Yeni Ortadoğu süreci bir taraftan ciddi anlamda

çatışmalara ve krizlere şahit olurken, diğer taraftan da derin bir sessizlik

ve belirsizlik dönemine şahitlik ediyor. Bir diğer ifadeyle, bölge bir takım

ara krizler-çatışmalar üzerinden adım adım kendi içerisinde küresel etkileri

kaçınılmaz olacak asıl kırılmaya ya da hesaplaşmaya doğru sürükleniyor.

Dolayısıyla, başta Suriye krizi olmak üzere bölgede

yaşanan bir takım hadiseler aslında büyük resmin sadece küçük birer parçasını

oluşturuyor ve sürece damgasını vuran daha derin mücadeleyi perdeliyor.

Nitekim Türkiye de devam eden çok boyutlu süreç de bunun

ayrılmaz bir parçasını oluşturuyor. Burada, özellikle ikinci Obama dönemindeki

kararsızlık ya da karara bağlanmış bir takım hususların henüz deklare edilmemiş

olması büyük bir rol oynuyor. Bundan ötürü de ABD, adeta o meşhur sakal-bıyık

ikilemini yaşıyor.

Açıkçası, mevcut sürecin doğası gereği uzunca bir süre bu

durumdan kurtulabilmesi pek mümkün görünmüyor; her ne kadar bunun aksi şeklinde

yorumlanabilecek bir takım operasyonlar bölgede devam ediyor olsa da...

Bu noktada, ABD nin ikircikli tutumu oldukça önemli.

Özellikle de Bizans oyunlarını fazlasıyla benimsemiş ve tavşana kaç, tazıya

tut stratejisini her an uygulamaya koyabilen ABD gerçeği boyutuyla...

Fakat mevcut gelişmeler, bu sefer ABD dış politikası

açısından bu ölçekte bir manevra kabiliyetinin pek mümkün olmadığını ortaya

koyuyor. Bilakis, mevcut tüm göstergeler ABD nin Ortadoğu-Kuzey Afrika

ağırlıklı olmak üzere Türkiye nin yeni yakın çevresinde bir tercih ile karşı

karşıya bulunduğunu gösteriyor.

Son dönemde, Türk-Amerikan ilişkilerinde yaşanan keskin

iniş-çıkışların arka planında da bu husus yatıyor. Bundan dolayı da, Soğuk

Savaş sonrası dönemde özellikle 11 Eylül sonrası ikili ilişkilerde kendini

gösteren ve 1 Mart Tezkeresi nin reddi ile zirve yapmış olan tanım sorunu bir

kez daha gündemde...

Burada asıl cevaplandırılması gereken soru, bu tanım

sorununu gündeme getiren ülkenin hangisi olduğudur. ABD mi Türkiye mi Ya da

bir üçüncü devlet mi Çünkü ABD nin son dönemde İsrail üzerinden Türkiye ye

yönelik eleştirileri ve Ankara nın buna verdiği tepki, yeni bir kafa

karışıklığına yol açmış vaziyette...

Şöyle ki; bir görüşe göre Obama yönetimi Ankara nın

İsrail çıkışlarını danışıklı dövüş şeklinde yapmak suretiyle hem Ankara nın

bölgedeki rolünü yükseltmek hem de ABD dış politikası üzerindeki Siyonist

etkiyi ve İsrail önceliğini kırmak isterken; diğer taraftan da, Türkiye nin

bölgedeki kontrol dışı açılımlarını, etki arayışını İsrail üzerinden sınırlamak

istemektedir.

Açıkçası, mevcut gelişmeler, bu görüşü fazlasıyla teyit

ediyor. Nitekim birinci hususla ilgili çok somut bilgiler söz konusu olmasa da,

ikinci hususu teyit eden bazı emareler söz konusu. Örneğin, ABD Dışişleri

Bakanı Kerry nin Suriye krizi bağlamında Türk-Amerikan ilişkilerinin seyriyle

ilgili sarf ettiği şu sözler oldukça dikkat çekici: ABD, bu süreçte

başlangıçtan itibaren Türkiye ile benzer hedeflere sahipti. Sadece aynı

hedeflere sahip olmakla kalmadık, farklı adımlar attık, bazıları bir arada,

işbirliği halinde atıldı, bazıları ise bireysel olarak atıldı ve Suriye sorununu

çözmeyi hedefledi.

Burada, bireysel adımlar ifadesi oldukça önemli! Öyle

bir ifade ki, bizi F 4 muammasına kadar götürebiliyor. Dolayısıyla, ...farklı

adımlar attık, bazıları bir arada, işbirliği halinde atıldı, bazıları ise

bireysel olarak atıldı... şeklinde ortaya konulan açıklama, aynı zamanda iki

farklı yol haritasına işaret ediyor ki, burada Bakan Kerry aslında Türkiye ile

ABD nin benzer hedeflere sahip olmakla birlikte, kendi manevra alanlarını

genişletmeye yönelik farklı stratejiler ve araçlar bağlamında duydukları

rahatsızlığı gündeme getiriyor.

Bu arada, Kerry ziyareti öncesi Siyonizm tartışmalarının

başlatılması da oldukça ilginç! Zamanlama olarak, çok farklı değerlendirmelere

açık ve aslında bir yönüyle ABD nin de işini kolaylaştırıyor.

Çünkü: 1. İsrail faktörü ABD de uzunca bir süredir ciddi

anlamda tartışılıyor ve bu kapsamda sistem içi güç mücadelesi artık

gizlenemiyor; 2. ABD nin şiddetle küresel-bölgesel çapta ortaklara ve

ittifaklara ihtiyacı var ve bunun için de dış politikada manevra alanını yüksek

tutabilmesi oldukça önemli. Bunun yolu da İsrail İpoteği ni aşabilmekten

geçiyor; 3. Mevcut konjonktür Washington açısından uzun süreli bir bekle-gör

politikasına müsaade etmiyor.

Dolayısıyla ABD nin, özellikle de Obama nın işi oldukça

zor. Nitekim bizimkiler de bunun farkında olmalı ki son günlerde

konuşmalarında zavallı Obama demeden geçemiyorlar...