Hayatı durağanlaştıran ya da canlı kılan insanın
kendisidir.
İnsan sorumluluk bilincine erdikten sonra kendisine bir
yol çizer veya bir yol üslubu tutturur. Kişi bulunduğu yolun başlangıcından
itibaren kendini belli eder. Bulunduğu çevredeki insanlar tarafından da fark edilir.
Bundan ötürü kişi hakkında olumlu ya da olumsuz hüküm verilir. Sonuçları çok da
yanıltıcı olmaz. Adam olacak çocuk gibi bir deyimin gerçeğe uygun oluşu da
bundan. Tersi de var bunun: Sen adam olamazsın deyiminde olduğu gibi. Bu,
hatta babalar tarafından da çocuklarına açıkça söylenir. Ya da adam olacak
olanı gözüne kestirir ona özenir. Diğerine daha dikkatli bakar, onu adam etmeye
çalışır. Çünkü bu da bir babanın sorumluluğudur.
İnsan kendi hayatını hem kolaylaştırır, hem zorlaştırır
ya da sıradanlaştırır.
İslâm bilincinde olanlar bilirler ki yeni bir günün bir
önceki günden daha ileri olması gerekir. Bu, âdeta üzerinde bir yükümlülüktür.
Geçmişimiz, büyük medeniyetimizi büyük bir birikimdir.
Beslenme alanımız ve gücümüzdür. Beslendikçe güç kazanırız, güç kazandıkça
yolculuğumuzu daha rahat ve verimli sürdürürüz. Geçmişimizin elbette önemli
unsurları var. Bunların iyi, güzel ve hoş olanlarından yararlanır,
olumsuzluklarını ise iyi kavrar benzer yanlışlara düşmemeye bakarız. Beslenme
ve yolculuk birbirinin tamamlayıcısı.
Hayatı anlamlandıracak olan da, kendine zehir eden de
insan. Olumlu ya da olumsuzlukları ayırt etme bilinciyle hayata bakılır ve yola
çıkılırsa sağlıklı bir yolculuk sürdürülür. Değilse hayat iniş ve çıkışlar,
sapmalarla geçebilir.
Kendimizi için istemediğimizi başkası için asla
istememeliyiz. Ölçü kendimiziz. Kendi sularımızda bilinçle atacağımız her
kulaç, yürümekte olduğumuz yoldaki her adımımız hem bizi tanımlar hem de bizi
arzulanan hedefe ulaştırır. Yolculuklar sanıldığı gibi öyle kolay değildir. Her
yolun bir zorluğu var.
İnsanı yoldan alıkoyacak çok olumsuzluklar var. Şeytan ve
kapılanları yollarımızda bizi bekliyor. Kendisine kapılanlarla işi yok çünkü
onlar artık onun yol arkadaşlarıdırlar.
Ayartıcı durumlar alabildiğine fazla. İnsanın edindiği
bilinç ve birikim bu gibi tuzaklara düşmeyi engeller. Yoluna ve yolculuğuna
bakmadan etrafındakilerle boğuşan, onlarla oyalanan hiçbir zaman sağlıklı bir
iş yapamaz. İnsan kendi zihnini ve ruhunun yolcusu olmalı. Kendisini daha iyiye,
güzele olana ayarlamalı ve kendi kendini ayartmalı. Kişini kendisi kimi zaman
farkında olsun ya da olmasın sağlıklı bir yol üzerinde olduğunu ya da
olmadığını fark etmeyebilir. Eğer sağlıklı bir yol üzerinde ise ki bunun
elbette ölçüleri var, yolculuğu onu huzurlu kılar. Değilse bir tedirginlik her
zaman olur. İnsanları kendi yanlışlarına çekmeye uğraşmak büyük bir vebal.
Kendi günahları kendine yetmiyor gibi, başkalarının da sorumluluğunu almak,
onun yükünü ağırlaştırıyor.
İnsan ve Müslüman olarak yükümlülüklerimiz var. İyilik ve
güzelliklerimizi güçlendirecek her adım, her eylem bizi gönendirir, mutlu eder,
huzurlu kılar.
Biz sadece kendimiz için yaşamıyoruz. Sorumlu
olduklarımız var. Eğer bilinç ve bilgi ile donanmış isek o zaman sorumluluğumuz
daha da artar. Elbette bunun karşılığı da var.
İnsan sürekli kendisiyle bir sınanma ile baş başadır.
Hayatın en karmaşık dönemini yaşıyoruz büyülü gibi
görünen bu dünya bizi beklenmedik uçurumlara, bataklıklara götürür. Ki durum
zaten bundan ibarettir.