Mısır daki darbe ve katliamlardan sonra gerek Başbakan,
gerekse AK Parti yöneticileri Türkiye nin yalnızlığını konu alan açıklamalar
yapıyorlar. Türkiye nin tamamen yalnızlaştırıldığı gerçeğini halka karşı
perdeleme gayretleriyle, tek başımıza kaldık ama dik duruşumuzdan asla
vazgeçmeyeceğiz. diyorlar.
Tabi acı gerçeğin bu şekilde iftihar edilir gibi ifadesi
seçmenin hoşuna gidiyor. Onların zihni sadece hamasi laflara göre şekilleniyor.
Dünyada yapayalnız bir devlet olarak kalakalmanın ne demek olduğunu düşünecek
kadar mesele üzerinde durmuyor, sorgulamıyorlar.
Bu partinin gençleri ise daha başka bir şok içindeler.
Onlar öyle inandırılmış idiler ki, Başbakan usta bir dünya lideridir. Dünya
devletleri Başbakan ın bir işareti ile tavır alacak kadar ona bağlıdırlar. Hele
İslam ülkelerindeki Erdoğan sevgisi her an coşkuya dönüşüp, istenen her sonuç
alınabilir, inancı içindeydiler.
Mısır olaylarında Türkiye nin tek başına kaldığını, ne
doğuya, ne batıya hiçbir sözlerinin etki etmediğini gördüler, şoka girdiler.
Bazılarının mesajlarından, bazılarının da birebir görüştükçe hallerinden bunu
anlıyoruz. Şoka girmelerinin en önemli sebebi, gençlerin eski olayları
bilmemelerinden, hiç araştırmadan, okumadan, kendilerine nasıl propaganda
yapıldıysa aynen kabul etmiş olmalarındandır.
Şimdi şu yalnızlık şarkısı nasıl bestelendi kısa
başlıklar halinde arz etmeye çalışalım.
Türkiye nin yalnızlık macerası, AK Parti kurucularının
İslam Medeniyeti yerine Batı (Haçlı) medeniyetini tercih edişleri ile başladı.
11 Eylül 2001 tarihindeki İkiz Kuleler mizanseni nden
sonra Batı yeni Haçlı seferlerini yapabilmeleri için İslam dünyası içinde iş
birliği yapabilecekleri ülkeler ve yöneticiler arayışına girdi. Batılılar,
özellikle ABD, zaten ön mutabakatları yapılmış bulunan bu yeni parti ile
yollarını birleştirdi.
Aynı zamanda Türkiye de iktidar olan AK Parti
yöneticileri artık batı ne derse onu yapmaya başladılar. İşbirliği, koalisyon
ortaklığı, ittifak ne derseniz deyin batı yoluna girdiler.
Batıya Haçlı serlerine yardım etmenin karşılığında,
Türkiye nin bir takım problemlerinin çözümüne yardımcı oldular. Mesela en başta
cuntacılığa kafasını takmış olanlara karşı mücadele için (öncelikle kendi
menfaatlerini garantiye alıcı bir tercih ile) istihbarat destekleri verdiler.
Bu destekleri, cuntacılardan yıllarca illallah demiş olan halkın rahat nefes
almasını sağlamış, oy desteğini arttırmıştır.
AK Parti nin artan oy desteği, aynı zamanda ABD,
batılılar ve İsrail in İslam ülkelerini bölme, parçalama, katliam yapıp işgal
etme operasyonlarına daha rahat girmesine de sebep olmuştur. Bazı işgallerinde
Türkiye nin fiilen askeri güç desteğini de almışlardır.
Türkiye de Milli Görüş, iktidarı sürekli ikaz ediyordu:
Ey AK Parti, ey Başbakan yanlış yoldasınız! Haçlıdan
hayır gelmez! Haçlıdan dost olmaz! Sizi kullanıyorlar! Asıl hedeflerinde
Türkiye var! Türkiye yi gerçek dost ve komşularından ayırarak ve onlarla
kapıştırarak yapayalnız bırakmayı ve parçalayıp yutmayı istiyorlar! Bir an önce
yönünüzü İslam dünyasına çevirin, maceradan vazgeçin, D-8 i güçlendirin, İslam
Birliği ni kurun tuzağa gidiyorsunuz!..
23 Ekim 2005 tarihinde Erbakan Hocamızın muhtereme eşleri
Nermin Erbakan vefat etmişti. Aile ve Milli Görüş camiası üzüntü içindeydi. O
güne kadar eski lideri Erbakan ı hiç ziyaret etmemiş bulunan Başbakan Erdoğan,
koşarak evine gelmişti. Başsağlığı dileyecekti. Erbakan Hocam Başbakan ı,
makamına hürmeten kapıda karşıladı. Yan yana oturduklarında, onun başsağlığı
dileğine başlamasından bile önce Merhum Erbakan atıldı:
Sayın Başbakan! Türkiye yi nereye götürmeye
çalışıyorsunuz İslam dünyasını bırakıp nereye gidiyorsunuz Batıyı siz
tanımıyorsunuz! Sizi kullanacak ve bir kenara fırlatacaklar! Kendinize gelin,
çok büyük bir yanlışın içindesiniz!..
Yine Merhum Erbakan Hocamız her fırsatta şöyle
sesleniyordu:
Nereye gidiyorsun Deli misin be, deli misin Batıya
yaranamazsın, İslam Birliği ni kur. Türkiye yi bölmelerine mani ol!
Maalesef bu ikazları hep kıskançlık, çekememezlik, koltuk
hırsı, vs. olarak lanse ederek ve de korkunç hatalar yaparak bugünlere
geldiler...
Şimdi Türkiye batılı dostları ına yaranamamıştır.
Yüzüstü bırakılmıştır. Bir tek batılı dostu veya arkalayacağı ittifakı
kalmamıştır. Türkiye nin, dost diyebileceği bir tek komşusu da kalmamıştır. Çünkü
her birinin kırıp dökülmesine veya hırpalanmasına yardım etmiştir. Doğuda da
dost hiç bir ülke yoktur. Yapayalnızdır. Hemen aklınıza Pakistan geliyor.
Türkiye nin ortağı olduğu NATO onu her gün her fırsatta hırpalıyorken, nasıl
dost kalsın ki
Bazı insanlar yaratılış gereği yalnızlığı sevebilir ve
zevk alabilir. Ama ülkelerin yalnız kalması, başına her an bir felaketin
gelebileceği anlamı taşır.
Bir tv kanalında konuşuyordu Sayın Hüseyin Çelik. Diyor
ki;
İkiyüzlü olmaktansa, Hakk ı söyleyen ve haksızlıklar
karşısında dik duran yalnız ülke olmayı
tercih ederiz.
Şu düşünceye bakar mısınız Neden tek başınalığı tercih
edebiliyorsunuz! Hakk ı söyleyen ve haksızlıklar karşısında dimdik duran bir
İslam Birliği ni ya da başka bir ittifakı neden kurmadınız! Neden! Neden!..
Bizzat Sayın Başbakan açıkladı:
Büyük tehlike altındayız. Bize tuzak kuruldu!..
Ey Başbakan, ey AK Parti, ey Gençler!
Biz koltuk derdinde değiliz! Bu ülke hepimizin! Kör bir
politika ile ve bol hamasetle, bir de milletin akılsız cunta heveslilerinden
kurtulma derdine merhem olma karşılığında, tehlikenin kenarına getirildik!
Evet, bu yanlışların hesabı da sorulmalıdır elbet ama
şimdi buna zaman yok! Ağlamaya sızlamaya bile zaman yok!
Tedbir, tedbir, tedbir! Hem de hemen, çok acil!..
Alınacak tedbirlerin en büyüğü ve en önemlisi İslam
Birliği...
Yapabilen yapsın, yapamayan çeksin gitsin, yapabilecek
olan gelsin!
Zaman çok kıymetli...
Karanlık Dağılsın
Tehlikeli bir gecedeyiz,
Kalkın karanlıkda yatmayın!
Güneşi kapatan sizsiniz,
Bize karanlık dayatmayın!