Lise yıllarımda doğru dürüst anlaşabildiğim öğretmenim olmadı. Herkes çok hareketli bir öğrenci olduğumdan bahsederdi. Hareketli, haylazın kibarca söylenmiş hali oluyor. Ben de, hiçbir öğretmenimin bana bir çay bile ısmarlamadığından, “oğlum senin derdin ne?” diye sormadığından yakındım durdum. Derdim vardı, gerçekten çok dertliydim ama kimse sormadı. Ben de derdimi dahi sormayanlara onları üzerek karşılık verdim. Benim için de zor oldu ama sizle konuşmayanlara konuşarak cevap vermenin ne kadar anlamsız olduğunu bilirsiniz. O dönem sanata ilgim olsaydı belki bir performans sanatı icra eder ya da yağlı boya tablolarla derdimi anlatmaya çalışırdım. Okulun futbol takımındaydım ve iyi de oynardım. Mesela çok sert şut çekerdim, belki de içimi dökemediğimdendi, bilmiyorum.

Nereye bakarsanız bakın, hangi kitabı okursanız okuyun, ne kadar bilirseniz bilin her zaman başka bir açı, farklı bir yaklaşım, bilmediğiniz şeyler vardır. Gözden kaçar, düşünemezsiniz, dalgınlığınıza gelmiştir ya da anlamamışsınızdır. Herkes her işten anlayacak diye bir şey yok tabii. Bizim memlekette işler çok zor be kardeşim. İşler de zor, çocukluk da, okumak da, çalışmak da, düşünmek de çok zor. Bu zorluktan olsa gerek, sağlam adam yetişiyor aslında. Zevk sefa içerisinde hangi adam yetişmiş ki bugüne kadar! Açın bakın tarihe, en kral adamlar hep en zor zamanlarda yetişmiştir. Zorluk olmadan olmuyor ama bir taraftan da insan anlaşılmak istiyor. Var oluşunu sürdürme isteği kadar varlığının da bilinmesini istiyor. Tabii insanın istekleri bitmez. İnsan demek, istek demektir. İsteye isteye geçer bu hayat. Bazılarına kavuşuruz, bazıları da hayallerimizin en nadide köşelerini süsler ve sadece birer istek olarak kalırlar.

Lise yıllarım çok zor geçti diyordum. Nedendir bilinmez, bizim bu güzel memleketimizde nereye giderseniz gidin bir emir komuta zinciri vardır. Bilen bilmeyen, anlatan dinleyen, konuşan susan gibi. Lise yıllarım ve üniversite hayatımda hep bu zincir, bu topraklara has iletişim tarzı en büyük sorunum oldu. Öğrenci susar, soru sorar ve öğrenir. Bu böyledir ama aslında böyle değildir. Yani bizde böyledir de olması gereken bu değildir. Bir insan inandığı şeyi sırf öğrenci diye dile getiremez mi yahu? Öğrencinin fikri olamaz mı? Öğrenci de bilemez mi? Hatta bazen öğrencinin bildiği şeyi öğretmen bilmiyor olamaz mı? Abi yemin ediyorum, Almanya’da üniversite okudum, kendi ülkemde yaşadığım sıkıntıların hiçbirini yaşamadım. Elin gavurunda, bizdekilerin tribinin yüzde biri yok. Hele hele bizim ilahiyat fakültelerine bir gidin, bir görün o hiper mega süper akademisyenleri. Aman Allah’ım o ne bilgidir, o ne ilimdir, o nedir, aklınız durur. Bırakın hocaları, öğrenciler bile bir başka. Adam ilahiyata başlıyor, aradan bir sene geçmeden tanıyamıyorsun. “İbni Haldun bu konuda şöyle demiş” diyorsun, “ben o konuda farklı düşünüyorum” diyor. Ana, bak sen yaa.

Neyse uzun lafın kısası, dünyada bizim kadar orta yolu konuşan ve bir o kadar orta yoldan uzak yaşayan başka bir millet yoktur herhalde. Yok be ne herhâldesi, kesin yoktur. Çok basit şeyleri o kadar abartıyoruz ki, üç günlük dünyayı zindana çeviriyoruz. Altı üstü üç günlük yalan dünya, inanmazsan git Neşet Ertaş dinle. Çok basit birkaç şey var: Çay içeceğiz, muhabbet edeceğiz, dertleşeceğiz yani, arada kabul etmediğimiz şeylere susuvereceğiz, “sen bilirsin, tabii yaa” falan diyeceğiz, biraz mütevazı takılacağız, selam vereceğiz, gülümseyeceğiz, hepsi bu kadar.