Küreselleşmenin arka planında 16. yüzyılda başlayan

Merkantilizmin benzer yeni tezahürü ile Batı dünyasının ekonomik kolonizasyonu

söz konusu iken, Türkiye de iktidar muhalefet ilişkisi maalesef olması gereken

düzlemde değildir. Batı, bir yandan sömürüye müsait ülkeleri kendi iç

dinamiklerinde çatıştırırken, diğer tarafta ise; benzeri yüzyıllar önce Büyük

Britanya da yaşanan çitleme hareketiyle ekonomik dengeleri altüst eden

uygulamalarla ekonomik tekelciliği ele almaktadır.

Şu anda, İsrail benzer uygulamaların merkezi olma

durumuyla karşı karşıyadır. İsrail, başta Kıbrıs Rum Kesimi olmak üzere,

yayılmacı politikalarını ekonomik güçle elde etmeye çalışmaktadır. Kıbrıs ın

Dipkarpaz bölgesinde liman inşa eden İsrail in burada yayılmacı bir politika

içerisinde olması dikkat çekicidir. Özellikle, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi,

İsrail in liman inşa ettiği ve KKTC toprağı olan bu yerde kantonal bölge için

diretmesi dikkat çekicidir.

Yanı başımızda böylesine vahim gelişmeler yaşanırken,

maalesef dış politikada Türkiye, ABD ve Batı ya mahkûm edilmiştir. Türkiye nin

içinde bulunduğu coğrafyada belirsizlik yaşanırken, Alman Cumhurbaşkanı Joachim

Gauck un Türkiye yi farklı noktalardan eleştiren politikası dikkat çekicidir.

Hükümetin ve muhalefetin tavırlarındaki belirsizlikler ve birbirleriyle kavgaya

dayalı yaklaşımları ister istemez Alman Cumhurbaşkanı gibi liderlerin Türkiye

konusunda rahatça daha sert açıklamalar yapmasını sağlamaktadır.

İktidar gerginlik üzerinden politik gündemi aynen devam

ettirirken, Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç başta olmak üzere, Türkiye de

önemli kurumları temsil eden şahsiyetlerin benzeri zehir zemberek açıklamalarla

misli ile mukabelede bulunmaları anlaşılır cinsten değil doğrusu.

Maalesef, uluslararası alanda ortak politikalar

yürütebileceğimiz, stratejik işbirliğine gidebileceğimiz ve aramızda ciddi bir

sorunun yaşanmadığı ülke sayısı artık parmakla gösterilebilecek sayıdadır. 

Türkiye-ABD ve Türkiye-Avrupa ilişkilerinde diyalog ve

çatışmaların iç içe geçtiği bir gösterge söz konusudur. Türkiye, gittikçe

güçlenerek ve politik olarak olgunlaşarak önemli bir uluslararası denge unsuru

olması gerekirken ve ağırlığı ve önemini hissettirmesi gerekirken,  maalesef uluslararası konjonktürde gün

geçtikçe yalnızlığa mahkûm edilmektedir.

Bugün Türkiye de yaşanan gergin politikalar yüzünden,

insanlarda tedirginlik ve ümitsizlik hâkim olmaktadır. Geleceğe dair endişeler

söz konusudur. Bu yüzden, yeni bir toparlanma için her zamankinden daha güçlü

bir özgüvene ve inanca sahip olmamız gerekmektedir.

Türkiye, yok oluşa doğru hızla dörtnala ilerlerken, yeni

bir varoluş için güçlü argümanlara ihtiyaç duyulmaktadır. İşte bu noktada,

ayrışmayı tetikleyen tüm unsurları ortadan kaldıracak adımların atılması için

başta Cumhurbaşkanı olmak üzere, herkese büyük sorumluluk düşmektedir.

1980 öncesi kavgacı politik anlayışı çağrıştıran

yaklaşımlarla sorunların önüne geçmek pekâlâ mümkün gözükmemektedir. İç ve dış

ikameli bu gergin politikalar karşısında, uzlaşı ve sağduyulu yaklaşımlara her

zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulmaktadır.

Bu nedenle, iktidar ve muhalefetin politik anlayış ve

stratejilerini yeniden gözden geçirmelerinde büyük fayda görüyoruz. Kısa vade

içerisinde belki kısır döngülü politik hesaplar pirim yapabilir, ama uzun

vadede ortaya konulmaya çalışılan yeni küreselleşme anlayışı içerisinde

Türkiye nin büyük zarar göreceği kaçınılmaz bir gerçek olsa gerek.