Türkiye’nin uzun yıllardan beri sürdürdüğü dış politikanın yeniden değerlendirilmesinin vakti geçiyor. Bu dış politikanın esasını Batı hayranlığı ve onlara benzeme yarışı oluşturuyor. Ancak, aradan geçen uzun yıllara ve bu kampta yer almak için göze aldığımız fedakârlıklara rağmen Batı cephesinin Türkiye’yi kendilerinden saymadığı, her fırsatta Türkiye düşmanları ile kol kola hareket etmeyi tercih ettiklerinin bilinmeyen bir yanı kalmadı. Belki iki kutuplu dünyada iki taraftan birinin yanında yer almak gerekiyordu, Türkiye de ABD safını tercih etti. O günün şarlarında belki böyle bir tercihin haklı olduğu da söylenebilir. Ancak, aradan geçen zamanda köprülerin altından çok sular akmış, dere yatağı değişmiş, yeni yataklar da oluşmuş durumda. Ancak, Türkiye’yi yönetenler nedense eski kampta kalmayı değişmez hedefleri olarak görmeye devam ediyorlar. Bunun kısa süreliğine tek istisnası rahmetli Erbakan Hocamın başbakanlığı dönemi oldu. Çünkü Batı’dan ülkemize hayır gelmeyeceğini tespit etmiş ona göre yeni bir dünya oluşturulması ve yeni dünyada belirleyici olmak için de yerimizi yeniden tespit etmemiz gerektiğini dile getiriyordu. Sanıyorum Erbakan Hocamın bu tavrını Meclis kürsüsünden, “Bana ne Amerika’dan… Bana ne Amerikan’dan” haykırışı net bir şekilde ifade ediyordu.

Erbakan Hocamın bu yaklaşımı içerideki Batı hayranlarını rahatsız ettiği için bir takım dış çevrelerle kurulan irtibatlar sonucu iktidar değişikliği gündeme geldi ve Türkiye eskiden olduğu gibi dış politikada tüm dünyanın olaylara bakışı değiştiği halde bu değişiklik gündemden düşürülerek yeniden eski çizgide yürümeye devam edildi. Bir türlü başta ABD olmak üzere Haçlı ittifakından ülkemiz hayrına bir adım atılmayacağı görülmek istenmedi. Sadece son yıllarda yaşananlara baktığımızda bile artık başlıkta ifade ettiğim, “ABD ve AB’den ülkemize hayır gelmez” gerçeği muhataplarımız tarafından da yüzümüze çarpılır oldu.

Elbette ABD ve AB dışında kalan Rusya’dan hayır geleceğini düşündüğüm anlaşılmamalıdır. Olaya Haçlı dünyası olarak baktığımızda olay çok daha net bir şekilde görülecektir. Böyle olunca NATO içinde bulunuyor olsak da oradan da hayır gelmez. Gelmeyeceği çeşitli kereler görüldü. Kısacası, Haçlıların oluşturduğu ikili ya da çok taraflı tüm oluşumlar Türkiye ya da bir başka İslam ülkesi söz konusu olduğunda kendilerine benzeyenlerin yanında yer alıyorlar. Bu bazen Türkiye’ye karşı bir takım yaptırımları gündeme getirerek, Türkiye’nin yüzde yüz haklılığı inkâr edilemez olmuş ise o zaman da Türkiye’nin hedefine ulaşmasını engellemek için birdenbire barış masası akıllarına gelmekte, ateşkes sağlandığı andan itibaren de Türkiye’nin hedefine ulaşması engellenmiş olmaktadır. Bunun için Suriye’de yaşananların hatırlanması bile yeterlidir. Libya’da yaşananlar da Suriye’den farklı değildir. Yunanistan ile Doğu Akdeniz’de yaşanan gerilimle ilgili sözünü ettiğimiz ülkeler ve örgütlerin sergilediği tavır da farklı değildir. Son olarak Ermenistan’ın Azerbaycan’a saldırmasının ardından söz konusu Haçlı ittifakının tavrı da aynı olmuştur. Yıllardır Azerbaycan topraklarını işgal etmiş Ermenistan’a tek söz söyleyemedikleri halde, birdenbire ateşkes çağrıları gündeme gelmiştir. Çünkü Azerbaycan bu defa Ermenistan’a birkaç tokat atmıştır. Bu ise Haçlıları rahatsız etmiş görünüyor.

 Yunanistan ile yaşadığımız son gerilimde yüzde yüz haklı olduğumuz halde Haçlılar hep birlikte Yunanistan’ın yanında yer almış durumda. ABD Dışişleri Bakanı Pompeo’nun apar topar Yunanistan’ı ziyaret etmesi ve görüşmenin ardından, “Bugün Amerika’nın Avrupa’daki en güçlü askeri ilişkilerini sergilemek için Girit’teyim. Yunanistan Doğu Akdeniz’de istikrar ve refahın gerçek sütunudur” açıklaması sanıyorum Türkiye ile Yunanistan söz konusu olduğunda ABD’nin safının neresi olduğunu göstermeye yetecektir. AB ülkelerinin çoğunluğunun tavrı da bundan farklı değildir. Böyle olunca Türkiye’ye düşen AB ile ilişkilerinde yeni bir sayfa açmanın peşinde koşmak değildir.