Yeni ve farklı bir zamanı yaşıyoruz. Zamanın dili ve ruhu farklı. İlerleyecek zamanda daha da değişebilir. Teknoloji insanın hayatına girdiğinden bir hızlı değişimler var. İnsanların bilinçaltlarında sürekli olarak bir akış var. Bu akış ise yabancı ruhludur. Kendi mantığını, bakışını ve özünü sindirtiyor.

İnsanlık bu olanaklardan yararlanırken farkında olmadan yabancı ruhun bir nesnesi ve parçası durumuna düşüveriyorlar. Zaman içinde insanlarımızın nasıl bir evrilme geçirdiklerini görebiliyoruz. Ve artık bu bakış kendisine ait olmuyor.

Zamanın özü ve ruhu asla değişmiyor. Zaman kutlu bir kavramdır bizim için. Onu yaratan ona kendi ruhundan veriyor. Yaratılan her şey onun içinde deviniyor. Asla zamana ta’n edecek değiliz. Zamana ve mekâna değil kendimize bakıyoruz. Sorun kendimiziz. Zamana renk verecek olan, mekânı kısmen şekillendirecek ve çeşitlendirecek olan insandır. İnsan küçük ayrıntılarda büyük keşfe yöneliyor. Yaratıcı konumunda değil, yaratılanın özünü ve ruhun kavrama çabasında olan bir varlık. Yeryüzünde yaptıkları sadece küçük ayrıntılardır, kimi şeylerdir. İnşa ettikleri kendisine sunulan imkânlar dâhilinde bir şeyler yapabilme özgürlüğüdür.

Robotlar yapabilir, onları devindirebilir, adım attırabilir ama asla ruh veremez, kan veremez, can veremez. İnsan bedenindeki atomların bir taneciğini bile ortaya koyamaz.

Allah, insana akıl, sezgi ve bilme gücü vermiş. İnsan bunu çeşitli halleriyle değerlendirir. Kimi bilgi sahibi olabilir, malumatfuruş olabilir, çok şey bilebilir. Şeyin özüne ve ruhuna vakıf olmak ise başka bir şeydir. Malumatfuruşluk kaba bilgidir, ansiklopedik bilgidir fakat ruhun özüne nüfuz edici değildir. Büyük düşünürlerin, bilgelerin, şairlerin nüfuzu öze dönüktür. Elbette bu herkese dönük değildir. Bunlar da özel insanlardır.

Özel insanları ayrı tutarsak siyaset ehli kaba ve dışa dönük bir bakışa sahiptir. Gürültücü ve patırtıcıdır. Sesiyle ve öfkesiyle baskın çıkmaya bakar. Öze bakmaz, özden de uzaktır.

Zamanın hızlı akışında insanlığın değişen ruh hâline yeni bir dil ile seslenmek yükümlülüğümüz. Dile ruhumuzu katarak. Nasıl söylediğimiz değil ne söylediğimiz önemli. Çünkü eşyanın değişen yüzü yeni bir bakış gerektiriyor. Yeni nesneler ile ruhumuz çalınıyor. Zamanla kendimizin değişimlerinin farkına bile varamıyoruz. Biz o şeylerin parçaları ve unsurları hâline geliyoruz.

İnsanlık yeni alaboralar içinde. Ve insanlık büyük bir kuşatma altında. Bu kuşatmayı kırmak insanlığın ruhuna inmek ona kendi ruhumuzu üflemek bizim görevimiz. Biz, kalemimiz ile, sözlerimiz ile, davranışlarımız ile zamanın insanına kendimizi anlatabiliriz. Sonuçta muhatabımız insan. İnsanı kuşatan nesneler, durumlar ve şeylere yön verme olanağımız her dönem ve zaman için var, çünkü biz de insanız, bizim de bakışımız var.

Allah’ın hükümleri ve yarattığı her nesne ile olan bağı asla değişmez. Araçlar değişebilir, dil değişebilir, zamanın hızlı akışında her şey değişebilir ama öz asla değişmez. İnsan bir makine değildir, insan insanın elinden çıkan bir nesne değildir. İnsan şeylere yenik düştüğünde özünü yitirir, yolunu şaşırır.

Biz sözün sahibi isek sözlerimizi ve davranışlarımızı ruhumuza uygun olarak tartıp biçmeliyiz. Aslında biz özümüz üzere olursak tartıp biçmeye de gerek yoktur çünkü halimiz ve ruhumuz bize yön verir.

Gelecek ve insanlık bize bakıyor. O zaman dilimizi ve ruhumuzu canlı tutmak ile yükümlüyüz.