Geçtiğimiz haftanın başında AB ile vize muafiyetini öngören bir anlaşma imzalandı ve bu anlaşma başta Başbakan Erdoğan olmak üzere iktidar kanadı tarafından büyük bir kazanımın ifadesi olarak sunuldu. Olay sadece iktidar kanadına mensup medya tarafında değil, farklı kesimler tarafından da bilerek ya da bilmeden alkışlarla karşılandı. AB nin ne olup olmadığı, AB sınırının Hakkari yi de içine almasının alkışlanacak bir tarafının bulunup bulunmadığına geçmeden atılan imzaların Türkiye ye en azında şimdilik hiçbir şey kazandırmadığını, ama geleceğe dönük karşılıklı olarak bazı taahhütlerde bulunulduğunu hatırlatmak gerekiyor. Çünkü varılan anlaşmanın şimdilik getirdiği hiçbir şey yok. Sanıldığı gibi Türk vatandaşları yarından itibaren AB ülkelerine vizesiz gidebilecek falan değil. Bu hususu belirttikten sonra 40 yıldır anlatmaya çalıştığımız bir gerçeği bu vesileyle bir kez daha hatırlatmak gerekiyor. O gerçek ise AB nin Avrupa ülkelerini kapsayan bir Hristiyan ittifakı, önceliğinin Hristiyan Avrupa ülkelerinin çıkarlarını Doğu ya yani İslam dünyasına karşı korumak olduğunu sanıyorum bilmeyen kalmadı. Çünkü, bu gerçek AB ülkelerinin yetkilileri tarafından sıkça Türkiye ye hatırlatıldı/hatırlatılıyor. Hatta, AB bir Hristiyan Birliğidir. Müslüman Türkiye nin bu birlik içinde yeri yoktur biçiminde açıklamalar yapıldı/yapılıyor. Buna rağmen AK Parti iktidarı hâlâ niçin AB ye girmek için yeni fasıllar açtırmayla ve açılan her fasılla birlikte AB isteklerini yerine getirmeye çabalar Niçin kendi değer yargılarımızın yerine temelini Hristiyan kültürünün oluşturduğu AB ye benzemeye çalışılır Bu işe aşkla sarılır birilerinin izah etmesi gerekir.
Çünkü Türkiye nin AB ye girme isteği kendi değer yargılarını beğenmeyerek Batı değer yargılarını benimsemesi anlamına geliyor. Gerçi ülkemizde Batı ya benzeme, din dahil Batı değer yargılarının benimsenmesini isteyenler bugün ortaya çıkmış değildir. Başkalaşma da diyebileceğimiz Batılılaşma çabalarının tarihi 150 yıl önceye kadar gitmekte, özellikle Cumhuriyet döneminde Batılılaşma çabaları devletin üst kademelerinde din değişikliğini de içine alan bir taraftar bulabilmiştir. Yani dünün Batıcıları bugünün AB yandaşları olarak ortaya çıkmışlardır. Kısacası AB bir medeniyet projesidir ve bu medeniyet projesinin İslam ile hiçbir ilgisi olmadığı gibi, bu projenin mensupları dünyanın hemen her köşesinde Müslümanlara karşı düşmanca bir tavır sergilemekte, Müslümanları katletmekte, sömürmekte ve aşağılamaktadırlar. Böyle bir projenin içinde yer almak için uğraşmak, kendi değer yargılarımıza karşı tavır almak değil midir
Kaldı ki yıllar önce Gümrük Birliği ne girmek için atılan imzaların ülkemize büyük ekonomik kayıp verdirdiğini biliyoruz. Halbuki Gümrük Birliği ne girerken de zamanın iktidar mensupları olayı büyük başarı, en kısa zamanda AB üyeliğine kabulümüzü sağlayacak önemli bir adım olarak takdim etmişlerdi, ama aradan geçen zaman gösterdiği AB ülkeleri Türkiye nin üyeliği konusunda istekli değildirler. Türkiye ye en fazla verebilecekleri içeriye almadan kapıda tutmak anlamına gelebilecek bir İmtiyazlı Ortaklıktır. Geçen hafta atılan vize muafiyetini öngören imzada Gümrük Birliği nden daha ileri bir adım değildir.
Bu noktada AK Parti iktidarının bir hususa açıklık kazandırması gerektiğini düşünüyorum. İç politikada kullandıkları argümanlar konusunda samimi iseler bu AB sevgisinin sebebi nedir Çünkü iç politikada kullandıkları argümanlar, zaman zaman İslam dünyasına yönelik verdikleri mesajlar ile AB sevdası bir arada düşünülemez. Acaba, Başbakan Erdoğan vize muafiyeti ile ilgili anlaşma sırasında, Avrupa ya yük olmaya değil, yük almaya geliyoruz dediği gibi İslam dünyası ile AB arasında Türkiye ye bir aracılık görevi mi biçiliyor Çünkü, iç ve dış borcu tavan yapmış bir Türkiye nin kendi kesesinden Avrupa nın yükünü alması mümkün değildir.