Geçtiğimiz yayın döneminde konuk olduğum Demirhan Kadıoğlu’nun TV5 ekranlarında yaptığı Medya Mahallesi programında, Türk medyasının ve televizyonlarının yeni bir “Medya Dili” geliştirmesi gerektiğine dair bir fikri seslendirmiştik. Nedir bu yeni medya dili Genel perspektifte kamuoyunu bilgilendirmesi, enforme etmesi, doğruya ve güzele yönlendirmesi gereken medyamızın yıllar yılı yanlışlarla büyüyerek, kartopu haline gelen yayın mantalitesi ve karakteristiği, “menfaate odaklı” bir yaklaşım olmuştur. Menfaat kavramını, gazetelerimiz ve basınımız için tiraj, televizyonlarımız için ise reyting olarak kategorize edebiliriz. Her iki mecrada da kullanılan dil ve üslup, izleyenleri ve okuyanları irrite eden, yönlendiren, zihinlerini karıştıran bir yön tayinini sergilemektedir. Tartışmalar, kavga üslubuyla yönlendirilmektedir… Konuklar, reyting getirmeye endeksli sivri tipolojilerden, “dilin kemiği yok” atasözüne birebir uyan insanlardan seçilmektedir. Başlıklar, manşetler dikkat çekmek için insanın havsalasını zorlayan kelimelerden, yorumlar ise belli bir fikriyatı seslendiren, kapitalist ve materyalist bir tarafa yaslanan şekilde ayarlanmaktadır.

Söylemek istediğimiz şeylerin en bariz örneğini, 28 Şubat sürecinde açık ve net bir şekilde yaşadık. Demokrasinin ayaklar altına alındığı, doğru söyleyenin dokuz köyden kovulduğu, Türkiye Cumhuriyeti’nin en başarılı hükümeti Refah-Yol’un alaşağı edilmesi için yargının, işadamları kuruluşlarının, sivil siyasetin seferber olduğu bu dönemde bu meşum sürece manşetleriyle, yorumlarıyla, haberleriyle destek veren medya, basın tarihimizin yüz karası olarak tarihe geçti. Bu süreci konuştuğumuz rahmetli Mehmet Ali Birand, “Yatacak yerimiz yok” şeklinde itiraf niteliğinde bir değerlendirmede bulunmuştu. Bu durumu sosyolojik olarak analiz edecek ve genç nesillere geçmiş dönemlerle ilgili kayıtlar bırakacak olanların eminiz ki karşısına çıkacak olan gerçek, “Türk medyasının kaypaklığı” gerçeği olacaktır.

Bu kaypaklık, doğruları gizleme, gerçeklerin üzerini örtme, sosyal ve siyasal gerçekleri güç sahiplerinin “emrine amade” biçimde değiştirme gayreti güden, menfaat için girmeyeceği kılık bulunmayan medyanın, ülkemizdeki hazin varlığına işaret etmektedir.

Değiştirmemiz gereken mantalite ve anlayış budur… Eleştirmemiz gereken nokta ve bam teli burasıdır.

Medya yeni bir dil ve üslup geliştirmek istiyorsa, öncelikle bu noktadan itibaren bir bıçak gibi daha önce bataklığa dönüştürdüğü tarihsel mantalitesini kesip atmalı, yeniden yola koyulmalıdır. Birkaç hafta önce hatırlarsanız, Seda Sayan’ın iki karısını öldüren bir adamı programına konuk etmesini eleştirmiş ve bu anlayışın tamamen tarihe gömülmesini talep etmiştik. Program, bir iki hafta sonra yayından kaldırıldı…

Peki, bu medya kuruluşunun yayın mantalitesinde bir değişiklik oldu mu

Bu bir magazinel yaklaşım, basit bir magazin programı, kadın programı…

Peki, bu kanaldaki “magazini kutsayan, magazinden beslenen ve magazinden reyting devşiren” anlayış sona erdi mi

Bizim sormak istediğimiz nokta işte tam burası. Yeni bir medya dili gerekli şeklindeki fikri haykırışımızın, hançeremizi yırtarcasına, “Lütfen izleyenlerimizi insan yerine koyun” diye bağırışımızın oturduğu temel işte tam bu nokta. Yanlışlık bir programda değil ki… Yanlışlık, bu medya anlayışının insanımıza sunduğu karanlık hedeflerle dolu, materyalist, kapitalist, hedonist, egoist dünya… Bataklık derinleşirken, çukura yuvarlanan insanımızı oradan kurtarmak daha da zor hale geliyor.