Hazine ve Maliye Bakanı Nebati, “Yaza kalmadan değişimi göreceğiz, refah toplumun tümüne yansıyacak” demiş, bu sözlere karşı çıkmak mümkün mü? Kim istemez toplumda belli kesimler arasında uçurumun olmamasını, toplumun tümünün insanca yaşayacak bir gelir seviyesine ulaşmasını? Zaten siyasi kadrolar da, toplumda aç açık kimse kalmayacak, toplumun her ferdi refahtan pay alacak diyerek milletten oy istemezler mi? Yani ülkenin zenginliklerinin sadece belli bir kesime transfer edilmesinin engellenmesini, herkesin insanca yaşayacağı bir gelir seviyesine ulaşılmasından güzel ne olabilir. Bu toplumun ABD parasına esir edilmesinin üzmemesi mümkün mü? Ancak, kötü yönetimler sonucunda ülkeler hiç beklenmedik bir takım bunalımlarla karşılaşabiliyorlar. Elbette ülkenin böylesine bir sıkıntıya düşmesinin sorumlusu da o ülkeyi yönetenler olacaktır. Bir de eğer bir ülkede 20 yıl boyunca iktidarda olan kadrolar varsa ve ülkeyi içine yuvarlandığı sıkıntıdan çıkarmak için bir takım kararlar almış ve 20 yıla yakın iktidarda olan kadrolar ülkeyi içine yuvarlandıkları sıkıntıdan çıkarmak için bir takım kararlar almış ve uygulamaya koymuşlar ve bu durumu Hazine ve Maliye Bakanı, “Üç günde finansal istikrarı sağladık” diyerek mutluluğunu ifade ediyorsa ister istemez bunca yıl iktidarda olup da sonunda fiyatlar başını almış gitmiş, dar ve sabit gelirliler perişan hale düşmüşse öncelikli olarak bu noktaya gelinmesinin sebeplerinin araştırılması ve sorumlularının millete hesap vermesi gerekir. Çünkü bakanın açıklamasına göre üç günde finansal istikrar sağlanabildiğine göre bu noktaya gelmeden niçin bir tedbir alınmadı?

Aslında soruları çoğaltmak mümkün. Ancak, bu soruları ne kadar çoğaltırsak çoğaltalım bir cevap alınamayacağı da ortada. Çünkü iktidar 20 yıldır yapılan iyi şeylere sahip çıkarken, yanlışları da bir takım dış odaklara ve muhalefete atarak işin içinde çıkmaya çalıştı. Bunda başarılı olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Dolardaki sınır tanımaz yükseliş ve paramızın pula dönüşünün sebep olduğu duruma yönelik atılan adımlar bir gazetemizde, “ Dolar lobisi kaybetti, faiz lobisi kazandı” şeklinde yorumlanırken ister istemez her iki durumda da kazananın millet olmadığı küresel sermaye ve içerideki uzantıların kazançlı çıktığı belirtiliyordu. Her durumda kaybeden milletimiz olurken kazanan sermaye sahipleri oluyor. Çünkü uygulanmakta olan sistem refahın toplumun her kesimine yansıması değil, zenginlerin daha da zenginleşmesini sağlıyor. Bir bakıma milyonların emeği bir avuç para babalarına aktarılıyor.

Tüm bunları hatırlatmaktan maksadım, bir takım tedbirlerle alınmış net bir sonuç ortaya çıkmadan hava atmaya başlayanlar böyle bir finansal darboğaza ülkenin girmesini niçin engellemediler de şimdi, iki gün içinde finansal istikrarı sağladık diyerek övünmeyi tercih ediyorlar. Çünkü yaşanan finansal istikrarsızlık ülkemizin gelir dağılımındaki dengesizliği çok ileri boyutlara ulaştırdı. Bu ülkede hâlâ asgari ücretin çok altında maaş alan milyonlarca emeklinin bulunduğu unutularak asgari ücrete yapılmış olan zam ile övünülerek sorunların üstü örtülüyor. Paramız yüzde yüz değer kaybettiği bir noktada asgari ücrete yüzde 50 zam yapılmasının yetersizliği belki gizlenebilir ama insanımızın yaşadığı sıkıntılar giderilemez. Bunun için hep birlikte ülkemizde üretim artışını sağlamak, bu artan üretimden ortaya çıkacak gelirden toplumun tüm kesimlerinin insanca yaşamalarını sağlayacak bir pay verilmesi gerekiyor. Yoksa içeride üretim düştükçe dışarıdan ithalat yapılarak ihtiyaçların giderilmesine çalışmak, kendi insanımızı sefalete mahkûm etmek anlamına geliyor. Bir takım güzel sözler ve vaatlerle ülkenin sorunlarını gidermek mümkün olmayacaktır. Olsa olsa toplum oyalanmış olacaktır.

İşin acı tarafı da şu ki, bu ülkede üretim artıracak yatırımlar yapılmadığı sürece ekonomik sorunların çözülmesinin mümkün olmadığını söyleyenlere yönelik bir takım ithamların hiç olmazsa geldiğimiz şu noktada düşünülmesi gerekmez mi?