Yazının kaleme alındığı saatlerde Almanya nın
Baden-Württemberg, Rheinland-Pfalz ve Saksonya-Anhalt eyaletlerinde meclis
seçimleri için yaklaşık olarak 13 milyon seçmen sandık başına gitmiş
bulunuyordu. Her üç seçimin aynı güne denk gelmesinden dolayı basında süper
pazar olarak da adlandırılan bugün için yapılan değerlendirmeler daha çok
Almanya Başbakanı Merkel ekseninde yansıtılmaya çalışılıyordu. Fakat bunun
doğru olmadığı ortada.
Avrupa da Almanya merkezli zirve yapmaya başlayan mülteci
krizi ile birlikte bu gelişme her ne kadar Merkel in siyasi
kariyerini-geleceğini yakından ilgilendiriyor gibi görünse de, aslında gerçek
durum göründüğü gibi değil. Merkel, Aysberg in görünen yüzünün sadece çok küçük
bir parçası. Derinliklerde durum çok daha farklı ve fazlasıyla da vahim .
Özellikle de Almanya ve Avrupa Birliği (AB) boyutuyla
mızrak artık çuvala sığmıyor. Bundan dolayı da meseleyi çarpıtmaya, farklı
yönlere çekmeye yönelik büyük bir algı operasyonu yürütülüyor. Aksi takdirde,
herkes AB çıplak diyecek ve Avrupa yı bir araya getiren, onu güç yapan AB
büyüsü bozulacak. Ve pek tabi ki Almanya da büyük güç olma yolunda elinde tutmaya
çalıştığı sihirli değneği kaybedecek. Asıl korkuları bu!
Mesele, Para ve
Türkiye nin Üyeliği Değil!
Mülteci krizinin Türkiye ve Yunanistan ile yürütülen
ikili görüşmelerde işin iktisadi-mali boyutlarıyla ön plana çıkartılması da bir
diğer saptırma girişimi olarak ön plana çıkıyor. Gelişmeleri yüzeysel
izleyenlerin ve Brüksel/Berlin eksenli bakanların hadiseyi bu şekilde
görmelerinin, değerlendirmelerinin altında da bu husus yatıyor.
İçimizdeki bazı çevrelerin Türkiye nin bu insani
trajediyi bir kazanıma, fırsata geçirmeye çalıştığı yönündeki acımasız ve
haksız eleştirilerinin temelinde de, en iyimser bir yaklaşımla yine bu neden
yatıyor.
Ankara yı 3-5 milyar Amerikan Doları ya da Avro peşinde
koşan bir başkent olarak lanse etmeye çalışanlar ya da bu krizi bir üyelik
fırsatına çevirmeye çalıştığını söyleyenler, aslında AB nin, özellikle de
Almanya nın içindeki o büyük krizi kamufle etme gayretinde olan o malum
kesim. Bu kesim, ayrıca bu tür haber-analizlerle Türkiye nin insani boyuttaki
kazanımlarını da sıfırlamaya çalışıyorlar. Dolayısıyla, bir taşla bir kaç kuş
vurma peşindeler. Bundan ötürü süreci değerlendirirken resme daha geniş bir
açıdan, derinlikli bakmak gerekiyor. Bunun için de milli bir duruş gerekiyor
elbette...
Almanya da Yükselen Sadece Irkçılık Değil!
Başta Avrupa olmak üzere, tüm dünyanın en büyük korkusu
Almanya da ırkçı bir partinin iktidara gelme olasılığı. İkinci Dünya Savaşı
sonrası bu ülkeyi anayasası üzerinden kontrol etmeye çalışanlar, bugün bir
türlü değiştiremedikleri genetik kodların dönüşü ile birlikte bu ülkedeki dip
dalga hareketinin yükselişe geçişinden ve sistemi zorlamaya başlamasından
dolayı ciddi manada rahatsızlar.
Bunu önlemeye yönelik attıkları her bir adımın ters
tepiyor olması, hiç kuşkusuz bu endişeyi daha da körüklüyor. Nitekim, önceleri
İslamofobi ile kendisini gösteren bu durum, mülteciler/göçmenler ile birlikte
yabancı düşmanlığını da yanına almış vaziyette. PEGİDA ile başlayan sürecin
Almanya İçin Alternatif (AfD) adlı parti ile geldiği aşama ortada.
Yahudi ve Müslüman erkek çocukların sünnetinin
yasaklanmasını isteyen AfD nin parti programı taslağında, minareler ve ezan
İslamiyet in bir güç sembolü olarak ön plana çıkartılıyor ve bunların
yasaklanmasını isteniliyor. Ve bu parti bugün Almanya da yükselişte olan bir
parti.
Mülteci krizi ile beslenen AfD nin Hessen eyaletindeki
yerel seçimlerde kazandığı başarı, Hristiyan Demokrat Birlik ve Sosyal Demokrat
partilerini ciddi manada endişelendiriyor. Bu partinin üç eyalette seçimleri
kazanması durumunda Alman siyasetinde dengelerin değişeceğine kesin gözüyle
bakılıyor.
Eğer böyle bir gelişme olursa, denge değişikliği sadece
Alman iç siyaseti ile sınırlı kalmaz. Başta Avrupa olmak üzere, Batı dünyası
içinde ciddi bir denge sorununa ve sistem için çatışmaya yol açabilir.
Merkel in asıl endişesi de zaten bu. Eğer bu parti bir şekilde iktidara
gelirse, Almanya nın bugüne kadar AB üzerinden yürüttüğü Büyük Almanya
Projesi bir anda çökebilir.
Sadece Almanya Değil,
Batı Türkiye ye Mahkum!
Daha önceki yazılarımın bir kaçında da belirttiğim üzere,
AB, özellikle de Almanya mültecilere yol açtığı bu siyasi krizden dolayı bir
demografik bomba olarak bakıyor. Nitekim, mülteci kriziyle birlikte AB nin
bugüne kadar yürüttüğü Komşuluk Politikası nın aslında koskoca bir hikaye
olduğu anlaşılmış durumda. Daha da önemlisi, başta üyelik sürecindeki ülkeler
olmak üzere, tüm dünyaya dayatılan AB değerlerinin tek taraflı olduğu da
görüldü.
Hafife aldıkları o üçüncü dünyanın zayıf, çelimsiz
insanı, bir mülteci, yıkılmaz denilen AB kalesini yıkıverdi. Buna mazlumun ahı
da diyebiliriz. Dolayısıyla, sorun para değil. Krizden kendi dinamikleri ve
gücü ile çıkabilmeleri de pek mümkün görünmüyor. Nitekim, bu krizi
diğerlerinden çok ayrı tutmalarının nedeni de büyük ölçüde burada yatıyor.
Örneğin, Bild gazetesinin eski Genel Yayın Yönetmeni Michael H. Spreng,
Mülteci akınının yol açtığı krizin benzerini daha önce yaşamadık itirafında
bulunuyor.
Çaresizlikleri ve Türkiye ye mahkum olmalarının nedeni de
burada. Biliyorlar ki, böyle giderse AB yıkılacak, Batı kendi içinde yeniden
kavgaya tutuşacak. Dolayısıyla, Türkiye bu fırsatı çok daha akıllıca
değerlendirmek zorunda!