Herkes yılın “en”lerini seçti, ilan etti, ödülleri verildi.

Ben de 2012’nin bu son gününde yılın en şaşkınını seçtim.

Bana göre yılın en şaşkını Başbakan Yardımcısı Sayın Bülent Arınç’tır. O kadar

şaşkın ki, kaç kere üst üste fikir değiştirdi, U dönüşleri, teviller,

düzeltmeler, çıkmaza sapmalar kendisine nasip oldu. Herkes şaşkınlıkla

izliyorken ben gayet normal karşıladım. Nedenini izah etmem gerek…

Merhum Liderimiz Prof. Dr. Necmettin Erbakan’a kazan

kaldırıp yollarını ayırmaya karar verme aşamasında, Sayın Abdullah Gül, Bülent

Arınç, Abdüllatif Şener, Melih Gökçek gibi kafa isimler, defalarca İstanbul’a

gelerek teşkilat mensupları ile istişare etme bahanesiyle, Sayın Recep Tayyip

Erdoğan hakkında araştırma ve soruşturma yapmışlardı. İl teşkilatımızdaki hem

maddi destek olup, hem de ağır işçiliğini yapanlarla istişare edilmemişti.

Çünkü onlar davaya sadık, lidere itaatkar, ayrılıkçılığı ağır suç bilen

insanlar olarak, bunların beyinlerinde kuluçkaya yatırdıkları ayrılık

fikirlerine uygun görüş bildirmezlerdi. Onlar bu ayrılıkların zararlı ve de

teşkilat kaidelerine göre ağır suç olduğunu falan söylemeye kalkarlardı.

Söz gelimi bir Ekrem Şama, bir Altan Yavuz, bir Altan Günay,

bir Ali Taşkıran, bir Lütfi Aydın ve benzerleri ile Tayyip Bey hakkında

istişare etmeye cesaret edemediler.

Onlar geldiklerinde, teşkilata parası ve emeği geçmemiş, laf

üretmekten ve bir takım fetvaları tersinden yorumlayarak muhalefetten başka

marifeti olmayanlarla istişare etmişlerdi. Mesela Hayati Yazıcı ile veya

Hüseyin Besli ile istişare etmişlerdi. Hele Sayın Besli toplantılarımızda saatlerce

muhalefet yaparak, usandırıp bıktırıncaya kadar vakit alırdı. Toplantı

bitiminde odasına geçtiğinde Tayyip Bey’in yorgun, bitkin ve sabrı tükenmiş

olduğu halde, mırıltı halinde söylediği onun hakkındaki tarizleri hâlâ

kulaklarımızdadır. Aynı Hüseyin Besli o günleri anlatan bir kitap yayımlamış

bir takım gerçekleri kafasına göre çarpıtarak yazmıştır. Herhalde ilgili şahsın

gözüne böylece girmiş ve imaj düzeltmiş olmalıdır. Kendisine biz kendi aramızda

“Bay muhalefet” ismi takmıştık .

Şayet işin ağır işçileri olarak bizim fikrimiz

sorulsaydı  elbette yaptıkları bu

ayrılıktan onları vazgeçirmeye çalışır ve Tayyip Bey hakkında da şu

görüşlerimizi söylerdik:

“Tayyip Bey etrafındaki insanların görüşlerine göre hareket

eder. Etrafında devamlı durmak ise zordur. Çünkü hırslı olduğundan etrafında

hep yeni insanlar ister. Onlara göre fikri şekillenir. Biz belediye başkanlığı

döneminde etrafında durmaya devam edemedik, yeni çevreler edindi, onların

fikrine göre hareket etti. Siz de onun etrafında devamlı duramayacaksanız, günü

gelir sizinle üretilecek ortak fikirle hareket etmediğini görür, hayal

kırıklığına uğrayabilirsiniz.”

Bize fikrimizi soran bazı insanlara bunu söylemişizdir.

Mesela yıllarca onun ekibinde bakanlık yapmış bulunan sayın Hilmi Güler’e

samimiyetle bunları ve daha fazlasını söylemiş ve ikaz etmişizdir. Hilmi

Güler’in başına neler geldiğini takip edemedim.

Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın etrafında, ona fikirleriyle

istikamet verecek, yola beraber çıktığı yukarda isimlerini saydığım

arkadaşların çoğunluğu bugün yok. Onun etrafında Zapsu var, Bağış var,

Rasmussen var, Obama ver, Cameron var, Ayrault var… Fikir ve eylemleri de buna

göre şekilleniyor. Boşuna topraklarımızı NATO toprağı ilan edip, onların

silahları ile donatmıyor. Gerek Kürecik kararları, gerek Patriot kararları veya

terörle mücadele söylem ve eylemleri hep çevresindekilerin etkisi ile oluşuyor.

Ortak akıl ile yürüyeceklerini deklere ederek, beraber yola

çıktığı arkadaşları bugün şaşkınları oynuyorlar. Sayın Başbakan’ın söz ve

eylemlerini, gelgitlerini, U dönüşlerini, masa tenisini izleyen seyirciler gibi

bir o tarafa bir bu tarafa bakarak izliyor, kendilerini ayarlamaya

çalışıyorlar. Sayın Gül, Sayın Arınç bunların en başında geliyor. Hele Sayın

Arınç iyice şaşkınları oynuyor. Teröre ve teröriste bakış ya da ağlayış

konusunda önce Diyarbakır Emniyet Müdürü’nün sözlerine sarılıp “bakın işte AK

Parti’nin insancıl icraatları artık böyle şekillenecek” mealinde sözler

söyleyip, ertesi günü Sayın Başbakan’dan azarı yeyince şaşırması ve çarketmek

mecburiyetinde kalması nasıl izah edilebilir BDP milletvekili hakkında

sarfettiği “ben de olsam dağa çıkardım” sözlerinden sonra, Sayın Başbakan’dan

iltifat alacağını beklerken fırça yemesi, gene U dönüşü yapmasına sebep oldu.

Şaşkınlıktan söylediklerine bakın ki, yanlış anlaşıldığını, empati yapmak

istediğini, sözlerinin maksadı aştığını ifade ile yine Sayın Başbakan’ın

peşinden gitmek zorunda kaldı. O Arınç ki; 30-35 bin kelime ile konuştuğunu,

meramını çok güzel ifade edebildiğini kendisi söylüyordu. Nasıl oluyor da

maksadını aşan sözler söyleyebiliyor Elbette şaşkınlıktandır.

Bunlar gösteriyor ki, en hayati konularda bile Sayın

Başbakan, Arınç’ın fikirlerini sormuyor, istişare etmiyor. Kendisi sadece masa

tenisi topunun peşinden bakışlarını çeviren seyirciler gibi davranmakla

yetiniyor. Geçenlerde bir yerde konuşuyor. “Ben bundan sonraki hayatımda

belediye başkanı olmayacağım, herkes bunu böyle bilsin!” diyor. Bunları bana

değil, elbette Sayın Başbakan’a duyurmak için ve mesaj vermek için söylüyor. Bu

ne demek Bir araya gelip konuşamıyorlar demek. Sayın Cumhurbaşkanı’nın da bu

konuda muzdarip olduğunu görmemek için kör olmak gerek. Ama ben bu yazımda

Sayın Arınç’ın şaşkınlığını konu edindiğim için “kardeşlikten öte bağlarla

bağlı olduğu” diğer arkadaşlarının durumuna değinemiyorum.

Dedim ya, yılın en şaşkını bana göre Sayın Bülent Arınç’tır.

Bu onun yaratılış ahlakına da terstir, ama katlanmak zorunda kalıyor.

Kendisine şöyle seslenmek istiyorum:

Sayın Bülent Arınç!

Baştan araştırmadan, gerçekleri bilenlerle istişare etmeden,

soruşturmadan, ayrılık çıkararak hakettiğiniz şaşkınlığınız, bu dünyaya ait bir

keyfiyettir. Tamam, bakan oldunuz, Meclis başkanı oldunuz, başbakan yardımcısı

oldunuz. Ama bugün şaşkınsınız!

Sayın Arınç, ömür dediğimiz nedir ki! Hepimiz geldik

gidiyoruz. Baştan yanlış yaparak girdiğiniz bu yolda, yapılanların, varsa

sevabı, varsa günahı, varsa vebali size ait olacaktır.Yarın karşınıza çıkacak

olan sevaplar elbette sizin olacaktır. Şimdiden tebrik ederim.

Ama belki de bu sevapların yanında başka şeylerle de

karşılaşacaksınız. Mesela yakılan, öldürülen ya da köpeklere boğdurulan

onbinlerce çocuğun ve bebeğin minik kanlı elleri yakanıza yapışabilir. Tecavüze

uğrayan yüzbinlerce kadının kınalı parmakları gırtlağınıza geçirilebilir. Öldürülmüş,

yakılmış, üstüne işenmiş, parçalanmış binlerce ceset parçası boynunuza

asılabilir. Vergisini veren binlerce Müslüman mükellef, paraları ile Manastır,

Kilise, Havra ya da futbol stadyumu benzeri mekanların açılması dolayısıyla

hesap sormaya kalkabilir. Bıraktığı vakıfları amacından saptırılan bir çok

fatih önünüzü kesebilir. Yaprakları çiğnenmiş Kur’anlar, Muhammedün

Resulullah’ı çıkarılmış Ezanı Muhammediler, gavurla evlendirilmiş Müslüman

kızlar ve nesilleri hesap sormak için önünüzü kesebilir.

Bunlar sürpriz olmaz. Bunlar bana sorulmadan yapıldı, ortak

akılla değil, ben vebaline ortak değilim diyebilir misiniz Yapılan icraatlar

adınıza yapılıyor. Birçok tek başına alınan karar Hükümet kararı olarak hayata

geçiyor.

Benim nazarımda yılın en şaşkın adamı olan Sayın Arınç!

Hayatınızdan memnun musunuz

Ayeti hatırlayalım:

Kim zerre ağırlığınca bir hayır işlerse onun mükafatını

görecektir.   

Kim de zerre ağırlığınca bir kötülük işlerse onun cezasını

görecektir.