Toplum mühendisleri veya yöneticilerin malzemesi insan.

Şairler, kelimelerden yaptıkları bir "Beyit"i yıkıp yeniden yapabilirler. Evin bir sütununu değiştirir gibi kelime değiştirebilirler.

Seramikçiler taslak halindeki çanak-çömleklerini kırabilirler.

Ressamlar, beğenmedikleri eserlerini yırtıp atabilirler.

Mimarlar, yaptıklarını yıkıp yeniden yapabilirler.

Ya yöneticiler ve toplum mühendisleri ne yapsınlar Malzeme insan olduğu için atamazlar, satamazlar, yıkamazlar, yakamazlar.

Gerçi batıdaki zorbalar, din adına engizisyon mahkemelerinde çağlar boyu yakmışlar, yıkmışlar.

Günümüzde ise genlerine var olan o zorbalığı engizisyon mahkemelerinde kendinden olmayanlara uygulamaya devam ediyorlar.

Yıkmak, yok etmek istediklerini önce suça teşvik ediyorlar, öldürücü silahları veriyorlar, sonra da suçlu diye cezalandırmaya devam ediyorlar.

Malzemesi insan olan yöneticiler ve toplum mühendisleri, topluma şekil verirken, hiçbir insanın doğuştan gelen karakter çizgisine el değmediği gibi, elinin veya aklının gölgesi bile hiçbir insanın gönül ülkesinde iz yapmamalı.

"Benim gibi düşünmezsen, benim gibi giymezsen, benim güldüğüme gülmezsen ben sana yapacağımı bilirim" deyip ve de yapan insanlar kendi yaptıklarının doğru olduğuna inanıyorlar ve halkın karşısına geçip rahat bir şekilde baskıcılıklarını savunuyorlar.

Rabbimiz kafirlerin yanlış işlerini anlattıktan sonra "Onlar, yaptıklarının güzel olduğunu zannediyorlar" diyor.

Yani inadına yapmıyorlar. Zorbalık yaparak halkı kendilerinin kalıbına dökerek adam ederek iyilik yaptıklarına inanıyorlar. Çünkü en ideal insan, en çağdaş insan kendilerinin olduğuna inanıyorlar.

İşte hataların en büyüğü bu.

Yaptıklar hatadan daha büyük olan şey, bunların böyle düşünmeleridir.

Irmağı geçmek isteyen biri karşıdakine sormuş "Karşıya nasıl geçebilirim " demiş.

Karşıdaki bencil adam cevap vermiş:

-"Karşıdasın ya."

Peki kim karşıda

Herkesin durumuna göre karar vermesi karşı taraftan görüneni hesaba katmaması toplumda bunalım meydana getirir.

Sanatçı ruha sahip insanlara göre kelebekler dünyanın en zararsız, en sevimli yaratıklarıdırlar.

Çiftçiye göre ise, elmalarının üzerine yumurta bırakan ve meyvelerini kurtlandıran ve milyarlarca zarar veren ipek elbiseli canavardır.

Meslekler bile eşyaya bakışımızı yönlendiriyor bizim.

Serçe kuşu minnacık vücudu ile sevimli bir kuştur ama mısır/darı ekene göre en amansız düşmandır.

Ceviz ağacının yarısından tabut yaparsınız size sevimsiz gelirken, diğer yarısından kütüphane yaparsınız bu sefer size çok sevimli gelir.

Baktığımız eşyanın durumu da bizi yönlendirir.

Hatta tabuttan korkan insanlar olduğu gibi "Beni Rabbime götüren tahta at diye onu sevimli bulanlar da olur. Bu sefer de eşyayı değerlendirmede insanların inançları devreye girer.

Şair, çiçeklerin dallarından dökülüşüne üzülürken, çiftçi meyveler göründü diye sevinir.

Çelebizade Şeyhülislam İsmail Efendi "İyi ile kötü, bulunduğu duruma göre belirlenir. Mesela okun doğru olması, kılıcın ise eğri olması iyidir, doğrudur" anlamında:

 "Nîk-ü (iyi)  bet (kötü) her vasıf olur zâte nisbetle kemâl

Doğruluk nâvekte (okta) hoştur, eğirilik şemşîrde (kılıçda)"

diyor.

İyi insanla kötü insanı birlikte görürsen hemen ikisinin de hakkında aksi yönde karar verme. Ok ile yayın bir atımlık beraberliği vardır. Bu beraberlikte ok, doğruluğundan bir şey kaybetmez, yay da eğriliğinden bir şey kaybetmez ama ikisinin beraberliğinden iş biter.       

Evreni yaratan Allah ın koyduğu evrensel değerleri bilir ve her şeyi ona göre değerlendirsen hata yapma oranın azalır. Yoksa şahıslar, kurumlar, kuruluşlar, devletler arasında gelir gidersin ve kesin doğruyu da elde edemeden Yaratanın huzuruna boynu bükük varırsın.