Yüreğimiz depremle bir kez daha yandı.

Kahramanmaraş Pazarcık merkezli 7.7 ve ardından Elbistan merkezli 7.6 büyüklüğünde ikinci depremle 10 ilimiz görülmemiş bir felaket yaşadı.

Uzmanlar yaşadığımız depremin 1999 Marmara depreminin 2,5 katı bir deprem olduğunu söylüyorlar.

Bu satırları yazdığım saat itibariyle 9 bine yakın can kaybı, 50 bine yakın yaralımız var.

Ulaşılmayan yüzlerce enkazın başında yakınları çaresizce bekliyor.

Bu bölgenin bir deprem bölgesi olduğunu deprem olup bittikten sonra fark ettik.

Deprem bölgelerinde, fay hatları üzerine sorumsuzca yüksek binalar inşa eden müteahhitleri, onlara ruhsat veren ilgilileri Allah’a ve şayet varsa vicdanlarına havale ediyoruz.

Yıkılan binaların birçoğu üç beş yıllık yeni binalar ve sözde depreme dayanıklı olarak inşa edilmişler.

Binlerce canla beraber benim de dört canım (yeğenim, eşi ve çocukları) “İskenderun Rönesans Rezidans Sitesi”nde enkaz altında üç gündür kurtarılmayı bekliyor.

Allah onları ve cümlesini sevdiklerine bağışlasın!

Bu arada İskenderun Rönesans Rezidans sitesinin müteahhidi olan kişinin o bölgede yaptığı binaların hepsi yıkılmış.

Kahramanmaraş’ta Berdücesi dergisi yayın yönetmeni Bilge Doğan’ın anne ve babası üç gündür enkazdan kurtarılmayı bekliyor. Bilge Hanım’ın sosyal medyadaki çığlığı umarım işitilmiştir.

Allah milletimizi, memleketimizi korusun!

KIYAMETE DAYANIKLI EVLER YAPMAK

“Allah’ın dışında başka veliler edinenlerin örneği,
kendine ev edinen örümcek örneğine benzer.
Gerçek şu ki, evlerin en dayanıksız olanı örümcek evidir;
bir bilselerdi.”
(Ankebut Suresi: 41)

“Öyleyse bu sözlerimi işitip uygulayan herkes evini kaya üstüne kuran aklı başında adama benzer. Yağmur yağar, seller basar, yeller eser, eve saldırırlar. Ama ev yıkılmaz. Çünkü temeli kaya üstüne atılmıştır. Bu sözlerimi işitip de uygulamayan herkes evini kum üstüne kuran aklı kıt adama benzer. Yağmur yağar, seller basar, yeller eser, eve saldırırlar. Ev yıkılır, hem de yıkımı korkunç olur.” (İncil-Matta-24, 25, 26, 27)

Marmara depremi olduğu zaman iki kutsal kitaptan yukarıdaki ayetleri hatırlamış ve üzerine yazı yazmıştım. Yine Van’daki depremi duyar duymaz aklıma Kur’an ve İncil’deki bu ihtar ve ikazlar gelmişti. Bugün de 10 ilimizi sarsan Kahramanmaraş merkezli yaşadığımız deprem gösteriyor ki yaşananlardan yeterli ders alınabilmiş değil. 99 Marmara depreminde kaleme aldığım Van depreminde güncellediğim bu yazımı güncelliğine binaen bir kez daha dikkatlere sunuyorum.

Dünyadaki hayatın temel esprisi ‘evini muhkem kurmak’ta yatıyor. Evin sağlamlığı ise temelin sağlamlığına bağlı. Temeli sağlam zemin üstüne oturtulmuş bir ev hiç kuşkusuz mutluluk ve saadetin simgesidir.

Kelimelere tutunabilme becerisine sahip olmak nasıl cümle olabilmenin en temel şartı ise esaslı bir kelime olabilmek için de iyi kurulmuş bir cümlede sebat etmek şattır.

Güzel konuşmak güzel düşünmekten bağımsız olamaz. Güzel düşünmek de ancak güzel bir niyetin tezahürüdür. (“Ameller niyetlere göredir.” Hadis)

( “Ya ağacı sağlıklı yetiştirirsiniz, ürünü de sağlıklı olur, ya ağacı çürük yetiştirirsiniz, ürünü de çürük olur. Çünkü ağaç ürünüyle tanınır… Çünkü ağız yürekten taşanı söyler.” Matta-33,34)

Yaşamını muhkem bir temel üzerine kurmuş insan ölümünü de sağlama almış demektir. Hayatın ayaklarının bastığı yerde her zaman ölüm vardır.

(“Görmedin mi ki, Allah nasıl bir örnek vermiştir. Güzel bir söz, güzel bir ağaç gibidir ki onun kökü sabit, dalları ise göktedir. Rabbinin izniyle her zaman yemişlerini verir. Allah insanlar için örnekler verir, umulur ki onlar öğüt alır düşünürler. Kötü söz ise, kötü ağaç gibidir. Onun kökü yerin üstünden koparılmış, kararı (yerinde durma, tutunma imkânı) kalmamıştır” İbrahim Suresi-33-34)

Gök kubbede baki kalabilecek tek söz sağlam bir zeminde muhtevasını tamamlamış olan sözdür. Çünkü evrensel bir sanat ortaya koyabilmenin yolu yine evrensel bir düşünceye yaslı olmasına bağlıdır.

Hayat yani yaşantı denilen şey düşünce ve duyarlıklarımızdan çatılar çatıp, sözcüklerden evler yapmak telaşından başka nedir ki! Asıl olan kuracağımız bu evin mekânını, cephesini ve malzemesini iyi seçmektir.

Bütün ideolojiler sadece idrakimize giydirilen deli gömlekleri değil aynı zamanda üçüncü sınıf malzeme kullanılarak düşünceden yapılmış evlerdir. Bütün felsefi sistemler ufak esintilere karşı mukavemetsiz derme çatma barınak ve sığınaklara benzerler. Güzel havalardan kaçanların saklanıp nasiplerine düşen rüzgâra yenik düştükleri mukavvadan evleri çağrıştırırlar.

Ne yazık ki zavallı insan muhkem ve mukavemetli hakikat evini terk ederek onun yerine İsrafil’in haber vereceği mutlak depreme dayanıksız evler yapmaya devam etmektedir. Ne zaman düşünce evini doğru bir zemin üzere sağlam bir temelle kurarsak işte o zaman dışımızda kurduğumuz her bina bütün zamanlara karşı dayanıklı olacaktır.