MHP ile AKP uzun görüşmelerin ardından başörtüsünün üniversitelerde serbest, onun dışında yasak olması hususunda anlaştılar. Bir diğer ifade ile başörtüsü kamudan hizmet alırken serbest ama hizmet veren durumundaysanız yasak. Daha doğrusu başınızı örtmek istiyorsanız kamuda görev alamazsınız. Anlaşmanın özünü bu oluşturuyor. Anlaşmanın bir başka hükmü ise üniversitede başını örtmek isteyenler belirlenmiş şekil şartına uygun davranacaklar. Başını örtenler yüzleri açık kalmak şartıyla eşarplarını çenelerinin altından bağlayacaklar. Zaten eşarpla yüzün kapatılması mümkün değildir. Bu bakımdan bir bakıma çarşafın önünü kesmek için yüzün açık kalması şartı getiriliyor. Çene altında bağlanmaya gelince; isteniyor ki genç kızlarımız başlarını nineleri gibi bağlasınlar.. Bu bakımdan üniversitede başörtüsü nineler gibi bağlanınca serbest, onun dışında bir bağlama şekli yasak.
Böyle bir düzenleme şimdiye kadar genç kızlarımızın başlarını bir simge olarak örttükleri iddialarını kabul anlamına gelmez mi Peki nasıl bağlanacağının şekli bile kanunla belirlenince bu simge olmaktan çıkacak mı Bir başka ifade ile devlet başörtüsü konusunda yeni bir bağlama şeklini kanun yoluyla belirleyince yeni bir simge oluşturmuş olmaz mı
Sözü uzatmaya gerek yok. Beyler; İslam başın nasıl örtüleceğine dair bir ölçü ortaya koymuştur buna karşılık bağlanma biçimini sabit şekle indirgememiştir. Bunun oluşmasında örfün ve iklimin önemli rolü vardır. Bir genç kızımız üniversiteye giderken başını örterken dikkat ettiği bazı hususlara köyünde tarlaya giderken istese de dikkat edemez. Yani tarlada çalışırken çenesinin altından iğne ile istese de tutturamaz. Bu bakımdan ülkemizde şimdiye kadar başörtüsünün nasıl bağlanacağına dair belirli bir şekil yokken şimdi üniversitede başörtüsüne özgürlük getirdiğini ileri sürenler bunu da sınırlandırma yoluna gitmişlerdir. Belli ki bazı çevrelerin baskısından korkmuşlardır.
İki parti arasında sağlanan mutabakat bir başka gerçeği daha gösteriyor. O da iki parti de üniversitede başörtüsünü serbest bırakacak düzenlemeye evet derken bu konuya inanç özgürlüğü olarak bakmıyorlar. Eğer olaya inanç özgürlüğü açısından bakıyor olsalardı serbestinin sadece üniversitelerle sınırlandırılmaması gerekirdi. Çünkü, din başörtüsünün sadece üniversitelerde takılmasını emretmiyor. Bunun şartları bellidir. Bu konuda Diyanet İşleri Başkanlığı ndan gereken dini hükmü öğrenebilirlerdi. Ama böyle olmadı, olay sadece üniversitelerle sınırlı tutuldu.
Şahsen olayı bir samimiyet sınavı olarak takdim etmek istemiyorum. Ancak, belli çevrelerin baskısı karşısında iki parti de geri adım atmıştır. Düne kadar olduğu gibi yasama yetkisini ellerinden bulunduranlar karşılarında bazı kişi ve kurumları bulmuşlar, bu kişi ve kurumlar yasamanın üzerinde bir konuma sahip kabul edilmişlerdir.
Elbette Meclis te çoğunluğa sahip olmak her istediğini yapabilmek anlamına gelmez. Bir başka ifade ile astığı astık kestiği kestik demek değildir. Yasama organının asli görevi tüm toplumun insan haklarını korumaktır. Gerekirse bunun için birtakım dayatmalara karşı direnebilmektir. Meseleye bu açıdan bakıldığında inanç özgürlüğünün temel insan haklarından birisi olduğunu kabul eden herkes başörtüsünün her alanda serbest olmasına destek verir. Bir yandan inanç özgürlüğüne evet deyip arkasından da başörtüsü yasağının şu yada bu şekilde sürmesini istemek temel insan haklarından birinin ihlali anlamına gelir. Bu noktada Meclis kesinlikle bu yasağın devamını isteyenlerin yanında yer alamaz. Aldığı takdirde asli görevini yapmamış/yapamamış demektir. Meseleye bu açıdan bakıldığında başörtüsü ile ilgili yeni düzenleme hususunda anlaşan AKP-MHP olayı inanç özgürlüğü olarak ele almamış olmaktadır. Böyle olunca varılan mutabakat yanlıştır, yarımdır. Günü kurtarmaya yöneliktir. Bir diğer ifade ile birilerini kızdırmamak için inanç özgürlüğüne vurulan pranga sökülmemiştir.