Bizim dinimiz, adâletli olmayı emreder. Zerre kadar zulmü
ise reddeder ve bunu yasaklar. Zulmetmeyi bırakın, zulmedenlere ednâ bir
meyli , yani zerre miktar meyli bile şiddetle meneder. Bakınız Rabbimiz (c.c.)
Hûd Sûresinin 113. Âyet-i kerimesinde meâlen ne buyuruyor: Zulmedenlere
meyletmeyin: sonra size ateş dokunur (Cehennemde yanarsınız) Sizin Allah tan
başka dostlarınız yoktur. Sonra (O ndan da) yardım göremezsiniz. İşte bundan
dolayıdır ki hakiki Mü min zulmetmez ve zâlimi sevmez. Hakikî Mü min mazlumun
dostudur. Merhum Mehmed Âkif in şu mısraları bu gerçeği dile getirir:
Zulmü alkışlayamam, zâlimi asla övemem; / Gelenin keyfi
için geçmişe kalkıp sövemem. / Biri ecdâdıma saldırdı mı, hattâ boğarım.
/-Boğamazsın ki! Hiç olmazsa yanımdan kovarım
Üç buçuk soysuzun ardında zağarlık [av köpekliği]
yapamam, / Hele hak namına haksızlığa ölsem tapamam. / Doğduğumdan beridir
âşıkım istiklâle; / Bana hiç tasmalık etmiş değil altın lâle.
Yumuşak başlı isem, kim dedi uysal koyunum / Kesilir
belki; fakat çekmeye gelmez boynum. / Kanayan bir yara gördüm mü yanar tâ
ciğerim. / Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim,
Adam aldırmada geç git, diyemem, aldırırım: / Çiğnerim,
çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım. / Zâlimin hasmıyım; amma severim mazlumu /
İrticâın şu sizin lehçede mânâsı bu mu
Elinde idare etme yetkisi olan ve insanların hukukuna
taalluk eden icraatlarda bulunan bütün idarecilerin ve o idarecilerin emri
altında çalışanların zulümden şiddetle sakınması lâzım. Zira mazlumun ahı arşı
deler. Bu yazıyı yazmaya, şâhit olduğum bir hâdiseden dolayı karar verdim.
Dilerseniz en baştan anlatayım: Bir ahbâbım var. İstanbul a gelmiş, çalışmış,
didinmiş, bir arsa almış, bu arsa üzerine bir katı bodrum olmak üzere üç katlı
ev yapmış. Yaklaşık 25 sene sonra, evinin bulunduğu yeri yöneten belediye
yetkilileri; Buradan yol geçecek evini yıkacağız! demişler. Bizim ahbabım
yüreğine ateş düşmüş. Yıllardır etle tırnak gibi oldukları ve hâtıralarla dolu
evden ayrılmanın acısı yüreğine düşmüş. Sonradan bu darbeyi mecburen
kabullenmiş. Ancak haklı olarak, evinin değerinin âdilane ve hakkaniyet
ölçüleri içerisinde kendisine ödenmesini istiyor. (İstanbul Büyükşehir
Belediyesi ve bazı belediyeler, istimlak ettikleri yerlerde böyle yaptı.)
Belediyeden çağırmışlar. O sırada İstanbul da idim. Bana rica etti, Birlikte
gidelim, ben meramımı anlatamayabilirim. Dedi. Peki. Madem öyle doğrudan
başkana gidelim dedim. Başkana gittik, tatile çıkmış. Başkan yardımcısına
gittik. Beyefendi birisiydi. Bizi dinledi. Arsanın yerini öğrendi, kayıtlara
baktı. Siz müsterih olun, siz istemedikten sonra kimse yıkamaz! dedi. Dönüp
geldik. Başka bir zaman yine belediyeden çağırmışlar, yine birlikte gittik. Bu
defa o işe bakan müdürün yanına gittik. Bize mevzuattan bahsetti. Bu bina 25
yıllık. Değeri şu kadar! dedi. Karşımıza gülünç bir rakam çıkardı. O bina
şimdi ilçenin en kıymetli yerinde. Arsa bedeli ile o ilçede dört daire satın
alınabilir. Ancak Müdür Bey bizim ahbaba şöyle dedi: Gidip emlakçıya sorun.
Ancak oradan yol geçeceğini belirtin. Değerini ona göre söylesin. Kendisine;
Beyefendi öyle olur mu Yola gidecek arsanın değeri mi olur Yolu siz
geçiriyorsunuz. Arsanın gerçek değeri neyse onu göz önünde bulundurmak lazım.
Beyefendi şöyle dedi: Mevzuat bizden yana. Biz istediğimizi yaparız!
Kendisine şöyle dedim: Yaparsınız, ama o zaman da zulmetmiş olursunuz. Sizin
Esat tan ne farkınız kalır. Geçenlerde, aynı belediyeden ilgililer yine
dostumuzu çağırmışlar. İstimlak bedeli olarak gerçek değerinin dörtte birini
teklif etmişler. Kabul etmeyince, bu defa, Onu da vermiyoruz. Binanızı
yıkacağız! demişler. Evet, yıkabilirler, ama o vakit zulmetmiş olurlar ve o
bina ile birlikte kendi saltanatları, belki de bağlı oldukları partinin
saltanatı yıkılır. Bizden söylemesi.