Yakın tarihimizin en mühim hâdiselerinden biri olan 15 Temmuz’un üzerinden bir sene geçti. Bu tarihî hâdise, bu vatanda yaşayan herkese mühim dersler vermişti. Üzülerek belirtelim ki, bu zaman zarfında bu hâdiseden gerekli dersler çıkartılamadı, o derslerin gereği yapılmadı. 15 Temmuz gecesi yaşadığımız hâdise, sıradan bir “darbe teşebbüsü” değildi. O hâdisenin fâilleri başarılı olmuş olsaydı, bu bir işgâl hâdisesine dönüşecek, ülkede belki de on binlerce değil, milyonlarca vatan evladının can vermesine yol açacaktı. Ülkemiz Irak’tan, Suriye’den bin beter olacaktı. DEAŞ ve YPG bir yandan, BOP’un mimarları bir yandan, “koalisyon güçleri” bir yandan ülkemize müdahale edeceklerdi. Bu dehşetli oyun, Allah-u Teâlâ’nın lütfuyla bozuldu. Onlar, yani ülkemizin ve bu ülkede yaşayanların düşmanları, bütün planlarını hazırlamışlardı. Ancak onlar “Ve mekerû ve mekerallahvallahuhayru’lmâkirîn” hükmünden habersizlerdi. Rabbim, bin yıl İslâm’a hizmet edenlerin torunlarını ve her zerresine İslâm’ın izi sinmiş bu vatan topraklarını zelil ve perişan olmaktan korudu. Ahzab Suresi’nde anlatılan hâdiselerin bir benzerini yaşadık. Cenab-ı Hak, Mü’minlerin gönlüne sekinet verdi. Yüreklerdeki korkuyu çekip aldı. Herkese ne yapacaklarını ilham etti.

Bazıları işi sulandırmak için, “kontrollü darbe” diyor, bazıları, “demokrasi nöbeti” diyor. Ne kontrollü darbe, ne de demokrasi, açın arşivlere bakın, yaşananları saniye saniye inceleyin. Bu millet, “Allah-u Ekber!” dedi. Canı, canı verene şehit olarak teslim etmeye iştiyak duydu. Millet o gece saat 9,45’te sokağa çıkmaya başlamıştı. Gece saat 11’de yüz binler, milyonlar sokaklardaydı. Salâların verdiği sekinetle, dillerdeki tekbirlerin verdiği heyecanla, ellerdeki ay-yıldızlı bayrağın verdiği istiklâl coşkusuyla, bir millet harekete geçmişti.

Çok samimi söylüyorum, o günkü, inanç, azim, coşku, kararlılık devam ettirilmiş olsaydı, ülkemiz dünyanın bir numaralı ülkesi olur, gerçek istiklâlin önündeki bütün engeller kaldırılır, bütün prangalar kırılırdı. Ancak, bunu gören bazı komiteler, çok geçmeden işi sulandırdı. Yok “demokrasi şehitleri”, yok “demokrasi nöbeti” dendi. Oysa 250 şehidin de 3 bin yaralı gazinin de milyonlarca gazinin de aklında ve kalbinde sadece ve sadece Allah sevgisi ve vatan sevgisi vardı. Geliniz bu büyük hâdisenin sene-i devriyesinde ciddi bir muhâkeme ve muhasebe yapalım. İşin, “vatan, millet, Sakarya!” kısmını şimdilik şöyle bir tarafa koyalım. Çünkü tehlike geçmiş değil. 15 Temmuz’un planlayıcılarında oyun çok. Ülkemizi dört bir tarafından kuşatma altına almak istiyorlar. Tavşana kaç, tazıya tut diyorlar. Kurdurdukları terör örgütlerine ağır silahlar ve teçhizatlar veriyorlar. Doğu ve Güneydoğu bölgesini boşalttıkları gibi, Suriye ve Irak’ı da boşaltıyorlar. “Nil’den Fırat’a…” diyenlere bölgeyi boş olarak teslim etmek istiyorlar. Bu arada saftirikleri de “size devlet kurduracağız” diye oyalıyor ve kandırıyorlar. Barzani, babası Mustafa Barzani’nin nasıl defalarca aldatıldığına baksın. Buhtunnasr’ın ordusundaki Kürtlerden dolayı bu kavmin amansız düşmanlarının, bir tek kürdü sağ bırakmamaya yemin ettiklerini unutmasın. (Şayet gerçekten kürtse…) Her neyse bu ayrı bir konu. Şimdilik bir tarafa bırakalım. Bu ülkenin idarecilerine, bu gerçekleri de göz önünde bulundurarak bu vatanın temel değerlerine samimî şekilde sahip çıkmalarını tavsiye ederiz. Allah’a dayansınlar, Kur’ân’a sarılsınlar, hiçbir düşmandan çekinmesinler, bize Sevr’i, BOP’u dayatanların, kanun, nizam, tüzük gibi dayatmalarına aldırış etmesinler. Bizi biz yapan değerlere sarılsınlar. Bu konuda söylenecek söz çok. Şehitlerimizin rûhunu şâd etmek istiyorsak, onların hissiyatına uygun hareket ederiz. Bir de afişlerde, meydanlara dikilen “anıtlarda” asker, tank, uçak, vs objelerinin itici olarak kullanılması, Mehmedciğin o şekilde afişe edilmesi hiç hoş değil. (Sayın Cumhurbaşkanı o afişleri görmedi mi? Onlar ne biçim afiş?) Ordumuzun yüzde 1’i bile etmeyen o gâsıplar yüzünden koca bir camiâyı rencide edici davranışlardan kaçınalım. Bu ordu bizim ordumuz, bu asker bizim askerimiz, o tanklar, o uçaklar, o helikopterler ve askerlerin silahları bizim. Haa bir de hani şu hak edenlere verilecek idam cezası için, “Meclis karar versin, ben imzalarım!” sözü ne oldu? Aradan bir sene geçtikten sonra bir de bunu hatırlatalım dedik.