Ülkemiz tarihinin en sıkıntılı devrelerinden birini

yaşıyor. Dünyanın merkezi ve gözbebeği bu cennet vatana dikili o kadar çok hâin

göz var ki hangi birini sayalım. En iyisi bu çirkeflerin isimleriyle sütunumuzu

kirletmeden doğrudan çözüm yoluna girelim:

Allah ın izniyle bu badireyi de atlatırız. Ancak, karga

rehberlere kulağımızı tıkayarak, gerçek rehberlere kulak vermek şartıyla

Bakınız, Hz. Ömer in (R.A.) naklettiği bir hadis-i şerifte Sevgili

Peygamberimiz (A.S.M) ne buyuruyor:

Allahu Teâlâ şu Kur ân la (amil olan) kavimleri

yükseltir ve onun izinden gitmeyenleri de alçaltır. (Riyâzü s-Sâlihîn, 1000

No lu hadis. Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları 3. Baskı -1971 yılı baskısı).

Bu hadis-i şerif bir mucize gibi tahakkuk etmiştir. Tarih

boyunca kim Kur ân ı baş tacı etmişse, kim Kur ân a hürmet göstermişse, kim

Kur ân la amel etmişse yükselmiştir. Kim de Kur ân dan elini çekmişse

alçalmıştır. İşte bunun en müşahhas misali Osmanlı Devleti dir. Devletin

kurucusu Osman Gazi, Kur ân-ı Kerim in bulunduğu odada ayağını uzatıp yatmaktan

hayâ etmiş, Allah-u Azimüşşân da bu hürmete binaen onun vasıtasıyla dünyanın en

muhteşem devletlerinden birinin kuruluşunu kendisine ihsan etmiştir. Osmanlı

Devleti idarecileri yalnızca Mushaf-ı Şerife hürmet göstermemişler, onun

manasına da hürmet göstermişler ve Kur ân ın hükümlerini yeryüzüne hâkim kılmak

için çalışmışlardır. Zira Kur an Kâinatın Sahibi olan Allah-u Teâlâ nın

kitabıdır.

Sultanlar Sultanı olan Rabbimiz Tekvini kanunları

vazettiği gibi, insanların ef al-i ihtiyariyelerini tanzim eden teklifi

kanunları da vazetmiştir. Yani insanları kendi hallerine bırakmamış, onların

ebedî hayat öncesinde imtihan oldukları bu dünyada nasıl davranacaklarını, neye

göre hüküm vereceklerini de kitapları ve peygamberleri vasıtasıyla beyan

buyurmuştur.

Kur ân bütün beşeriyet için maddî-manevî şifadır. Hidayet

ve huzur kaynağıdır. Hakikî İslâmiyet bütün insanlığın kurtuluş vesilesidir.

Şu safhada kim ne biliyorsa söylemelidir. Âcizane 40

yıldan beri ilimle iştigal etmekteyim. Çoğu defa günde 8-10 saat okumaktayım.

Gece gündüz düşündüğüm meselelerden biri de atalarımın da yaklaşık bin sene

ikamet ettiği bu vatanın maddî ve manevî kurtuluşudur. Sözü fazla uzatmadan,

evirip çevirmeden, çözüm için merhum Mehmet Akif in dediklerini tekrarlayacağım.

Bu çilekeş ve Hak âşığı, vatan sevdalısı şairimiz şöyle diyor: Allah a dayan,

sa ye sarıl, hükmüne ram ol. / Yol varsa budur, bilmiyorum başka çıkar yol.

Şöyle bir düşünecek ve dört bir yanımıza bakacak olsak,

Allah tan başka dostumuzun olmadığını görürüz. O halde başka sahte dostlara

başvurmaya ne lüzum var. Allah a dayanacağız, maddeten ve manen çalışacağız,

gayret göstereceğiz. Yani güçlü bir ordumuzun olması, ordunun silah

ihtiyaçlarının bu ülkede karşılanması, ekonomik cihetten bağımsız olmak, bu

ülkede yaşayanların kardeş olduğunu hatırlayarak el ele ve gönül gönüle vermek

için çalışacağız. Sa ye sarıl! dan murat budur. Ondan sonra Allah ın hükmüne

boyun eğeceğiz. Yol varsa budur, bilmiyorum başka çıkar yol.

Kimi bağırıp çağırıyor, kimi meşru iktidarı gayr-i meşru

yollarla devirmek için çalışıyor, kimi sadece slogan atıyor, kimi denize

düştük şu yılana sarılalım diyor. Yılanlar, tilkiler, canavarlar; Bana gelin!

Benim söylediklerimi dinleyin! Benim verdiğim reçeteleri uygulayın! diyor.

Yıllar yılı onların dediklerini dinledik, onların verdiği reçeteyi kullandık da

ne oldu İşte durum orta yerde. Hem bütün sancılarımızda onların parmağı yok

mu Bu ülkenin gerçek akil adamları artık aklını başına almalı, kafa kafaya

vermeli ve gerçek kurtuluş yolunu bulmalı. Arkadaş, yol varsa budur, bilmiyorum

başka çıkar yol.