İslam Enstitüsü’nde birlikte okuduğumuz, hafız ve Arapçası iyi olan bir arkadaşım vardı.

Okul bitti, o öğretmen oldu, ben vaiz oldum.

İmam hatip okulunun müdür muavinine, “Bu sene imam hatip okuluna kayıt olan hafızları aynı sınıflara koy ve onların Kur’an dersi ile Arapça derslerini de bana ver” der.

Bu isteği gerçekleşir. İki sınıfta seksen hafız ve öğretmenleri Ali İhsan Hoca. Yıllarca bu böyle devam etti.

Seksen hafız öğrencinin hıfzını koruyor. Arapça seviyelerini ilâhiyatı bitiren öğrencilerin seviyesine çıkarıyor. Öğrencilerinin evlerindeki sorunlarını çözüyor.

Giyim kuşamlarından yeme içmelerine, anne-babalarını ziyarete gitmelere kadar her türlü ihtiyaçlarını karşılıyor.

Bunun için kimseden yardım almıyor. Kendi imkânlarıyla bunu başarıyor.

 

Arkadaşım, emekli olunca “Müslüman’ın emeklisi olmaz” der ve uzun zamandır hafız yetiştiren bir kız Kur’an kursunun yöneticisine, “Bana bir sınıf verirseniz, sizden ücret almadan okutmak istiyorum” der.

Yönetici de onu tanıdığından, “Sana kursun tamamını 300 öğrencisi ve hocalarıyla teslim ederim” diye cevaplar.

O, “Bana bir sınıf ver, bana sen dahil hiçbir kimse karışmasın” der.

Yönetici “tamam” der ve başlarlar.

Eylülde Elif Ba’dan başlayan otuz kadar öğrenci, Haziran ayında Diyanet’in hafızlık imtihanında diploma alırlar.

İkinci sene bütün veliler, çocuklarının onda okumasını isterler.

O da, “Benim kontrolümdeki sınıflarda geçen sene hafız olanlar hocalık yapacaklar” der ve her geçen sene sayı yüzleri aşar.

Duruuun… İş bu kadar değil. Bu öğrenciler, aynı zamanda Riyazu’s-Salihin isimli eseri de bitirirler.

Arapça dersler de alırlar.

Her ayetin açıklamasını öğrenirler.

Hafta tatilinde evine giden öğrenciler, hafta içinde öğrendikleri ayetlerin uygulamasını evlerinde anne, baba, kardeşler ve komşulara karşı nasıl davrandığı konusunda anne veya babadan yazılı açıklama getirmeleri de istenir ve uygulamada da başarılı olurlar.

“Mallarını gece ve gündüz, gizli ve açıktan (Allah için) verenlere Rableri katında ecri (karşılığı) vardır. Onlara korku yoktur, onlar mahzun da olmazlar.” (Bakara Sûresi, ayet 2/274)

Bu ayeti okuduğunda veya ezberlediğinde öğrencinin eline, Cuma günü camiye beraber gittiğiniz oğlunuz veya torununuzun eline biraz para verseniz ve bunu gecede, gündüzde, gizlice ve açıktan vermesini sağlasanız eğitimi uygulamalı yapmış olursunuz.

İlahiyat fakültesi hocaları ve öğrencileri, her cuma günü bulunduğunuz ilin ve ilçelerin kürsi ve minberlerini değerlendiriniz.

Haydi, minberde imam efendi olacak derseniz, namaz öncesi bir saat vaaz veren:

“Rabbinin yoluna hikmetle, güzel öğütle da'vet et. Onlarla en güzel şekilde mücadele et. Şüphesiz Rabbin, yolundan sapanı en iyi bilendir ve O, hidâyette olanı da en iyi bilendir.” (Nahl Sûresi, ayet 16/125)

Etrafa hakiki inci saçan cömert adamdan daha faydalıdır.

İnsanlara Allah’ın ayetlerini hatırlatmak, onlara nasihat etmek gerekir.

Ben bunu Konya’da İslam Enstitüsü başkanlığımda ekim ayından haziran ayına kadar her cuma, Konya’nın bir ilçesine giderek arkadaşlarla görevimizi aksatmadan yaptık.

Şu geçen sene imam hatip okulunun birinde Kur’an dersi hocası, sendikal faaliyetlerde bulunuyorum bahanesiyle derslere gelmediği halde, gayretli bir fen dersleri hocası, öğrencilerinin öğle namazı kılmalarını sağladığı gibi teneffüste dini dersleriyle ilgili sohbetler yaparak onları hem okula hem meslek derslerine ısındırıyor.

Kendi dersini sınıfta öylesine güzel anlatıyormuş ki, öğrencilerin hepsi o derste okulun diğer sınıflarından daha başarılı oluyormuş.

Bu sene o fen dersleri öğretmeniyle tanışmaya ve nasıl yaptığını öğrenmeye gideceğim inşallah.

Daha önce bu sütunda Kur’an hocası bir arkadaşımı size tanıtmıştım.

Öğrencilerini devamlı telefonla arayarak ezberlerine yardımcı oluyor ve ezberleyenlerin bir ayet bile olsa dinleyip “Yarım saat sonra seni arayacağım, diğer ayetleri de ezberle” gibi uyarılarla bir ömrü kömür olmaktan altına dönüştürüyor.

(Devam edecek)