi yarattığı ve

yozlaşmasını önleyemediği sistemin kölesi haline geliyor. Sürdürülebilir

olmayan bu durumu belirsizlik ve kırılganlığın arttığı başka bir deyişle

sistemik riskin büyüdüğü, iş yapmaya çalışmanın hileli masada kumar oynamaya dönüştüğü

şeklinde ifade ediyoruz. Nefisler akıllara hükmetmeye başladığında neler

olacağını bir kez daha yaşayarak öğrenmek zorunda kalacağımız bir süreç

yaşıyoruz.

Son bir ay içinde Güney Kıbrıs ta yaşananlar aslında

herkes için bir ibret dersi olması gerekiyor; fakat etkili ve yetkili kesimler

bu dersin alınmasını, insanlığın uyanmaya başlamasını istemiyor, aksi taktirde

gücünü ve kendi çıkarlarını koruyamayacağını biliyor!.. Güney Kıbrıs ta iş

yapmaya, kazanmaya çalışan herkes kaybetti; en az kaybedenler ise tedbirli

olmaya çalışıp kazanmaktan vazgeçenler oldu. Kolay kazanılan paralar

geldiğinden daha hızlı gitti, saadet zinciri kopunca içeride uzun sürecek bir

hesaplaşma dönemi ile tanışmak zorunda kalındı. Birşeyler satmaya çalışanlar

artık satamıyor, böyle olunca da borcunu ödeyemiyor. Elinde başka ne varsa

elden çıkarmaya çalışıyor, menkul ve gayrimenkul şeklindeki varlık

değerlerindeki çöküşe rağmen alıcı çıkmıyor. Zira bankacılık sektörü bitik

vaziyette ve artık çarklar dönmüyor. Bankalar kredi vermiyor, hesapta parası

olanlar çok sınırlı bir kısmın gerisini çekemiyor, 100 bin Avro nun üzerinde

hesabı olanlar ise ne zaman ve ne kadarını kurtarabileceğini bilmiyor. Varlık

değerleri eridikçe görece sağlam olan bilançoların da batık hale gelmesi

önlenemiyor... Kötüye gidişi görüp borçlarını kapatıp iş yapmaktan vazgeçen ve

kalan birikimini fiziki altına yatıranlar nispeten rahat, diğerleri perişan...

Aslında benzer durumlar Arap Baharı olarak tanımlanan

fırtınaya yakalanan Orta Doğu ve Kuzey Afrika ülkelerinde de yaşanıyor. Fakat

bu yaşananlardan geri kalanın ders alması, tedbirli olması istenmiyor. Böyle

olduğu için detaya inilmiyor, herşey amaca uygun olarak farklılaştırılarak

aktarılıyor veya hiç dile gelmiyor. İnsanları risk almaya ikna etmek ve nefislerinin

köpeği haline getirerek kullaştırmak adına ne gerekir ise her şey yapılıyor,

aklın ön plana çıkması ve iyiye kullanılması ne pahasına olursa olsun

engelleniyor. İnsani değerler, birlikte yaşamayı mümkün kılan temel ilkeler

tüketiliyor, bozuk süreçte önümüze konulan olumsuz seçenekler arasında daha az

olumsuz olanı seçmek de zorlaşıyor, zira hiç bir şeyin göründüğü gibi

olmadığını hissetmek zor olmuyor...

Güney Kıbrıs ta yaşanan sıkıntı daha çok banka kurtarmada

ortaya çıkan yeni şablondan kaynaklandı. Para basarak kurtarmak orta vadede

çözüm değil, zira hem rekabet koşulları bozuluyor hem de adalet kavramı çöküyor

ve yanlışlar teşvik edilmiş oluyor; orta vadede sorunlu hale gelen banka

sayısının artması için ne gerekir ise yapılmış oluyor. Güney Kıbrıs taki gibi

ileride iç hesaplaşmaya dönüşecek şekilde mevduat sahiplerine fatura çıkarmaya

çalışır iseniz ortalık karışıyor. Etkili ve yetkili kesimler ise kısa vadede

günün kurtarılmasına yardım ettiği ve insanlığın uyanmasını engellediği için

daha az olumsuz bularak tercih ediyor...

Herşeyden habersiz iş yaparak nafakasını çıkarmaya

çalışanlar ise bu süreçte telef oluyor. Yazının başında da belirttiğimiz gibi

hiç bir şey olmayacakmış gibi çalışmak mecburiyeti tedbirsizliği

kitleselleştiriyor, eğilimler sürdürülebilir olmadığı için yıkım da büyük

oluyor. Herşey açığa çıktığında ise bir şeyleri düzeltmek için çok geç oluyor

ve öfke nöbetlerini kontrol altında tutmak pek mümkün olamıyor... Bu koşullarda

pek çok şeyin eskisi gibi olmaya devam etmesi ve zamanla düzelmesi beklenebilir

mi ..