Asker kılıklı teröristlerin kullandığı savaş uçaklarının TBMM’yi bombaladığı...

* Asker kılıklı teröristlerin kullandığı savaş uçaklarının Emniyet’i bombaladığı...

* Asker kılıklı teröristlerin kullandığı savaş uçaklarının Milli İstihbarat Teşkilatı’nı bombaladığı...

* Asker kılıklı teröristlerin kullandığı savaş uçaklarının, helikopterlerin halkın üzerine ateş açtığı...

* Asker kılıklı teröristlerin kullandığı savaş uçaklarının ve helikopterlerin TÜRKSAT’ı bombaladığı...

* Asker kılıklı teröristlerin kullandığı tankların milleti ezip geçtiği...

* Asker kılıklı teröristlerin kullandığı tankların kadın, çocuk, yaşlı demeden halkı katlettiği...

* Asker kılıklı teröristlerin kullandığı helikopterlerle gelen özel eğitilmiş askerlerin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve ailesinin canına kast etmek istediği...

* Amerika, İsrail ve Avrupa’nın darbeyi yok saydığı, internet oyununa benzettiği, hatta zil takıp oynadığı ve hatta sevindirik olduğu...

Tüm bunlar hepimizin gözleri önünde yaşandı.

Böyle bir ortamda kalkıp da,

1) Bu işgal harekâtına “kontrollü darbe” demek, olayın vahametini görmezden gelmektir...

2) Bu işgal harekâtına “kontrollü darbe” demek, kanlı darbe teşebbüsünü siyasi geleceğe ve iktidar kaygısına kurban etmektir...

3) Bu işgal harekâtına “kontrollü darbe” demek, çok ciddi delillerin ve belgelerin, dokümanların ortaya konulmasını gerektirmektedir... Bu belge, doküman ve deliller var mıdır?

4) Bu işgal harekâtına “kontrollü darbe” demek, 249 şehidi, binlerce gaziyi ve onların ailelerini, yakınlarını yok saymak demektir...

Bütün bunlardan dolayı 15 Temmuz hain darbe girişimine “kontrollü darbe” demek akla ziyandır.

Sonrasında Olağanüstü Hal ile gelişen sürece de “sivil darbe” yakıştırması yapmak da…

KONTROLLÜ DARBE DE NE OLA Kİ!

Peki, son dönemde sık sık gündeme gelen ve tartışılan “kontrollü darbe” argümanı ile ne anlatılmak isteniyor?

Özellikle anamuhalefet partisi CHP tarafından öne sürülen “kontrollü darbe” argümanı şunları ifade ediyor:

* Tamam, 15 Temmuz bir felaket. Hepimiz karşıyız. 15 Temmuz darbesine kim destek verdiyse en ağır cezalara çarptırılsınlar.

* Ama 15 Temmuz’dan hemen sonra 20 Temmuz’da Olağanüstü Hal ilanından sonraki gelişmeler rahatsız edici nitelikte. Devlet FETÖ’den temizlensin evet ama bu arada FETÖ ile hiç alakası olmayan birçok kişi işinden oldu ya da tutuklandı. Adalet mekanizmasında derin yaralar açıldı.

* FETÖ yerine iktidara muhalif ne kadar isim varsa gözaltına alınıyor.

* 16 Nisan referandumu Olağanüstü Hal şartlarında yapıldı ve Türkiye’nin sistemi değiştirildi.

***

Bunlar ve benzeri gelişmelerden yola çıkılarak, “15 Temmuz hain darbesi, bazı yapılmak istenenler için gerekçe ve meşruiyet zemini olarak kullanılıyor!” eleştirisi getiriliyor.

Ancak tekrarlayayım; “kontrollü darbe” ve “sivil darbe” söylemleri, Türkiye’nin karşı karşıya kaldığı “işgal harekâtı”nın tam anlamıyla yargılanmasını engellememeli…

ÜMİDİM, HATALARIN DÜZELTİLMESİ...

Bu arada...

FETÖ soruşturmaları kapsamında yanlışlar, hatalar yok mu? Var.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da bu hatalara dikkat çekerek, “At izi it izine karıştı!” demedi mi?

İktidara yakın olan isimler dahil çok geniş bir kesim, bazı kararların maşeri vicdanı rahatsız ettiğini ifade etti.

Bunlardan birisi de avukat Mustafa Yaman.

Dünkü Millî Gazete olayı manşetten verdi ve ayrıntıları sundu.

Birçok düşünce insanı bu minvalde kararların FETÖ ile mücadeleyi sulandırdığı ve sekte vurduğu görüşünde.

***

Ankara’da elbette hâkimler var.

Elbette adaletin kestiği parmak acımaz.

Ama hatalardan, yanlışlardan dönmek de erdemdir.

Zaten, Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren KHK ve OHAL Komisyonu’nun kurulmasının gerekçesi de bu değil mi?

Ama elbette ve tabii ki gecikmeden…

Geciken adalet, adalet değildir zira…