2015 Genel Seçimleri yaklaşıyor. Meclis’te görev yapacak olan milletvekilleri yenilenecek. Halkımız, bundan sonraki yöneticilerin kimler olacağına karar verecek.

Halkın tercihlerinin parlamentoya sağlıklı yansıması için “âdil bir seçim sistemi”ne ihtiyaç var. Dünyada örneği olmayan yüzde 10 ülke barajı ile halk iradesi bypass edilirken “milletvekilleri ne iş yapar ” sorusunu sormak hakkımız değil mi Bu haksızlığa nasıl vicdanları razı oluyor 2002 genel seçimlerinde halkın oylarının yüzde 55’inin “yok hükmünde” sayılması onları hiç rahatsız etmez mi

Partilere yapılan hazine yardımı konusunda da aynı haksızlık söz konusu. Anayasa siyasî partilere “demokrasinin vazgeçilmez unsurları” olarak kabul eder; hazine yardımı partilere “hakça dağıtılır” hükmünü getirirken darbe ürünü bu Anayasal haksızlığın sür git devam ettirilmesinin sebebi de ne ola ki

Ya partilerin kendini tanıtma haksızlığına ne demeli Partilerin âdil tanıtma imkânına sahip olduğunu söyleyebilen bir Allah’ın kulu var mı Bazıları astronomik hazine yardımı alır, devlet ve belediye imkânlarından azami derecede faydalanırken; bazı partilere hiçbir şey gösterilmemesini nasıl izah edersiniz Devlet TV’leri Meclis’te temsil edilmeyen partileri yok sayıyor. İsminin başında “adalet” bulunan hükümet partisi “âdil tanıtma” ve “fırsat eşitliği” bulunmayışını nasıl içine sindirebiliyor

Hükümet basını bypass etmiş, 30 TV kanalı, 30 gazete ile tanıtma faaliyeti yapıyor. Devlet imkânlarını bencilce kullanarak bilboardlara yerleşiyor; parayı basıyor, boy boy resimler ve afişlerle meydanları, caddeleri, binaları işgal ediyor. Bir yarış ki, 100 m.lik koşuda biri 90 m.den yarışa başlarken, bazıları sıfır (0) m.den yarışa katılıyor.

Meclis, bu âdil olmayan tanıtma yöntemine ne zamana kadar seyirci kalacak

Demokratur oyunu mu bu

Seçim sistemi ve siyasî partiler yasası sirk aynalarına benziyor. Pireyi deve yapıyor, devleri cüce gösteriyor. Şeffaflık esas alınarak halkın tercihlerinin sağlıklı bir şekilde Meclis’e yansıması “âdil bir seçim sistemi”ne bağlı.

Erbakan Hoca’nın yakındığı “demokratur- halkın yönetime alet edilmesi” oyunundan vazgeçilmeli. Kamuoyunu tek taraflı oluşturan algı operasyonlarından uzak durulmalı. Millî iradeye saygı bunu gerektirir.

Siyasî partilere tanıtmada fırsat eşitliği tanınmalı, devlet TV’leri buna öncülük etmeli. Halkın vergileriyle ayakta duran devlet TV’leri halkın sesini duymazlıktan gelemez. Son yerel seçimlerde, başta Saadet Partisi olmak üzere pek çok partiye TV’lerde hiç tanıtma fırsatı verilmemesi TRT’nin antidemokratik ve affedilmez bir ayıbı olarak tarihe geçmiştir.

Seçimlerde TRT ve pek çok özel TV kanalı AKP’nin borazanlığını yapmıştır. Seçimlerde siyasî partilere ayrılan tanıtma süresine bakarsanız bu adaletsizliği açıkça görürsünüz.

Bu manzara AKP’lilerin “kahraman” havasına girmelerine yol açmakta, “iki seçmenden biri bizim” diyerek “büyüklük kompleksi”ne kapılmaları sonucunu ortaya çıkarmaktadır. Halbuki haksızca elde edilen bu büyüme hormonludur ve sirk aynalarına benzemektedir.

Eğer AKP büyükse ve yüreği de yetiyorsa, seçimlerde âdil bir tanıtımın önünü açsın da görelim. Saadet Partisi’nin millî ve yerli çözümlerini ekranlara yansıtsın da işbirlikçiliğin nasıl tuz buz olduğu ortaya çıksın. Sayın Kamalak’ın çözümü can damarından yakalayan önerileri 15 dakika TV’lerde yer bulsun da yarışmadaki durumunun ne olduğunu öğrensin. Tanıtımda tekel oluşturabilirsiniz ama âdil bir tanıtımla halkın karşısına çıkmak yürek ister.

Muhalefetsiz iktidar mı

Demokrasilerde iktidarı denetlemek ve yanlış politikalara fırsat vermemek için muhalefet partilerine önemli görevler düşer. Oyların parlamentoya çarpık yansıması mekanizmayı bozar, elde edilen başarılar tavizlerle korunmaya çalışılır, bazıları alternatifsiz olduğunu düşünmeye başlar. Halbuki seçimlerin yapıldığı bir yerde “alternatifsizlik” diye bir kavram yoktur.

Türkiye’de oyların iktidar ve ana muhalefet partisi üzerinde temerküz etmesine yol açan bir yapı var. Gerilim siyaseti yapılıp kutuplaştırıcı, ayrıştırıcı bir üslûp kullanılıyor. Halk yönlendiriliyor, “ya AKP, ya CHP” noktasına getirilerek seçmen bu iki partiye zorlanıyor. Siyasiler ağzını bozuyor, halka ve çocuklarımıza kötü örnek oluyorlar. Ülkenin geleceği tehlikeye giriyor.

İktidarın yanlışları söylenemiyor. Söyleyenlerin düşünceleri halka yansıtılmıyor. Bir politikacı Türkiye’nin can düşmanlarından “üstün cesaret ödülü” alıyor, bu işin iç yüzünü açıklayan siyasî partilerin sözleri sansürleniyor. Böylece yanlışlar devam edip gidiyor.

Öfke, düşmanlık, gerilim yüklü sözlerden kime fayda gelir ki Şâh-ı Nakşibend Hazretleri “Bu sofrada zulûmat/karanlıklar var” diyerek bir misafirlikte yemek yememişler. “Efendim bunlar helâldir” denilince, “Helâldir ama pişiren öfkeyle pişirmiş” cevabını vermişler.

Bazı liderler öfkeli söz söylerken ağızları kulaklarına geliyor. Bu türlü sözlerin bereketi olur mu İşte, problemlerimize sağlıklı çözümler üretilemeyişinin sebebi bu!

AKP Hükümeti yaptıkları ile övünüp duruyor. Yürekleri yetiyor, çözümlerine güveniyorlarsa “âdil bir seçim sistemi” oluştursunlar ve seçimlere öyle gidilsin.

Basını bypass edip TRT’yi kendi borazanı haline getirerek tanıtmada tekel oluşturmakla elde edilen şey başarı değil, hormonlu büyümedir, çarpıklıktır. Yürekleri yetiyorsa siyasî partilere “adil bir tanıtma imkânı” sağlayıp “fırsat eşitliği” oluştursunlar. Ondan sonra kantara çıksın da kaç gram çektiklerini hep birlikte görelim.

Şurası çok iyi bilinmelidir ki, âdil ve eşit şartlarda yarışa girmek yürek ister.