Geliriniz var ve tasarruf edebiliyorsanız; yaşıyorsunuz! Geliriniz var ama tasarruf edemiyor, üstelik borçlanıyorsanız; yaşatıyorsunuz! Bu yüzden zenginler yaşıyor, fakirler yaşatıyor. Bu döngüyü kırmak için iktidar olanlar, bu değirmene su taşıyorsa; “güçlü ekonomi” için çıkılan yol, “güçlünün ekonomisi”ne ulaşmış demektir.

Uzmanlara göre iktisat; güvendir! Güvenin tesisi ise yatırım ortamının iyileştirilmesiyle sağlanır. “Paradan para kazanma” mantığı aşılmadan yatırım ortamı iyileştirilemez. Dolayısıyla güven de gerçekleşmez. Bu durumda yapılacak faiz indirimleri de döviz kurlarını tetikler. Dışa bağımlı bir ülkede bu durum fiyatları artırır. Çünkü “ dolar cinsinden yaşam” sürmektedir. Bu açıdan “birikimlerini en yüksek getiri ile değerlendirmek isteyen tasarruf sahipleri de uygulanan düşük faiz nedeniyle Türk Lirası’ndan kaçıp döviz mevduatına yönelerek kendilerini hem gelir getirmek hem de enflasyondan korumak” amacıyla dövize yönelir.

Bu yönelmenin kök nedenlerine inmek yerine, “tasarruf sahiplerine verilen kur garantili TL mevduat hesabı” imkânı sağlamak, zengine hibe vermektir. Çünkü; “3-6-9-12 aylık vade tercihi ile TL mevduatı açtığında vade sonunda alacağı faiz tutarı o günkü döviz kurundan düşük ise Hazine tarafından fark kendisine ödenecek, o günkü döviz kuru faizden düşük ise faizini alacak, tasarruf sahipleri döviz kurları karşısında hiçbir şekilde kayıp yaşamayacak ve bu farklar Hazine tarafından ödenecek.” Dikkat edin mevduat sahipleri halk değil, on bin aile!

Halkımızın tasarruf yapabilmesi için kök nedene geri dönmeliyiz! Kök neden; “Türkiye yüksek bir büyüme oranı tutturursa cari açığı çok artıyor. Cari işlemler açığı demek, bu açığın finansmanı için yurtdışından borçlanmak demek. Yurtdışından borçlanmak, bir anlamda finans merkezlerindeki gelişmelere bağımlı olmak”tır. Latin Amerika ülkeleri için söylenen “finansal piyasaların merhametine muhtaç olmak”la karşı karşıya kalıyorsak, “nerde yanlış yaptım” denmelidir.

Yanlışlarla yüzleşmekten kaçıyoruz çünkü “başkalarının parası ile finanse edilen yatırımlar üretken alanlara yöneltilmedi, ihracat artışı verimlilik ve katma değer artışı ile sağlanmadı.” Daha çok ihracat daha az ithalat için “hangi sektörlere ağırlık verileceği, bunun için nasıl bir sanayi politikası izleneceği” belirlenmedi. Hâlbuki bu konularda birikimi olanlarla reel ekonominin sağlığı için bir “kurul” oluşturulsaydı, zengine değil fakire bile hibe vermeye gerek olmayacaktı. Gözlerdeki ışıltıdan olsa gerek fatura her dakika artıyor…